NET TÜRK

preview image

SİNEMANIN "DAMAT FERİT"İ

1970 yılında Ses dergisinin oyunculuk yarışmasına katılarak birinci oldu, oyunculuk kariyeri 1971 yılında ilk sinema filmi “Emine” ile başladı.

1970'li yıllarda rol aldığı filmlerle Türkiye'nin gönlünde taht kuran "Damat Ferit" lakaplı oyuncu, Adile Naşit, Münir Özkul, Gülşen Bubikoğlu gibi Yeşilçam'ın birçok ünlü ismi ile başrolü paylaştı.

1977 sonrası toplumsal içerikli filmlerde rol almaya başladı; Maden, Sürü, Yol gibi filmlerde rol aldı.

1978'de Maden, 1980'de Adak ve Sürü filmleriyle En İyi Erkek Oyuncu seçildi. Yılmaz Güney'in yönetmenliğini yaptığı Yol'daki performansıyla da 1982 Cannes Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülüne aday gösterildi. 1985 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali'nde de Mansiyon filmi ile Gümüş Ayı Mansiyon ödülünün sahibi oldu.

Türk magazin dünyasının duayeni olan Gazeteci Tayyar (Yıldız) Baba onu şöyle anlatır:

"Side’de film çekimi olduğunu söyleyerek beni davet etti. Side de 3 günü beraber geçirmiştik. Siyasetten günlük yaşama, Yılmaz Güney'den Kemal Sunal’a kadar birçok anılarını dinlemiştik. Yılmaz Güney ile tanışmasının hayatını değiştirdiğini söylüyordu. Ağır konuşur ama dolu dolu konuşurdu. Söylediği her kelimeyi ilgiyle takip ederdim. Benim için daha doğrusu magazinsel bir haber yapmam için sahil paraşüt sporunu yaptı. Çektiğim resimler kelebek de yayınlanmıştı tam sayfa. Daha sonra dostluğumuz devam etti.

Rahmetli ile en önemli anım Altın Portakal film festivalinde oldu.

Bir sabah Dedeman oteli (Akra Barut) lobisinde bir adamla sohbet ettiğini gördüm. İyice yaklaşınca bu adamın 'Derin Devlet'in adamı bir binbaşı olduğunu anladım. Onu o yıllarda Antalya siyasi şube Müdürü Cafer Şahin’in yanında birkaç kez görmüş ve tanımıştım. Sohbet ettiklerini görünce endişelendim. Haber vermek onu uyarmak istedim. Ama nasıl yapacağımı bilemiyordum. Birden Resepsiyona yanaştım. Tanıdığım görevliye gidip ona telefonuolduğunu, resepsiyona kadar gelmesi gerektiğini söylemesini istedim.

Resepsiyon görevlisi önce itiraz ettiyse de ısrarım üzerine gitti ve dediğimi yaptı. Resepsiyona doğru geldi telefonu eline aldı ve ben yanına yanaşarak tıpkı ajan filmlerinde olduğu gibi çaktırmadan dışarı çıkmasını söyledim. Şaşkındı. Tuhaf tuhaf yüzüme bakara 'Ne oluyoruz Mahmut?' dedi.

Çaktırma ve dışarı gel dedim ve yürüdüm. Arkamdan geldi. Ona içerde sohbet ettiği adamın kim olduğunu söyledim. Tanımıyormuş. 2 gün önce Otelde tanışmışlar. O gün de kahve içmeye davet etmiş lobiye. Kendini iş adamı olarak tanıtmış. Oysa O şahıs bir binbaşıydı. Genel kurnaya bağlı siyasi kanat sorumlusuydu. Dostumuz ve ağabeyimiz emniyet müdür yardımcısı ve siyasi şube müdürü ile kahve içmeye gitmiştim. Sohbet ederken yanında bu zat da vardı. Cafer şahin ağzından kaçırmış daha doğrusu bilerek bu bilgiyi bize vermişti ki pot kırmayalım diye…

Onu bu 'Derin Devlet'le ile görünce kuşkulanmıştım..

Konuyu anlatınca adeta şok geçirdi.

Daha önce Vatan hainliği ile suçlanıp yargılanmıştı 1982'de, 12 yıl ceza isteniyordu, ancak 2,5 ay hücre hapislinde kaldı. Suçsuzluğu ortaya çıkınca berat etti.

Sanki o günler gözünün önüne gelmiş gibi yüzü tanınmayacak haldeydi..

Ben Konuştukça kızarıyordu. Hatta bir ara yüzü kireç gibi oldu. Elleri Titriyordu. Elini omuzuma koyarak.

- Teşekkür ederim dostum, bu iyiliğini unutmayacağım. Sonra detaylı konuşuruz, ben odama çıkıyorum…

Otelin kapısından içeri girdi ve bana dönüp tekrar teşekkür etti ve 'Mahmut beni izle lütfen' dedi.

Lobide oturduğu adamla hiç konuşmadan asansöre girip odasına çıktı. Ben de konuyu Tayyar Baba'ya söyledim. Birlikte her gün lobide onu izliyor, başına bir şey gelmesin diye endişeleniyorduk. Antalya da kaldığı süresince onu hep izledik.

Ölene kadar dostluğumuz devam etti, o gerçek bir Halk kahramanı, efsane bir sanatçıydı, vatansever bir adamdı Tarık Akan, o yüreklerde bir efsane olarak kalacak…

TARIK AKAN

Akan, toplam 111 filmde ve 4 televizyon dizisinde oynamıştır.

Sinema / Film
Yıl Yapım Rol Notlar
1971 Solan Bir Yaprak Gibi Murat Sayman Rol aldığı ilk sinema filmi, Seslendirme: Hayri Esen
Melek mi, Şeytan mı? Sedat Seslendiren: Hayri Esen
Beyoğlu Güzeli Ferit Aker Seslendirme: Toron Karacaoğlu
Emine Metin Seslendiren: Toron Karacaoğlu
1972 Sisli Hatıralar Hakan Seslendirme: Abdurrahman Palay
Vefasız Halil Seslendiren: Hayri Esen
Azat Kuşu Hakan Seslendiren: Hayri Esen
Sev Kardeşim Ferit Çalışkan Seslendiren: Hayri Esen
Kaderimin Oyunu Bülent Akman Seslendiren: Hayri Esen
Suçlu Hakan Ödül aldığı ilk film
Altın Portakal En İyi Erkek Oyuncu Ödülü
Seslendiren: Cüneyt Türel
Tatlı Dillim Ferit Seslendiren: Hayri Esen
Aşkların En Güzeli Ali Yanyalı Seslendiren: Abdurrahman Palay
1973 Bebek Yüzlü Murat Seslendiren: Abdurrahman Palay
Feryat Ferdi Seslendiren: Cüneyt Türel
Üç Sevgili Ali Seslendiren: Cüneyt Türel
Para Murat Seslendiren: Abdurrahman Palay
Canım Kardeşim Murat Seslendiren: Cüneyt Türel
Umut Dünyası Ahmet Seslendiren: Hayri Esen
Yalancı Yarim Ferdi Seslendiren: Hayri Esen
Oh Olsun Ferit Haznedar Seslendiren: Hayri Esen
Yeryüzünde Bir Melek Ömer Mutlu Seslendiren: Abdurrahman Palay
1974 Boşver Arkadaş Ferit Seslendiren: Hayri Esen
Esir Hayat Mühendis Aydın Seslendiren: Abdurrahman Palay
Kanlı Deniz Ahmet Seslendiren: Hayri Esen
Mahçup Delikanlı Metin Seslendiren: Abdurrahman Palay
Mavi Boncuk Yakışıklı Necmi Seslendiren: Hayri Esen
Memleketim Mehmet Seslendiren: Hayri Esen
1975 Çapkın Hırsız Orhan Seslendiren: Abdurrahman Palay
Yaz Bekarı Orhan Güven Seslendiren: Toron Karacaoğlu
Ah Nerede Ferit Seslendiren: Pekcan Koşar
Ateş Böceği Tarık Seslendiren: Pekcan Koşar
Delisin Ferit Seslendiren: Hayri Esen
Gece Kuşu Zehra Ferit Seslendiren: Esen Günay
Hababam Sınıfı Damat Ferit Seslendiren: Pekcan Koşar
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı Damat Ferit Seslendiren: Pekcan Koşar
Evcilik Oyunu Adnan Seslendiren: Toron Karacaoğlu
Bizim Aile Ferit Seslendiren: Pekcan Koşar
1976 Öyle Olsun Ferit Seslendiren: Pekcan Koşar
Aşk Dediğin Laf Değildir Yakup Seslendiren: Pekcan Koşar
Gizli Kuvvet Türk-İtalyan ortak yapımı film
Kader Bağlayınca Murat Seslendiren: Toron Karacaoğlu
1977 Cani Murat Seslendiren: Toron Karacaoğlu
Babanın Evlatları Fırıldak Ömer Seslendiren: Toron Karacaoğlu
Bizim Kız Murat Boğa Seslendiren: Toron Karacaoğlu
Sevgili Dayım Tarık
Baraj Orhan Seslendiren: Pekcan Koşar
Nehir Sinan Seslendiren: Esen Günay
Şeref Sözü Sedat Seslendiren: Esen Günay
1978 Lekeli Melek Salih Seslendiren: Esen Günay
Seninle Son Defa Uğur Seslendiren: Cüneyt Türel
Maden Nurettin 15. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu
Seslendiren: Esen Günay
Sürü Şivan 17. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu
Seslendiren: Esen Günay
Kanal Kaymakam Seslendiren: Cahit Şaher
1979 Adak Mümin 17. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu
Seslendiren: Kamran Usluer
Demiryol Bülent Seslendiren: Esen Günay
1981 Herhangi Bir Kadın Cemal Seslendiren: Kamran Usluer
Deli Kan Sefer Seslendiren: Kamran Usluer
Yol Seyit Ali Adaylık: Cannes Film Festivali, "En İyi Erkek Oyuncu"
Seslendiren: Erdal Özyağcılar
1982 Arkadaşım Ali Seslendiren: Esen Günay
Kaçak Habip Seslendiren: Esen Günay
1983 Beyaz Ölüm Yılmaz Seslendiren: Abdurrahman Palay
Derman Şehmuz Seslendiren: Kamran Usluer
Gecenin Sonu Kadir Seslendiren: Esen Günay
Çocuklar Çiçektir:Kuduz Topal Yakup Seslendiren: Kamran Usluer
1984 Damga Cengiz Seslendiren: Zafer Ergin
Kayıp Kızlar Komiser Yılmaz Seslendiren: Zafer Ergin
O'na Çirkin Kral Derlerdi Kendisi Yılmaz Güney belgeselinde fotoğraflarıyla yer almakta
Pehlivan Bilal 21. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu
Mansiyon: Berlin Film Festivali
Seslendiren: Kamran Usluer
Yosma Kerem Seslendiren: Kamran Usluer
Alev Alev Murat Seslendiren: Kamran Usluer
1985 Bir Avuç Cennet Kamil Seslendiren: Erdal Özyağcılar
Kan Haydar Ali
Paramparça Tayfun Seslendiren: Pekcan Koşar
Tele Kızlar Şahin Seslendiren: Zafer Ergin
1986 Acı Dünya Yusuf Seslendiren: Engin Şenkan
Adem ile Havva Münir Kozan Seslendiren: Pekcan Koşar
Son Darbe Nazmi
Kıskıvrak Yılmaz Seslendiren: Toron Karacaoğlu
Halkalı Köle Sefer Seslendiren: Engin Şenkan
Ses Adem Seslendiren: Engin Şenkan
1987 Kızımın Kanı Cemil Seslendiren: Engin Şenkan
Beyoğlu'nun Arka Yakası Haydar Rıza Seslendiren: Pekcan Koşar
Skandal Çetin
Su da Yanar Damat Ferit/Fero 1987 yılında Tokyo'ya gönderilmesinden 1 yıl sonra festival tarafından negatifin kaybolduğu bildirildi.
O günden beri bulunamamıştır. Filmin sadece negatifleri yok olmuş fakat daha sonra filmin Betacam video kopyasından 35mm negatif master çıkarılmıştır.[14]
Yağmur Kaçakları Seslendiren: Cahit Şaher
Çark Rauf İlk senaryo yazdığı film
1988 Dönüş Berde Seslendiren: Esen Günay
El Kapıları Zeynel
Kimlik Sadettin
Üçüncü Göz Tunç Yapımcılığını üstlendiği ilk film
26. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu
1989 İkili Oyunlar Tarık Dede
İsa, Musa, Meryem Musa
Leyla İle Mecnun Mecnun
1990 Bir Küçük Bulut Saycan
Karartma Geceleri Mustafa Ünal 27. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu
6. Altın Koza Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu
Berdel Ömer Seslendiren: Kamran Usluer
Devlerin Ölümü Yönetmen, Hoca, Dava Vekili ve Ağa
1991 Bir Kadın Düşmanı Ziya
Siyabend ile Heco Siyabend
Uzun ince Bir Yol Müşfik
1994 Yolcu Makasçı
Çözülmeler Uğur
1995 Yılmaz Güney: Adana-Paris Kendisi Yılmaz Güney belgeseli
1996 Aşk Üzerine Söylenmemiş Her Şey
1997 Antika Talanı:Karun Hazinesi Anlatıcı
Mektup Ragıp
1999 Hayal Kurma Oyunları Baba
2000 Eylül Fırtınası Hüseyin Efe
2003 Gülüm Ali 40. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu
Abdülhamid Düşerken Mahmut Şevket Paşa Seslendiren: Engin Şenkan
2004 Vizontele Tuuba Güner Sernikli
2009 Deli Deli Olma Mişka Dede
Karşıyaka Memleket Nazım Hikmet Ran
Kaynak:[15][16][17]
Televizyon
Yıl Yapım Rol Notlar
1992 Taşların Sırrı Kuray Oynadığı ilk TV dizisi
2002-2003 Koçum Benim Koç Can
2004 Gece Yürüyüşü Chuck
2006 Ahh İstanbul Marmara Eşref
2013 Geç Gelen Ödüller Kendisi
Kaynak:[18][19][20]

Ödülleri[değiştir | kaynağı değiştir]

Yıl Ödül Kategori Film Kaynak Sonuç
1973 10. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Suçlu [21] Kazandı
1978 15. Altın Portakal Film Festivali Maden [21][22][23] Kazandı
1980 17. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Adak ve Sürü [21][24] Kazandı
1982 Cannes Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Yol [25][26][27] Aday
1984 21. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Pehlivan [21][24] Kazandı
1985 Berlin Uluslararası Film Festivali Gümüş Ayı Pehlivan [28] Mansiyon
1989 26. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Üçüncü Göz [21][29] Kazandı
1990 27. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Karartma Geceleri [21][22][30] Kazandı
1992 6. Altın Koza Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Karartma Geceleri [21][31][32] Kazandı
1996 33. Altın Portakal Film Festivali Yaşam Boyu Onur Ödülü [21][33][34] Kazandı
2003 40. Altın Portakal Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Gülüm [21][35][36] Kazandı
2006 39. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri Onur Ödülü [37] Kazandı
2007 Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği Ödülleri Sinema Emek Ödülü [38][39] Kazandı

Ferit... Seyit... Bit...

BİR TARIK AKAN HİKÂYESİ

Tarık Akan 12 Eylül darbesi ardından gözaltına alınış sürecini; o sorgu-sual, baskı ve işkence dönemlerini, bir toplumsal görev addederek ‘‘Anne Kafamda Bit Var’’ adlı kitabında okurla paylaşmıştı.

Sinema sanatının edebiyat ile ilişkisi daima çift yönlü olmuştur. Uyarlanan edebi metinlerin okur-seyir bakışında zenginleşen tarafı, yoruma açıklığı ve her uyarlamanın özgün, yazılı esere uyumu, bir sonraki uyarlamaya dek tetikte bekleyen sinemacıları kışkırtması en belirgin ilişki biçimini tarif etse dahi bir diğer yön, “aksi yön” sinemadan edebiyata geçiştir.

Sinemacılar aynı zamanda yazardırlar. Senaryo metinleri -yeğin ve yetkin olmalarından bağımsız- ilkin ve teknik düzeyde, düşünceden/duygudan kalıba dökülmüş halleriyle onu oynayacak kişiden seti hazırlayacak, kamerayı kuracak, ışığı koyacak olana değin “yol gösterici”, seyirciye “yer gösterici”dir. Bunun ötesinde yönetmenler; kuramları, akımları temsil edip niyetlerini yazarak anlatmak durumunda kalabilirler ve teoriden pratiğe, nadiren ise pratikten teoriye doğru bir yol tuttururlar. Pratikten kâğıda geçiş, ‘‘iç döküş’’ hali yönetmenlerin heveslendiği bir alanı işaret eder oysa okur sinemanın magazin boyutunu oyuncudan takip etmeyi daha uygun bulur. Tam da bu noktada şu acımasız yanılgı, şu peşin yargı filizlenir: ‘‘oyuncuların yazdıkları basit olmalı’’ Basitlik, okurun ve yayın dünyasının beklentilerini büyük ölçüde karşılasa da mesele ‘‘dert anlatmak’’ olunca, bir oyuncunun kaleme yönetmenden daha fazla ihtiyaç duyduğu ‘‘su götürmez gerçek’’tir; zira yönetmen koltuğuna kurulmuştur bir kere. Yönetmenin koltuğu vardır ve oyuncunun günümüz için söylersek dinlendiği bir karavanın oluşu sürekli diken üzerinde ve ayakta durduğu sonucunu değiştirmez. Oyuncu kendisine buyrulandır. Oyuncu içine atandır. Öte yandan iletişim kuran ve paylaşandır. Yapımcılarla dirsek temasını hiç kesmez, rol arkadaşlarını idare etmekten geri durmaz, bazen odur kaprisi çekilen değil kaprisi çeken…

Şuraya bağlayacağım: Yönetmen sözünü kameranın arkasından söyleyebilir ancak oyuncu ezberlediği tekste sadık kaldıkça veya bazen doğaçlasa da kâğıtların büyüsünü yalnız okuyarak sınırlamaz, o büyüye kapıldığında eline alır kalemi ve düşüncelerini paylaşır. Anılarını, tecrübelerini anlatır. Girizgâhım umarım okuru sıkmamıştır. Oyuncuların edebiyatla kurdukları bağın salt özel hayat içerdiği biçiminde bir ön kabul ve ‘basitlik’ ithamıyla değerlendirilmemesi gerektiğini kendimce not düşmek istedim.

*

Bu yazı bir Tarık Akan yazısı, dolayısıyla şahsa tahsis edilerek yazılmış her yazı gibi kotarılması güç… Ancak inanıyorum ki Akan işimi iki açıdan kolaylaştıracak. Bu açılardan biri onun sinema tarihimizde edindiği, insanı kavramaya ve görüşlerini belirtmeye şevklendiren önemli yeridir; ötekiyse kişiliği, niteliği, politik tutumu ve filmografisinden hayli belirgin izlenebilecek değişimleridir. Sinemamızda çok az oyuncunun kariyerini böylesine kesin çizgilerle ayırabiliriz ve neredeyse hiçbirinin turnusolü bıyık değildir! Bıyığın bu ironisi esasında bıyık altından bizi güldüren bir yol ayrılığıdır. Yeşilçam’ın keskin krize doğru yol aldığı, çıkış dinamiğini kaybettiği ve İstanbul’un, Anadolu’dan göçlerle dalgalandığı, ilk arabesk film örnekleriyle beraber seks filmlerinin yaygınlaşmaya başladığı 70’ler ilk yarısında bu eksiği kapatabilecek belki en uygun kişidir Akan. Sinemanın yapımcılık tarafında hüneriyle bilinen Ertem Eğilmez, Akan’dan jön kumaşı biçmiştir ve diktiği kumaşı, parlak, temiz yüzüyle birçok kadın yıldızın karşısına koymakta, onların koluna takmaktadır. Ancak Eğilmez, 73’te bu kalıbın dışına bizzat kendisi çıkmak ister. Akan’ı Canım Kardeşim filminde yolları çamurlu, suları kesik bir gecekondu mahallesinde yoksul ve serseri fakat bir o kadar samimi bir hayat sürerken izleriz. Akan, Canım Kardeşim’de azmettiricinin yoksulluk olduğu tetiği ise kan kanserinin çekerek öldürdüğü küçük Kahraman’ın (Kahraman Kıral) ağabeyi Murat rolündedir. Bu rol Akan’ın sinemaya gerçek anlamda girişi de sayılabilir. Bu filme değin Akan, Ferit karakterini geçirmiştir sırtına, fiziğiyle öne çıkmıştır,‘‘ekmek teknesi’’ bir bakıma Ferit karakteridir.

Ferit ve Ferdi’ye Murat arası, sonrasında ise Şıvan ve Seyit Darbesi

Tarık Akan Ses Dergisi’nin Yeşilçam’a kazandırdığı yüzlerdendir. 1970’de birinci seçilip yakışıklı, bebek yüzlü girmiştir oyunculuğa. Köylerden büyük şehirlere ve Avrupa’ya ucuz iş gücünün, göçün artması Anadolu kadınlarını da geride bırakmakta, kalplerini kırmaktadır. ‘‘Tatlı Dillim’’ filminde köyün en aydını diyebileceğimiz öğretmeni dahi reddeden zengin züppesi tiplemesiyle bir çeşit sınıfsal uçurumun ve kır-kent çatışmasının tezahürüne yerleşmiştir Akan. O yakışıklıdır, aynı anda birkaç kadını idare eden ancak nihayetinde yalnızca birine bağlanandır. Akan üzerinden Anadolu kadınına mesaj verilmektedir: gurbetteki eşler yine size dönecek! Damat Ferit bazen Ferdi olur. Sektörün nabza göre kattığı şerbettir Akan, pürüzsüz yüzüyle. Doğuşundan itibaren, çoğunlukla gerçeğin tahrifatına dayalı eğlenceyi, seyirciyi birkaç saatliğine de olsa uyuşturmayı amaçlayan sinema, yanılsamasını maddi güzellik dayatarak sağlama gayretinde olmuştur. Peki, Canım Kardeşim arası Akan’ın oyunculuğuna ve kişiliğine nasıl yansımıştır? Bir can dostum şöyle der: ‘‘birilerinin her öğün yediği çeşit ve kalitede yemeği ömrünce ilk ve son defa ölmek üzere olan bir çocuğa yedirmek uğruna kanını satan insanların filmidir Canım Kardeşim’’. Bu melodram, 60’lar Yeşilçam’ına damga vurmuş sıradan melodramlardan değildir, alt metni ve sinematografisiyle sınıf çatışmasını gözler önüne sermektedir. Akan’a dair; kariyerinin henüz başlarında, genç yaşında ete kemiğe büründüğü ‘‘serseri fakat kardeşi için fedakâr ağabey Murat’’ karakterinin politik kimliğini de olgunlaştırdığını iddia edebiliriz.

Akan’ın oyunculuğunda bir başka kırılma Zeki Ökten ve Şerif Gören filmlerine geçişidir. Zeki Ökten’in yönettiği bir uyarlama olan Sevgili Dayım filminde bu kez küçük çocuğun (Murat-Murat Erton) dayısıdır Akan. Çocuk bir köşkte refah içinde yaşıyordur tek eksiği sevgidir Tarık yeğenine samimiyetini verir, ilgilenir onunla. Kariyerinin geri kalanında parlak yüzden asık yüze, bazen uzun bazen kirli sakala geçmezden evvel Eğilmez’in Hababam Sınıfı serisinde, ilk iki filmde boy gösterir Akan. Üstelik ‘‘Ferit’’, ‘‘Damat Ferit’’ gibi roller Rıfat Ilgaz’ın öykülerinde yer almamaktadır. Eğilmez çok popüler karakterini sınıfa ekler. Yakışıklı Ferit aslında haylaz sınıfın içinde yabancı, fazla yakışıklı kalmaktadır. İki filmin ardından Zeki Ökten’in yönettiği Yılmaz Güney senaryosu Sürü (1978)’de Şıvan’ı oynar ve Şıvan Yol filmindeki Seyit Ali’nin habercisidir. Sürü (1978) ve Yol (1981) filmleri ayrıksı bir Akan sürecinin kilometre taşları olarak göze çarpar. Sinekkaydı tıraşlı yüzden bıyığa geçiş 70’lerin ikinci yarısında ortaya çıkar. 1973’te Safa Önal filmi Umut Dünyası’ndaki toplumsal eleştirinin bir mahalle sıcaklığı ve özgüveniyle harmanlanmış benzerini Türker İnanoğlu yapımı Bizim Kız filminde görürüz. Gülşen Bubikoğlu, mahalleli tarafından büyütülen, okutulan bir genç kızdır ve fabrikatör oğlu Murat’a âşık olur. Akan’ın canlandırdığı bu Murat rolü Canım Kardeşim filmindekine benzemez fakat dönemin politik rüzgârına uygun biçimde arka planıyla toplumcu bir damardan beslenmektedir. Akan, Yol filminden evvel Ökten, Gören ve Yavuz Özkan filmlerinde boy gösterir ve oyunculuğu çoğunlukla kazanan kimi zaman buruk ve iç burkan yakışıklıdan sert haşin yakışıklıya evirilmektedir. Nehir filminde Akan’ı genel hatlarıyla flörtöz Ferit’ten pek ayrıksı sayamasak da cilve yapmak yerine sert, kaba davranmayı tercih eden bir rolde görürüz. İşçi rolleri, toplumun ve yoksulluğun içinden rollerde fabrikatörün hovardalık yaptığı için cezalandırılıp işçi olarak çalıştırılan oğlundan ekmeğini emeğiyle kazanan ve işçi sınıfından gelen, hakkını arayan, dayanışmaya katılan bir Akan seyrettirir bizlere. “Maden (1978)”, “Demiryol (1979)” gibi filmler örnek gösterilebilir. Akan Sürü filminden sonra belirgin bir değişim sergilemektedir. 12 Eylül Akan’ın oyunculuk tercihinin altına kırmızı bir çizgi çeker ve böylece Akan iyiden iyiye politik rollerin aranan oyuncusu haline gelir. Ferit’ten Seyit Ali’ye geçiş tam da bu kesite denk düşer. Akan, Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı, Şerif Gören’in yönettiği ve ‘‘Cannes Film Festivalinde’’ Altın palmiye kazanan ilk Türk filmi Yol’da ikinci bir oyuncu kimliği kazanır. Akan’ın Sürü’den ayrılan Yol’u artık şüpheye yer bırakmamaktadır. Yakışıklı bir karikatürden karaktere geçmiştir Akan ve yüzüne/yakışıklılığına ihtiyaç duymadan oynayabiliyor, karakterinin duygu-düşüncelerini seyirciye, dahası topluma geçirebiliyordur çünkü toplumla hemhal olmuş bir oyuncu vardır artık beyaz perdede. Seyirci onu gördüğünde cazibesine kapılmaktansa kendi dertlerini, içinde bulunduğu acımasız çarkı sorgulayabiliyordur. Bu politik dönüşüm 12 Eylül filmleri furyasında,   akademisyen Şükran Esen’in ‘‘darbe filmleri’’ şeklinde andığı 80’ler ikinci yarısında da “sakallı” yahut “bıyıklı aydın” filmlerinde kendini tamamlar. Akan’ın yüzü söz gelimi bir Kadir İnanır’ınki kadar haşin ve gaddar, ötesinde ‘‘halktan’’ izler taşımasa da canlandırdığı karakterler ona bu imkânı fazlasıyla tanımaktadır. 

Akan, ‘‘Ses (1986)’’, ‘‘Su da Yanar (1987)’’, ‘‘İkili Oyunlar’’ (1990) gibi darbe filmlerinin bir kısmında; yenilmiş, bocalayan, bazen işkencecisi polisi fakat özünde hep kendini, yanılgılarını arayan aydın, mağdur ve asıl olarak toplumsal yönden yaralı, sırt dönülmüş, tecrit edilmiş karakterleri canlandırır. Görürüz ki darbeye ‘yeterince’ direnmeyişe; sınır kapılarından sihir numaralarıyla geçerek apansız buharlaşıp Avrupa’ya iltica eden devrimci kadrolara, çarçabuk çözülen siyasi yapılara, kitle örgütlerine yönelik eleştirileri göğüslemekten ve faturayı oyunculuğuyla ödemekten, dahası zaliminin peşine düşerken bir taraftan da çıkışı aramaktan hiç çekinmemektedir. Yaptığı iş, dönemin ruhuna uymaktan çok siyasal sorumluluğunu yerine getirme çabasında anlamlanabilir. Özelleştirmelerin, ekonomik darboğazların işçi hareketini dalgalandırdığı bir aralıkta Muzaffer Hiçdurmaz’ın ‘‘Çark’’ filminde “işçi Rauf” olarak boy gösterir bu kez, yıl 1987’dir ve Rauf kadınların değil haklarının peşinde koşmaktadır. Beyoğlu Güzeli’nden Kazlıçeşme’ye, deri fabrikalarının kurulu olduğu bir işçi havzasına geçmiştir.

Kenan Evren’in nü tablolar çizen başarısız bir ressam olarak anlatıldığı benim de dahil olduğum kuşak Akan’ı biri popüler diğeri samimi iki filmden hatırlamaktadır: Vizontele Tuuba (2004) ve Deli Deli Olma (2009). Vizontele’nin devamı bu filmde Akan Hakkari’ye yolu düşen bir kütüphanecidir, halktandır, idealisttir ve darbe mağduru olmaktan bir kez daha kaçamaz. Kanal’ın kaymakamı ne denli idealist ise Vizontele Tuuba’nın devlet memuru Güner Sernikli de o denli idealisttir, inandığı değerler vardır ve toplumsal yozlaşmanın, ikiyüzlü bir uzlaşmanın kurbanı olmak yerine devlet hışmına uğramayı tercih etmektedir.

Bit: Haşerelerin ‘‘Armağan’’ Ettikleri Haşere

Tarık Akan 12 Eylül darbesi ardından gözaltına alınış sürecini; o sorgu-sual, baskı ve işkence dönemlerini, bir toplumsal görev addederek ‘‘Anne Kafamda Bit Var’’ adlı kitabında okurla paylaşmıştır. Bu ‘‘çok özel’’, bir hayli kişisel anıların aktarımı hali, yazının başında değinmeye çalıştığım ‘‘oyuncuların yazma ihtiyacı’’ ile birlikte düşünüldüğünde önem kazanmaktadır. Ancak bu önemin magazin dışına taşan kısmı, Akan’ın yaşadıklarının aslında darbeye alkış tutmuş 12 Eylül sanatçılarına da bir karşı duruş ifade edişidir. “12 Eylül sanatçıları” magazin eklerinde, haklarında merak edilenleri “hayranlarına” iletirken; Akan yaşadığı acıları yıllar sonra toplumuna anlatmış ve bir bakıma dertleşmiştir. “Bit”, onun için Ferit’ten Seyit’e kaymanın; eğlence nesnesi ve uyuşturucu madde olmaktansa gerçek bir kimliğe bürünmenin bedelidir. Öte yandan “bit”, yoksula yapışmış kan emen haşerelerin sanatçımıza bir armağanıdır ve hiçbir “en iyi erkek oyuncu” ödülüyle mukayese edilemeyecek ölçüde kıymetlidir diyebiliriz. (Hakan Albayrak)