Beş arkadaştık…

'Lise' çağlarımızdı…

Bıyıklarımız yeni terliyordu…

'Delikanlılığa' ilk adımlarımızı atıyorduk…

Cumali Yılmaz, Murat Elmas, Mehmet Alkan, Fatih Ozdundar ve ben…

****

Kernek Şelalesi'nden akan gür suyun doldurduğu Kanal Boyu’nun demirlerine oturmuş, (hangimizindi hatırlamıyorum) küçük keskin bıçağı bileğimizin sığ etine batırmıştık…

Akan kıpkızıl kanımızı birbirimizin kanlarına karıştırmış, ‘kan kardeşi’ olmuştuk…

Murat, dönemin ilimiz Valilik Yazı İşleri Müdürü’nün oğluydu…

Fatih, ilimiz emniyetinde görevli bir baş komiserin iki oğlundan en küçüğüydü…

Mehmet ve ben orta halli ailelerin çocuklarıydık…

Şirin şehrimizin en büyük ve en güzel oteli olan ‘Sinan Oteli’, Cumali’nin ailesine aitti...

***

1975-1980 yılları arasıydı…

Ülkede çalkantılı siyasi bir dönemin yaşandığı yıllardı…

Her ilde olduğu gibi bizim ilimizde de kurtarılmış bölgeler vardı…

Birbirinden farklı görüşlere sahiptik.

‘Sağ’ ve ‘sol’un doğru dürüst ne anlama geldiğini bilmesek de kimimiz sağcı, kimimiz solcuyduk…

Ama ‘siyasi görüşlerimiz’ arkadaşlığımızı, kan kardeşliğimizi hiç bozmazdı…

Hangimizin mensup olduğu görüşün bir ‘eylemi’ olursa, hep birlikte gider, katılır destek sloganları atardık...

Acılarımızı, mutluluklarımızı, sıkıntılarımızı, paramızı birlikte paylaşırdık...

***

Platonik aşklarımız vardı...

Ben şiir yazardım…

Dört kan kardeşim, yazdığım şiirleri bazen ‘kibrit kutusu’ içinde ya da okul kitaplarının arasında götürür sevdikleri kızlara verirdi…

Bazen ‘cinlik’ yapar, aynı şiiri 4 kan kardeşime birden verirdim. Liseden arkadaş olan kız arkadaşlar aynı şiiri okur, birbirlerine gösterir, kâğıtlar getirilir, kan kardeşlerimin yüzlerine atılırdı...

Kıyamet kopardı…

Ben gülerdim...

***

Zayıftık…

Dal gibiydik...

En ‘besilimiz’ Cumali’ydi…

Murat onu ‘tombik’ diye çağırırdı…

***

Bahar aylarında okuldan kaçardık…

Sırf sahibi peşimize düşsün diye bahçelerden badem, kayısı ‘çağala’ ve erik çalardık…

HİKAYE I Bayan Batmaz HİKAYE I Bayan Batmaz

‘Genç’ yaşımıza rağmen kuytu kahvelere gider, elli bir, okey, pişti oynardık…

Bütün oyunlar ‘nedense’ Cumali’de kalır, çay ve gazoz paralarını hep o öderdi...

Fatih; “Sinan Oteli sağ olsun” derdi...

***

Yıllar sonra o şirin kentimize her gidişimde, Cumali ve Murat’la ‘yemeğine’ oynadığımız ‘oçgin’ oyunları da, ‘nedense’ hep Cumali’de kaldı…

Yemekleri hep o ısmarladı...

‘Üçkâğıtçılığımızı’ bilirdi ama hiçbir zaman ‘beni şirkete aldınız’ demezdi…

***

Mehmet ve Fatih en ‘fırlama’larımızdı…

‘Devamsızlık’ kayıtlarını silmek için, bir gece Atatürk Lisesi’nin üçüncü katında bulunan müdür muavininin odasına girip, sınıfın yoklama defterini aşırmaları, en küçük vukuatlarıydı...

Murat’da çene kuvvetli, laf boldu...

“Bir gün rahmetli dedem Baltacı Mehmet Paşa… “ diye başlayıp, Katerina ile ilgili maceralarını anlatmaya başladı mı, Cumali;

“He ya! Osmanlı Sadrazamı Baltacı Mehmet Paşa, her ne kadar Girit’te öldüğü söylense de aslında Pötürge’nin bir köyüne gelip yerleşmiş; sonra da zürriyetinden bu Murat olmuş...” derdi.

Kahkahadan kırılır geçerdik...

***

1980’den sonra ben o güzel şehirden ayrılıp İstanbul’a yerleştim…

Fatih, babasının tayini nedeniyle Ankara'ya yerleşti…

Mehmet, sonraki yıllarda ‘ekmek parası’ uğruna bir başka ile gitti...

Cumali, ailesinin kurduğu şirketlerden birisinin başına geçti…

Murat, ‘devlet memuru’ oldu...

***

Sonraki yıllarda ben ne zaman memleketime gitsem, yakınlarımdan, akrabalarımdan önce, orada kalan iki kan kardeşime koştum…

Eski günleri yâd ettik…

Murat'tan ‘Baltacı Mehmet Paşa’yı dinledik…

‘Oçgin’ oynadık ve her zaman olduğu gibi geleneği bozmayarak Cumali bize, 'Çakı'dan kebap ısmarladı…

***

Murat Elmas birgün telefon edip haberi verdi.

Cumali karaciğer yetmezliğinden vefat etmişti…

Yüzünde hiçbir zaman eksik olmayan o ‘gülümsemesi’ ile geldi karşımda durdu Cumali.

"Ben öcümü böyle alırım" der gibiydi.

Tutamadım.

Sicim gibi yaşlar boşandı gözlerimden...

***

(Kan kardeşim Cumali Yılmaz’ın anısına saygıyla, Bahri Kayaoğlu / Kan Kardeşim)

https://www.facebook.com/bahri.kayaoglu

www.netturk.com.tr