<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>NET TÜRK</title>
    <link>https://www.netturk.com.tr</link>
    <description>Net Turk TV</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.netturk.com.tr/rss/dizi-ve-sinema" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Apr 2026 01:13:28 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/rss/dizi-ve-sinema"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Flaş TV'ye el konuldu, sahibi gözaltında.]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/flas-tvye-el-konuldu-sahibi-gozaltinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/flas-tvye-el-konuldu-sahibi-gozaltinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dev bir yasa dışı bahis operasyonu gerçekleştirildi. Flash TV, Pozitifbank ve Payfix ile birlikte çok sayıda şirkete el konuldu. Operasyonla 6 milyar 900 milyon TL’lik büyük bir kara para trafiği ortaya çıkarıldı. Erkan Kork ve 49 kişi gözaltında.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>Türkiye’nin en çok bilinen televizyon kanallarından biri olan <strong>Flash TV</strong>’ye el kondu. <strong>Pozitifbank, Payfix ve onlarca şirkete de!</strong> Sebep mi? Dev bir <strong>yasa dışı bahis operasyonu…</strong> Yani, yıllardır süren finansal sistemin göbeğinde dönen kara para çarkı sonunda patladı.</p>

<p>Şaşırdık mı? Hayır!...</p>

<p><strong>İŞİN İÇİNDE BÜYÜK PARALAR DÖNÜYOR</strong></p>

<p>Başrolde kim var? <strong>Erkan Kork.</strong></p>

<p>Kim mi bu kişi? Pozitifbank’ın, Payfix’in ve Flash TV’nin sahibi… Ama sadece o mu? Elbette değil!</p>

<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma, <strong>6 milyar 900 milyon TL’lik</strong> büyük bir kara para trafiğini ortaya çıkardı. Bankacılık sistemine entegre edilen <strong>yasa dışı bahis gelirleri</strong>, finansal sistemde döndürülerek aklandı. Yani, <strong>vatandaş parasını kaybetti, bahis baronları kazandı!</strong></p>

<p><strong>BAHİS VE PARA TRANSFERİ AĞI</strong></p>

<p>Payfix isimli ödeme kuruluşunun, <strong>yurt dışındaki yasa dışı bahis sitelerinin Türkiye’de faaliyet göstermesine olanak sağladığı</strong> öne sürülüyor. Peki, nasıl yapıldı bu işler?</p>

<p>Sistem basit: <strong>Payfix, sanal bahis siteleriyle entegre edildi.</strong> İnsanlar para yatırdı, çekti, bahis oynadı, kazandı, kaybetti. Ama kazanan hep kim oldu dersiniz? <strong>Büyük patronlar!</strong> Şimdi soralım: <strong>Denetim mekanizmaları bu süreçte neredeydi?</strong></p>

<p>Polis <strong>şafak operasyonuyla</strong> harekete geçti. <strong>49 kişi gözaltında.</strong> Ancak asıl mesele, <strong>kimlerin bu süreçten yıllardır nemalandığı…</strong></p>

<p><strong>MASAK RAPORU ORTADA!</strong></p>

<p>MASAK’ın raporlarına göre:&nbsp;<strong>80 bin 11 farklı para transferi kümesi</strong> tespit edildi,&nbsp;<strong>211 bin 109 hesap</strong> incelendi,&nbsp;<strong>855 hesap sahibi</strong> yasa dışı bahis bağlantılı,&nbsp;<strong>4 milyar 223 milyon TL,</strong> kripto borsalarına aktarılmış.</p>

<p>Üstelik, <strong>43 bin 861 Payfix cüzdan hesabı</strong>, 21 Ağustos-19 Ekim 2023 tarihleri arasında <strong>49 milyon 671 bin 178</strong> yasa dışı bahis işlemi gerçekleştirmiş.</p>

<p>E peki, devlet bu transferleri yıllardır görmedi mi? Kimler göz yumdu? Sessiz sedasız bu sistem nasıl işledi?Kimler bu sistemin devam etmesi için perde arkasında oyun kurdu?</p>

<p><strong>23 ŞİRKETE EL KONDU!</strong></p>

<p>Savcılık nihayet düğmeye bastı;&nbsp;<strong>23 şirkete ve milyonlarca lira değerindeki mal varlığına el konuldu.</strong> Ama buradaki asıl soru şu: <strong>Bu şirketler gerçekten bu işin beyni mi, yoksa arka planda daha büyük figürler mi var?</strong></p>

<p>Neler var bu listede?: 17 konut, 9 arsa, 1 ofis, 13 araç, Kripto cüzdanlar, 114 şirket aracı, ortaklık payları ve tabii ki 'medya kuruluşu' bahanesiyle kara para aklamanın adreslerinden biri haline gelen Flash TV.&nbsp;</p>

<p><strong>BAHİS BARONLARI KİMİ KULLANDI?</strong></p>

<p>Bu operasyon büyük ama esas mesele şu: <strong>Bu sistem kimin koruması altındaydı?</strong></p>

<p>Şirketlerin isimleri tek tek yazıldı ama <strong>asıl karar vericiler kimdi?</strong> Yasa dışı bahis operasyonları, yıllardır sadece küçük oyuncuların yakalanmasıyla mı sınırlıydı? Peki, <strong>bu kadar büyük paralar dönerken finans denetçileri, düzenleyici kurumlar ne yapıyordu?</strong></p>

<p>İddialara göre, <strong>yıllardır bu sistemi göz göre göre işleten bazı yetkililer, büyük miktarlarda paralarla sessiz kalmayı tercih etti.</strong> Peki, bu sistem deşifre edildikten sonra, <strong>bu kişilere de dokunulacak mı?</strong></p>

<p><strong>SONUÇ NE OLACAK?</strong></p>

<p>Bu olay sadece <strong>buzdağının görünen kısmı.</strong> Peki, gözaltına alınanlar <strong>yargılanacak mı?</strong> Yoksa <strong>serbest mi kalacaklar?</strong> Herkesin merak ettiği soru bu!</p>

<p>Türkiye’de bu tarz operasyonları çok gördük. <strong>Birileri tutuklanır, diğerleri kaçar.</strong> Kaçanlar yıllar sonra başka sistemler kurar. Yani, <strong>patronlar değişir ama düzen hep aynı kalır.</strong></p>

<p>Bugün Erkan 'Kork'… Yarın Erkan 'Kork'maz</p>

<p>Sadece isimler değişiyor ama olan <strong>vatandaşın parasına</strong> oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>www.netturk.com.tr</strong></u></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, DAVA, MEDYA'ZADE, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/flas-tvye-el-konuldu-sahibi-gozaltinda</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/03/b2.png" type="image/jpeg" length="44466"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnternet medyası bir kale daha kaybetti!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/internet-medyasi-bir-kale-daha-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/internet-medyasi-bir-kale-daha-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İyi gazetecilik, iyi haber; giderek acımasızlaşan ekonomik şartların ve teknoloji devlerinin karşısında tutunamadı. Gazete Duvar, okurlarına veda etmek zorunda kaldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>Gazete Duvar, internet haberciliğinin en güçlü seslerinden biriydi. Güzel, cesur ve dürüst habercilik denince akla gelen ilk adresiydi. Ama olmadı...</p>

<p>İyi gazetecilik, iyi haber; giderek acımasızlaşan ekonomik şartların ve teknoloji devlerinin karşısında tutunamadı. Gazete Duvar, okurlarına veda etmek zorunda kaldı.</p>

<p>VEDANIN ARDINDA GOOGLE VAR</p>

<p>Gazete Duvar’ın sahibi Vedat Zencir, veda yazısında, <em>"Google’ın algoritma değişiklikleri, gelirlerimizi adeta baltaladı,"</em> diyor. Zencir, enflasyonun, ekonomik krizlerin zaten yıprattığı gazeteciliğin, Google’ın insafsız algoritma hamleleriyle dayanılmaz hale geldiğini anlattı.</p>

<p><em>"Mesleğini zorluklar içinde yürüten meslektaşlarımızdan daha fazla fedakârlık isteyemezdik. Vicdanımız buna izin vermezdi,"</em> diyen Zencir, küçülerek yola devam etmenin de bir çözüm olmadığını ifade etti.</p>

<p>BARIŞ AVŞAR: "ALGORİTMA BİZİ SABOTE ETTİ"</p>

<p>Genel Yayın Yönetmeni Barış Avşar da veda yazısında açık ve net konuştu:</p>

<blockquote>
<p>"Google algoritması bir yıldır bizi sabote ediyor. İnternet medyasının hızlı ve doğru habercilik yapmasını adeta engelliyor. Halkın haber alma hakkını zedeliyor. Artan maliyetler ve ekonomik darboğazla birleşince bize başka yol kalmadı. Umarım yakın gelecekte bir çözüm bulunur."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p>İNTERNET MEDYASI ALARM VERİYOR</p>

<p>Google’ın algoritma güncellemeleri yalnızca Gazete Duvar’ı değil, internet gazeteciliğinin tamamını tehdit ediyor. Teknoloji devleri, dijital medya kuruluşlarının kaderini belirler hale geldi. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), yaptığı açıklamada, <em>"Google’ın sessiz sedasız yaptığı değişiklikler, özgür gazeteciliği ciddi anlamda tehdit ediyor,"</em> diyerek durumu net biçimde ortaya koydu.</p>

<p>Türkiye Gazeteciler Sendikası ise <em>"Google'ın algoritma değişiklikleri ziyaretçi sayısını düşürdü, ilan gelirlerini azalttı. Bu durum Gazete Duvar gibi kurumların ayakta kalmasını imkânsız hale getirdi,"</em> ifadeleriyle tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdi.</p>

<p>KÜÇÜLEREK DEVAM ETMEK DE ÇARE DEĞİL</p>

<p><em>"Belki küçülebilirdik,"</em> diyor Zencir, ancak devamında ekliyor, <em>"Bu yol bizi kısa sürede istemediğimiz başka tercihlerle karşı karşıya bırakırdı. Bunun yükünü taşımak istemedik."</em></p>

<p>Gazetecilik mesleğinin zaten zor olduğu bir ülkede, bağımsız yayın yapmak isteyenlerin karşılaştığı zorluklar, ekonomik krizlerle birleşince dayanılmaz hale geliyor. Gazete Duvar’ın veda kararı bunun en somut örneği olarak tarihe geçiyor.</p>

<p>DUVAR YIKILDI, HABERİN ÖZGÜRLÜĞÜ SARSILDI</p>

<p>Sonuç ortada...</p>

<p>Türkiye’de habercilik giderek zorlaşıyor. Ekonomik sıkıntılar, algoritmalar, sessiz müdahaleler... Özgür habercilik yapmak isteyen kurumların sayısı gün geçtikçe azalıyor.</p>

<p>Gazete Duvar, güzel bir mücadele verdi ama şimdi sessizliğe çekiliyor.</p>

<p>Sessiz kalan her gazete, susturulan her kalem, ülkenin geleceğinden eksilen bir umuttur aslında.</p>

<p>Bugün Duvar gitti,</p>

<p>Yarın kim bilir sıra kimde?</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, MEDYA'ZADE, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/internet-medyasi-bir-kale-daha-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Mar 2025 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/03/2-106.png" type="image/jpeg" length="96697"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir 'Yapay Zeka'lı Çin'li, dünyayı sarstı!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/bir-yapay-zekali-cinli-dunyayi-sarsti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/bir-yapay-zekali-cinli-dunyayi-sarsti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapay zeka alanında Çin’in küresel arenada güçlü bir aktör olabileceğine inanan Wenfeng, 2023 yılında DeepSeek’i kurarak yapay zeka büyük dil modelleri geliştirmeye odaklandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr">NET TÜRK TV</a></p>

<p><strong>ANALİZ</strong>'HABER -&nbsp;Çin'in teknoloji dünyasında sadece bir takipçi mi yoksa yeni bir öncü mü olacağı sorusu, DeepSeek ile daha güçlü ve kaçınılmaz bir şekilde tartışılıyor.</p>

<p>Küresel yapay zeka yarışında kartlar yeniden dağıtılıyor.</p>

<p>ABD’nin Silikon Vadisi’nde harlanan alevler, Pekin’de de karşılık buluyor. Ama bu sefer Çin, “taklitçi” değil, “yenilikçi” olduğunu iddia ediyor.</p>

<p>DeepSeek’in kurucusu Liang Wenfeng…</p>

<p>İsmi pek bilinmese de, şimdiden büyük yankılar uyandırıyor.</p>

<p>Elektronik mühendisliği ve bilgisayar bilimi eğitimi almış. Finans dünyasında da iz bırakmış. Bir hedge fon yöneticisi olarak Çin’de niceliksel ticaretin öncülerinden biri olmuş.</p>

<p>Peki, bu yapay zeka şirketinin dünya çapında yankı uyandırmasının ardında ne var? Biraz derine inelim…</p>

<p>KOPYACILIKTAN YENİLİKÇİLİĞE Mİ?</p>

<p>Çin’in teknoloji serüveni uzun zamandır taklitçilikle anıldı.</p>

<p>ABD’de üretilen her şey, Çin’de daha ucuz ve bazen daha verimli kopyalanarak sunuldu. Ancak yapay zeka gibi yaratıcı düşünce gerektiren alanlarda, taklitçilik belirli bir eşiği aşamaz ve özgünlük gerekliliği kaçınılmaz hale gelir.</p>

<p>Liang Wenfeng, “Çin’in sonsuza kadar takipçi kalamayacağını” söylüyor.</p>

<p>Bu, boş bir iddia mı? Yoksa gerçekten Çin artık özgün fikirler üretebilir mi?</p>

<p>Görünen o ki DeepSeek, klasik Çin yaklaşımının dışına çıkıyor. Büyük dil modelleriyle ABD devlerine kafa tutuyor. Ve bunu yalnızca devlet desteğiyle değil, küresel arenada bir oyuncu olabilecek vizyonla yapıyor.</p>

<p>Ama asıl soru şu: Yapay zekada Çin modeli, gerçekten ABD’nin önüne geçebilir mi?</p>

<p>SİLİKON VADİSİ ŞAŞKIN, PEKİN HEYECANLI</p>

<p>Silikon Vadisi, alıştığı oyun alanına bir Çinli’nin dahil olmasına pek alışık değil.</p>

<p>Çünkü uzun yıllar boyunca yapay zeka inovasyonu ABD’nin tekelindeydi; bu tekel, öncü üniversiteler, büyük teknoloji şirketleri, devlet destekli AR-GE yatırımları ve Silikon Vadisi’nin inovasyon kültürü sayesinde güçlendi.</p>

<p>Ancak DeepSeek’in modeli, büyük teknoloji devlerinin dikkatini çekmiş durumda.</p>

<p>Liang, “Amerikalılar şaşkın” diyor ve ekliyor: “Çünkü ilk defa bir Çinli şirket sadece takipçi değil, yenilikçi olarak oyuna dahil oldu.”</p>

<p>Bu bir devrim mi?</p>

<p>Yoksa sadece Çin’in bir süre sonra geride kalacağı geçici bir atılım mı?</p>

<p>YAPAY ZEKADA GÜVENLİK VE GİZLİLİK ENDİŞELERİ</p>

<p>Teknolojinin gelişmesiyle birlikte gelen en büyük endişelerden biri veri güvenliği… Özellikle TikTok’un kullanıcı verilerini Çin hükümetiyle paylaştığı iddiaları ve Huawei’nin altyapı sistemleri üzerinden olası veri sızıntıları gibi örnekler, bu endişelerin somut dayanaklarını oluşturuyor.</p>

<p>Çin menşeli teknolojiler, Batı’da her zaman şüpheyle karşılandı.</p>

<p>TikTok, Huawei, ZTE derken, şimdi sıra yapay zekaya geldi. Avustralya Bilim Bakanı Ed Husic, DeepSeek için “çok dikkatli olunmalı” diyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Veri gizliliği, tüketici tercihleri ve etik kaygılar masada.</p>

<p>Çin’in teknoloji hamleleri, her zaman siyasi ve stratejik anlamlar taşır. DeepSeek’in yükselişi de bir teknoloji başarısı olduğu kadar, aynı zamanda jeopolitik bir hamle.</p>

<p>ABD ve Çin arasındaki bu yeni yapay zeka savaşında, kazanan kim olacak?</p>

<p>Yapay zeka geleceğimizi şekillendirirken, hangi modelin dünya sahnesine hâkim olacağını hep birlikte göreceğiz.</p>

<blockquote>
<p><u><strong>KİM KİMDİR?</strong></u></p>

<p><strong><img align="left" alt="" height="245" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2025/01/liang-wenfeng.png" style="margin-left:0px; margin-right:10px" width="421" />DeepSeek’in Kurucusu </strong><span style="color:#d35400"><strong>Liang Wenfeng </strong></span><strong>Kimdir?</strong></p>

<h4><em>Liang Wenfeng, Zhejiang Üniversitesi’nden elektronik mühendisliği ve bilgisayar bilimi alanlarında dereceler almıştır.</em></h4>

<h4><em>Kariyerine finans sektöründe başlamış, High-Flyer adlı hedge fonunun CEO’su olarak niceliksel ticaret alanında büyük başarılar elde etmiştir. High-Flyer, Çin’de 100 milyar yuan’ın üzerinde yatırım toplayarak ülkenin en büyük niceliksel ticaret fonlarından biri haline gelmiştir.</em></h4>

<h4><em>Yapay zeka alanında Çin’in küresel arenada güçlü bir aktör olabileceğine inanan Wenfeng, 2023 yılında DeepSeek’i kurarak yapay zeka büyük dil modelleri geliştirmeye odaklandı.</em></h4>

<h4><em>Wenfeng, Çin’in teknoloji alanında “takipçi” konumundan çıkıp “yenilikçi” olmasını savunuyor. Ona göre Çin, ABD yapay zeka sektörüne birkaç yıl geriden geliyor, ancak özgünlük konusundaki eksiklerini kapatmazsa bu fark hiç kapanmayacak.</em></h4>

<h4><em>DeepSeek’in başarısı, Wenfeng’in finans ve teknoloji bilgisinin birleşimi sayesinde şekillendi. Finansal verileri analiz etme konusunda uzmanlaşmış olan Wenfeng, yapay zekanın bu alandaki potansiyelini erken fark ederek DeepSeek’i güçlü bir model üzerine inşa etti.</em></h4>

<h4><em>DeepSeek’in ortaya çıkışı, küresel çapta büyük yankı uyandırdı. ABD ve Avrupa’daki yapay zeka toplulukları, Çin’in bu alandaki atılımını hayranlıkla ama bir o kadar da tedirginlikle izliyor. Kimileri, DeepSeek’i Çin’in bağımsız teknoloji üretiminin büyük bir başarısı olarak görürken, kimileri de bu yükselişin Batı’nın yapay zeka alanındaki liderliğini tehdit ettiğini düşünüyor.</em></h4>

<h4><em>DeepSeek, bazıları için büyük bir inovasyon dalgasının başlangıcı, bazıları içinse veri güvenliği ve küresel rekabet açısından bir risk unsuru. Wenfeng’in liderliğindeki bu şirket, bir yandan Çin’de büyük bir heyecan ve ulusal gurur kaynağı olurken, diğer yandan Batı’daki teknoloji devlerini stratejik kararlar almaya itiyor.</em></h4>
</blockquote>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/bir-yapay-zekali-cinli-dunyayi-sarsti</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jan 2025 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/01/y-zcinli.png" type="image/jpeg" length="81667"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yapay zekâda 'DeepSeek' devrimi!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/yapay-zekada-deepseek-devrimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/yapay-zekada-deepseek-devrimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya, artık yalnızca teknolojik bir rekabetin değil, aynı zamanda yapay zeka üzerinden yeni bir politik güç mücadelesinin sahnesi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p><font><font>Dünya, bir kez daha Çin'in yeni bir teknolojik hamlesiyle sarsıldı. Bu kez sahnede DeepSeek var. </font></font><br />
<font><font>Yapay zeka dünyasında yeni bir dönem başlatan DeepSeek, yalnızca bir teknoloji değil, aynı zamanda politik bir meydan okuma.</font></font></p>

<p><font><font>Peki, DeepSeek neden bu kadar konuşuluyor? Neden NVIDIA gibi geliştiricilerin hislerini dile getirdi? </font></font><br />
<font><font>Ve en önemlisi, Çin'in sansür politikaları bu yapay zeka bilgisi nasıl şekillendiriliyor?</font></font></p>

<p><font><font>YAPAY ZEKÂDA YENİ DÜZENİN ADI: DEEPSEEK</font></font></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><font><font>DeepSeek, Çin'in Hangzhou'da doğmuştur. Bir girişimci olan Liang Wenfeng tarafından özel. </font></font><br />
<font><font>Ancak bu hikaye, yalnızca bir teknolojik gelişme hikayesi değil. Wenfeng, ABD'nin Çin'e çip satışını yasaklayacağını öngörerek, binlerce NVIDIA çipini stokladı. İlk köy burada başladı.</font></font></p>

<p><font><font>Kasım 2023'te "DeepSeek Coder" adlı bir araç geliştiren Wenfeng, ardından daha büyük bir hedefe yöneldi: ChatGPT'nin karşısına çıkacak bir model yaratmak. </font></font><br />
<font><font>Ve sonunda DeepSeek'in son R1 sürümü, dünyanın en üstün yapay zeka modeli olarak tarihe geçti.</font></font></p>

<p><font><font>NEDEN HERKESİN DİKKATİNİ ÇEKTİ?</font></font></p>

<p><font><font>DeepSeek'in korumasının arkasında iki temel faktör bulunmaktadır: </font></font><strong><font><font>Verimlilik ve maliyet.</font></font></strong></p>

<blockquote>
<p><font><font>- ChatGPT gibi modeller, çalışmak için 10 bin özel çipe ihtiyaç duyarken, DeepSeek aynı işi sadece 2 bin çiple yapabiliyor.</font></font></p>

<p><font><font>- Fazladan bu model tamamen açık kaynak kodlu. Yani, herkes kendi ülkesine göre DeepSeek'i özelleştirebiliyor.</font></font></p>
</blockquote>

<p><font><font>Üstelik DeepSeek ücretsizdir. Herhangi bir talep ücreti görünmüyor. Bu durum, yapay zekâ teknolojisine ulaşımın demokratikleşme açısından devrim niteliğindedir.</font></font></p>

<p><font><font>ÇİN'İN SANSÜR MAKİNASI</font></font></p>

<p><font><font>DeepSeek, teknoloji dünyasını hayranlarından ayırırken, aynı zamanda büyük bir soru işareti de doğuruyor: </font></font><br />
<em><font><font>Bu model ne kadar bağımsız?</font></font></em></p>

<p><font><font>The Guardian'ın testlerine göre DeepSeek bazı politik sorulara yanıt vermekten kaçınıyor. </font></font><br />
<font><font>Örneğin Tiananmen Meydanı olayları veya Şemsiye Devrimi gibi hassas kapsamlı yanıtlar vermek mümkün değildir.</font></font></p>

<p><font><font>Çin'in yapay zekâ modellerinin “ülkenin temel sosyalist değerlerine” uygun çalışmasının oluştuğu bilinmektedir. </font></font><br />
<font><font>DeepSeek'in de bu çizgiden çıkmadığı görülüyor.</font></font></p>

<p><font><font>TEKNOLOJİ DEVLERİNİ NASIL ETKİLEDİ?</font></font></p>

<p><font><font>DeepSeek'in çıkışı, yalnızca kullanıcılar arasında değil, teknoloji devleri arasında da şok etkisi yarattı.</font></font></p>

<blockquote>
<p><font><font>- NVIDIA'nın hisse değerleri bir günde yüzde 17 düşerken, bu domino erişimi Nasdaq'taki birçok teknoloji şirketi zarar gördü.</font></font></p>

<p><font><font>- Avrupa'da da ASML gibi devler bu düşüşten nasibini aldı.</font></font></p>
</blockquote>

<p><font><font>Bloomberg'e göre bu düşüşler devam ederse teknoloji şirketleri toplam </font></font><strong><font><font>1 programda dolar</font></font></strong><font><font> kaybedebilir.</font></font></p>

<p><font><font>GÜVENLİK ENDİŞELERİ VE GELECEK</font></font></p>

<p><font><font>Ancak DeepSeek, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güvenlik açısından da varlığını sürdürüyor.</font></font></p>

<blockquote>
<p><font><font>- Modelin tüm kullanıcı işlemlerini kaydettiği iddiası, birçok güvenlik uzmanını endişelendiriyor.</font></font></p>

<p><font><font>- Özellikle kişisel verilerin Çin'de saklanıyor olması, Batı dünyasında büyük bir eleştiri konusu.</font></font></p>
</blockquote>

<p><font><font>Buna göre DeepSeek'in başarıya ulaşması, yapay zeka dünyasında yeni bir çağın haberi. </font></font><br />
<font><font>Çin'in, ABD'nin yaptırımlarını fırsata çevirerek bu modeli geliştirmesi, yalnızca teknolojik bir zafer değil, aynı zamanda politik bir hamle.</font></font></p>

<p><font><font>Dünya, artık yalnızca teknolojik bir rekabetin değil, aynı zamanda yapay zeka üzerinden yeni bir politik güç mücadelesinin sahnesi.</font></font></p>

<p><strong>OpenAI NE DİYOR?</strong></p>

<p>OpenAI CEO'su Sam Altman, DeepSeek'in Çinli girişimini R1 yapay zeka adı "etkileyici" olarak nitelendirdi.</p>

<p>Altman, DeepSeek'in maliyet etkinliğine dikkat etmediğini, OpenAI'nin saklandığının büyük ölçüde yüksek programlama gücüne dayandığını belirtti.</p>

<p>Sam Altman "DeepSeek'in R1 modeli ise daha az maliyetle benzer bir performans sergiliyor." dedi. Altman, DeepSeek'in başarılarını kabul etmekle birlikte, OpenAI'nin araştırma ve misyonu çerçevesinde daha büyük programlama gücünden yararlanmaya devam edileceğini vurguladı.</p>

<p></p>

<blockquote>
<h3><u><font><font>YAPAY ZEKA SAVAŞLARI</font></font></u></h3>

<h3><strong><font><font>ChatGPT'ye göre DeepSeek&nbsp;&nbsp;</font></font></strong></h3>

<p><strong><font><font>ChatGPT'</font></font></strong><font><font>ye sorduk </font></font><strong><font><font>"DeepSeek-R1'i nasıl buldun?"</font></font></strong><font><font> diye, ilginç bir yanıt verdi:</font></font></p>

<p><font><font>"DeepSeek'in yükselişi, yapay zeka dünyasında bir dönüm noktası olarak görülse de birçok önemli soru işaretini de beraberinde getiriyor. Bu noktada, ChatGPT olarak DeepSeek'i şu açılardan değerlendirebiliriz:</font></font></p>

<p><strong><font><font>TEKNOLOJİK VERİMLİLİK VE AÇIK KAYNAK</font></font></strong><br />
<font><font>DeepSeek'in daha az kaynakla aynı seviyede performans sunabilmesi, yapay zekâ dünyasındaki bir devrimin taşınması mümkündür. Açık kaynak kodlu olması küresel, inovasyonu teşvik eden bir hamle. Ancak bu durum, ticari ekonomik finansal sürdürülebilirlik için önemli bir tehdit riskidir.</font></font></p>

<p><strong><font><font>ÜCRETSİZLİK VE DEMOKRATİKLEŞME</font></font></strong><br />
<font><font>Kullanıcılarına ücretsiz hizmet sunması, ekonomik demokratikleşme açısından önemli bir adım. Ancak bu durum, özellikle gelir modeli olmayan ücretsiz hizmetlerin sürdürülebilirliği konusunda özellikler mevcuttur. Ayrıca, ücretsiz olması kullanıcı verilerinin potansiyeli olarak başka risklerin riskini beraberinde getiriyor.</font></font></p>

<p><strong><font><font>SANSÜR VE TARAFSIZLIK SORUNLARI</font></font></strong><br />
<font><font>DeepSeek'in Çin'in siyasi ajandasına uygun bir şekilde bazı konuları sansürlemesi, tarafsızlık ilkesini elinde bulunduran hale getiriyor. Bu durum, küresel evrensel bilgi paylaşımı ideal gölgeyi düşürebilir ve uluslararası kullanıcıların güven kaybı yolunu açabilir.</font></font></p>

<p><strong><font><font>GÜVENLİK ENDİŞELERİ</font></font></strong><br />
<font><font>Kullanıcı verilerinin depolanma ve işlenme şekli, özellikle Batı dünyasında ciddi bir endişe kaynağı. Açık kaynak kodlu yapısı her ne kadar şeffaflık sunsa da, veri kaydının nasıl ve nerede saklandığı konusunda netliğin sağlanmaması güvenlik açığı algısını artırıyor.</font></font></p>

<p><strong><font><font>GELECEK POTANSİYELİ</font></font></strong><br />
<font><font>DeepSeek'in gelişmiş teknolojisi, daha verimli ve erişilebilir yapay zeka modelleri için bir yol haritası sunuyor. Ancak bu yenilik, küresel teknoloji devlerini çözümlerini dağıtacak ve yapay zekada yeni bir "soğuk savaş" başlatabilir. Bu süreç, teknolojik ilerleme kadar jeopolitik etkileri de yaratabilir.</font></font></p>

<p><strong><font><font>TEKNOLOJİ Mİ POLİTİKA MI?</font></font></strong><br />
<font><font>DeepSeek, bir yapay zeka modelinin ötesinde, teknoloji ile politikanın iç içe geçen bir fenomen olarak dikkat çekiyor. Çin'in yapay zekâda bağımsızlığını ilan ettiği bu modeli, diğer büyük güçlerin benzer atılımlarını hızlandırabilir. Ancak bu süreçte, kullanıcıların güvenliği ve dağıtım olanakları gibi temel değerler korunmazsa, yapay zeka teknolojisinin etik temelleri zarar görebilir."</font></font></p>
</blockquote>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><font><font>www.netturk.com.tr</font></font></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/yapay-zekada-deepseek-devrimi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jan 2025 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/01/yz02.png" type="image/jpeg" length="13015"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uğur Mumcu’yu katledenler nerede?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/bir-gazeteciyi-susturdular-gercekleri-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/bir-gazeteciyi-susturdular-gercekleri-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[32 yıldır sorular aynı: Uğur Mumcu’yu kim öldürdü? Bombayı kim koydu, kim azmettirdi? Karlı Sokak’ta süpürülen delillerle birlikte adalet de mi süpürüldü? Gerçek failler neden hâlâ karanlıkta? Adalet hâlâ beklemede!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>SORU'YORUM -&nbsp;Uğur Mumcu, Türkiye’de gazeteciliğin vicdanıydı. Yazdığı her kelime, doğruları açığa çıkaran bir ışık gibiydi. Karanlık ilişkileri ortaya dökmekte sınır tanımıyordu. Silah kaçakçılığı, uyuşturucu rotaları, örgüt bağlantıları, laiklik karşıtı odaklar ve bu odakların dış güçlerle ilişkileri… Kimse bu konulara dokunamazken o yazıyordu.</p>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-7" dir="auto">
<p>Tehditler alıyordu. Ancak yazmaktan vazgeçmiyordu. Çünkü biliyordu ki gerçekleri yazmazsa bu karanlık daha da büyüyecekti. Onun hedef alınması, gerçeğin sesini susturmak içindi. Bir gazeteciyi öldürdüler ama aslında bir halkın vicdanını hedef aldılar.</p>

<p><em>DEVLET, TEHDİTLERİ BİLİYOR MUYDU?&nbsp;</em>: Evet, biliyordu. Hem kendisi hem de yakın çevresi bu tehditlerden haberdardı. Mumcu, dostlarına defalarca, “Beni öldürecekler!” demişti. Ama devlet ne yaptı? Hiçbir şey.</p>

<p>Tehditler bilinirken koruma tahsis edilmedi. O günlerde devletin başka gazetecilere koruma sağladığı bilinirken, Mumcu’nun korunmaması bir tesadüf müydü? Yoksa bilinçli bir tercih mi?</p>

<p><em><strong><img align="left" alt="" height="788" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2025/01/u-m.png" style="margin-left:0px; margin-right:10px" width="498" /></strong>OLAY YERİ NEDEN SÜPÜRÜLDÜ?: </em>Karlı Sokak’ta bombalı saldırı sonrası polis ekipleri hızla olay yerine geldi. Ama ne yaptılar? Ellerinde çalı süpürgeleriyle delilleri temizlediler. “Devlet büyükleri gelecek, temizlik yapılmalı,” dediler.</p>

<p>Bu, sadece bir temizlik miydi? Yoksa cinayetin aydınlanmaması için bilerek yapılan bir müdahale mi? Mumcu’nun arabasından toplanması gereken her delil süpürüldü, yok edildi. Daha ilk saatlerde adaletin önü tıkandı.</p>

<p><em>“NAMUS BORCU” SÖZÜ TUTULDU MU?: </em>Hayır! Dönemin yetkilileri, bu cinayetin çözülmesinin bir “namus borcu” olduğunu söylediler. Ama 32 yıl geçti, hâlâ kimse tatmin edici bir cevap alamadı. Ne azmettirenler ne de gerçek failler ortaya çıkarıldı.</p>

<p>Bir gazeteci öldürüldü, ama devletin bu sözü tutulmadı. Namus borcunun ağırlığı, hala üzerimizde.</p>

<p><em>MEHMET AĞAR’IN “BİR TUĞLA ÇEKERSEM DUVAR YIKILIR” SÖZÜ NE ANLAMA GELİYOR?</em>: Mehmet Ağar, Mumcu ailesine yaptığı ziyarette, “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır,” dedi. Bu söz, devlet içindeki bağlantılara ve sistemin karanlık yapısına işaret ediyordu.</p>

<p>Peki, bu tuğla neden çekilmedi? O duvarın altında kimler vardı? Kimlerin üzerine yıkılacağı mı korkutuyordu? Mehmet Ağar hâlâ bu sözün anlamını açıklamıyor.</p>

<p><em>UMUT OPERASYONU ÇÖZÜM GETİRDİ Mİ?&nbsp;</em>: Hayır! Büyük umutlarla başlayan bu operasyon, sonunda büyük bir hayal kırıklığına dönüştü. İlk gözaltına alınanlar, işkence altında ifade verdiklerini söylediler. Daha sonra başka sanıklar bulundu, yargılandı ama cinayetin arkasındaki gerçek güçler asla ortaya çıkarılamadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>OĞUZ DEMİR NEDEN YAKALANAMADI?</em>&nbsp;Oğuz Demir, 32 yıldır aranıyor. Cinayetlerin kilit ismi olduğu iddia ediliyor. İran’da olduğu söylendi. Hatta Avustralya’da görüldüğü bile iddia edildi. Ancak hâlâ yakalanmadı.</p>

<p>Peki, gerçekten aranıyor mu? Eğer aranıyorsa, bu kadar yıl boyunca neden yakalanamadı? Yoksa yakalanması istenmiyor mu?</p>

<p><em>İRAN BAĞLANTISI NEDEN ARAŞTIRILMADI?</em>&nbsp;: Yargı, Mumcu cinayetinin arkasında İran bağlantısı olduğunu açıkça belirtti. Cinayeti işleyenlerin İran’da eğitim aldıkları, bağlantı kurdukları belgelerle ortaya kondu. Ama Türkiye, İran’la diplomatik bir girişimde bulunmadı.</p>

<p>Neden? Bu cinayetlere İran’ın dahli varsa, bu bağlantı neden sorgulanmadı?</p>

<p><em>DEVLET İÇİNDEKİ İHMALLERİN HESABI SORULDU MU?</em>&nbsp;: Hayır! Ne Mumcu’ya koruma vermeyenlerden, ne delilleri süpürenlerden, ne de soruşturmayı savsaklayanlardan hesap sorulmadı. Sorumlu olduğu iddia edilen kişiler görevlerine devam etti.</p>

<p>Bu ihmallerin hesabı sorulmadıkça, Mumcu cinayeti gerçekten aydınlanabilir mi?</p>

<p><em>MUMCU’YU KİM ÖLDÜRDÜ?</em>&nbsp;: Bu soru, tam 32 yıldır cevap bekliyor. Bombayı arabasına koyanlar yargılandı. Ama asıl sorumlular, azmettirenler, planlayıcılar hâlâ karanlıkta.</p>

<p>Mumcu, bir gazeteci olduğu kadar, bir halkın vicdanıydı. Onu susturanlar sadece bir kişiyi değil, bir toplumu susturmaya çalıştı. Ama bu sorunun cevabı bulunmadan adalet yerini bulamaz.</p>

<p><em>OĞUZ DEMİR’İN AİLESİ NASIL YURT DIŞINA ÇIKTI?</em>&nbsp;: Interpol’ün kırmızı bültenle aradığı bir kişinin ailesi, Türkiye’den rahatça yurt dışına çıkabiliyor. Bu çıkışa kim izin verdi? Hangi kapılar açıldı?</p>

<p>Mumcu ailesi, yıllardır bu soruların cevabını arıyor. Ama devlet yetkililerinden tatmin edici bir açıklama gelmedi.</p>

<p><em>NEDEN HALA “DEVLETİN İÇİNDEKİ KİRLİLİK” KONUŞULUYOR?</em>&nbsp;: Uğur Mumcu, ölümünden önce “terörden beslenenler” üzerine çalışıyordu. Silah ve uyuşturucu ticaretinden devlete kadar uzanan kirli ilişkileri yazıyordu.</p>

<p>Onun ölümü, bu kirliliği perdelemek için mi oldu? O perdeyi kaldırmak isteyenlerin üzerine neden hâlâ baskı kuruluyor?</p>

<p><em>BU CİNAYET, HALA NEDEN ÇÖZÜLEMİYOR?</em>&nbsp;: Cinayetin çözülmemesi, sadece bir başarısızlık mı? Yoksa birilerinin çıkarlarını korumak için mi çözülmüyor?</p>

<p>Siyasi cinayetlerde failler kadar, onları koruyan yapıların varlığı da tartışılır. Bu yapılar ortaya çıkmadıkça, gerçek adalet mümkün olur mu?</p>
</article>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-9" dir="auto">
<p><em>CİNAYETİN ARKASINDAKİ ASIL GÜÇLER KİMLER?</em>&nbsp;: Uğur Mumcu cinayeti, yalnızca bir kişinin ya da bir örgütün işi olabilir mi? Bu kadar sistematik bir suikastın arkasında istihbarat desteği ve büyük bir organizasyon olmadan hareket edilmesi mümkün mü?</p>

<p>Yargı, cinayetlerin arkasında İran bağlantılı örgütleri işaret etti. Ancak o örgütlerin kimlerle iş birliği yaptığı, kimlerden destek aldığı hâlâ ortaya çıkarılamadı. Türkiye içindeki uzantılar sessiz.</p>

<p><em>DEVLET BÜYÜKLERİ NEDEN SESSİZ?</em>&nbsp;: Cinayetin ardından birçok devlet yetkilisi "Bu cinayeti aydınlatmak bizim namus borcumuzdur" dedi. Ama yıllar geçti, bu sözün arkasında durulmadı. Neden?</p>

<p>Devlet içindeki yetkililerden birçoğu, görevleri sırasında Mumcu cinayetiyle ilgili adım atmadı. Peki, bu sessizlik neden? Gerçeklerin ortaya çıkması kimleri rahatsız ederdi?</p>

<p><em>MECLİS KOMİSYONUNUN RAPORU NE DEDİ?</em>&nbsp;: 1997’de TBMM’de kurulan araştırma komisyonu, önemli bulgular ortaya koydu. Ancak komisyon raporunda, "Soruşturmayı savsaklayan savcılar ve Mumcu’yu korumayan devlet görevlileri hakkında işlem yapılmalı" denmesine rağmen hiçbir adım atılmadı.</p>

<p>Bu rapor neden dikkate alınmadı? Devlet içindeki ihmallerin üzeri kimler tarafından örtüldü?</p>

<p><em>UĞUR MUMCU NEDEN TEHLİKELİ GÖRÜLDÜ?</em></p>

<p>Çünkü Mumcu, hem devletin hem de uluslararası güçlerin çıkarlarına dokunan yazılar yazıyordu. Silah kaçakçılığı, uyuşturucu trafiği, tarikatlar, İran bağlantıları…</p>

<p>O dönemde Mumcu'nun çalışmaları, Türkiye'deki kirli ilişkiler ağını gözler önüne seriyordu. Onun tehlikeli görülmesi, gerçekleri haykırmasındandı.</p>

<p><em>CİNAYETİN HEDEFLERİ NEYDİ?</em>&nbsp;: Bu cinayetle yalnızca bir gazeteci öldürülmedi. Aynı zamanda halkın bilgi edinme hakkı, gerçekleri öğrenme umudu hedef alındı.</p>

<p>Uğur Mumcu’nun susması, yalnızca gazeteciliğin değil, halkın sesi olan bir vicdanın susturulmasıydı. Bu cinayetle korku ve sindirme politikaları yeniden devreye sokuldu.</p>

<p><em>CİNAYETİN GERÇEK FAİLLERİ BULUNACAK MI?</em>&nbsp;: Aradan geçen 32 yıla rağmen bu sorunun cevabı hâlâ bir muamma. Yakalananlar var, yargılananlar var. Ama asıl failler hâlâ karanlıkta.</p>

<p>Gerçek faillerin bulunması için yeterince çaba harcanıyor mu? Yoksa bu cinayetin üzeri örtülmek mi isteniyor?</p>

<p><em>OĞUZ DEMİR NEDEN KORUNUYOR GİBİ?</em>&nbsp;: Oğuz Demir, cinayetin kilit ismi olarak aranıyor. Ancak hâlâ yakalanmadı. Yargı süreci boyunca onun yurt dışında olduğuna dair bilgiler paylaşıldı. Peki, bu bilgiler neden takip edilmedi?</p>

<p>Demir’in yakalanması, cinayet zincirinin diğer halkalarını ortaya çıkarabilir. Ama neden bu kadar korunuyor gibi görünüyor?</p>

<p><em>UMUT OPERASYONU KİMLERİ HEDEF ALDI?</em>&nbsp;: Umut Operasyonu kapsamında birçok kişi gözaltına alındı. Ancak operasyonun ilk dalgasında yakalananların işkence gördüğü iddiaları, soruşturmanın güvenilirliğini gölgeledi.</p>

<p>Operasyon, Mumcu cinayetinin tam olarak aydınlatılması için yeterli miydi? Yoksa operasyon, asıl failleri perdelemek için mi yapıldı?</p>

<p><em>İŞKENCEYLE ALINAN İFADELERİN GEÇERLİLİĞİ VAR MI?</em>&nbsp;: İlk gözaltına alınanlar, ifadelerinin işkence altında alındığını söyledi. Bu durum, hem yargı sürecini hem de operasyonun güvenilirliğini sarsıyor.</p>

<p>İşkenceyle alınan ifadeler üzerinden bir cinayeti çözmek mümkün mü? Gerçeklere ulaşmak için bu kadar hatalı bir yöntem neden tercih edildi?</p>

<p><em>DEVLET, MUMCU'NUN KORUNMASINI SAĞLADI MI?</em>&nbsp;: Hayır. Uğur Mumcu, tehdit aldığını defalarca dile getirdi. Ancak koruma tahsis edilmedi. Bu ihmal, cinayetin gerçekleşmesini kolaylaştırdı.</p>

<p>Devlet, Mumcu’yu korumamışken bu cinayetin çözülmesini ne kadar samimi bir şekilde isteyebilir?</p>

<p><em>NEDEN HALA SOMUT ADIMLAR ATILMIYOR?</em>&nbsp;: Yıllar geçmesine rağmen hâlâ somut bir sonuç yok. Ne İran bağlantısı araştırıldı, ne azmettirenler bulundu. Soruşturma sürekli bir kısır döngü içinde bırakıldı.</p>

<p>Somut adımların atılmaması, adaletin yerini bulmasını engelliyor. Bu durum, devletin karanlık yapılarla iş birliği içinde olduğuna dair iddiaları güçlendiriyor.</p>

<p><em>MEHMET AĞAR’IN ROLÜ NEDİR?</em>&nbsp;: Mehmet Ağar, Mumcu cinayetinde adı sıkça geçen bir isim. “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” sözleriyle suikastın arkasındaki yapıyı ima etti. Ancak bu yapının üzerine gidilmedi.</p>

<p>Mehmet Ağar’ın bu cinayetteki rolü tam olarak ne? Bildiklerini açıklaması neden engelleniyor?</p>

<p><em>GÜLDAL MUMCU’NUN MÜCADELESİ NE DURUMDA?</em>&nbsp;: Güldal Mumcu, eşi Uğur Mumcu’nun cinayetinin aydınlatılması için yıllardır mücadele ediyor. Devlet yetkilileriyle defalarca görüştü, kamuoyuna çağrılarda bulundu.</p>

<p>Ancak bu mücadeleye rağmen cinayet hâlâ aydınlatılamadı. Peki, bu sessizlik neden?</p>

<p><em>BU CİNAYET BİR DERS OLDU MU?</em></p>

<p>Ne yazık ki hayır. Mumcu cinayetinden sonra da gazetecilere yönelik tehditler, saldırılar ve suikastlar devam etti.</p>

<p>Bu cinayet, Türkiye’de gazetecilerin ne kadar büyük bir risk altında olduğunu gösterdi. Ama bu riski azaltmak için hiçbir adım atılmadı.</p>

<p><em>NEDEN TOPLUM BU CİNAYETİ UNUTMADI?</em></p>

<p>Çünkü bu cinayet, bir kişinin öldürülmesinin ötesinde, bir dönemin karanlığını simgeliyor. Toplum, adaletin yerini bulmadığını görüyor ve bunu kabullenemiyor.</p>

<p>Uğur Mumcu, bu toplumun vicdanıydı. O nedenle onun için adalet sağlanmadıkça bu cinayet unutulmaz.</p>

<p><em>OĞUZ DEMİR’İN ROLÜ TAM OLARAK NE?</em></p>

<p>Oğuz Demir, cinayetteki en önemli isimlerden biri. Bombayı koyan kişi olarak işaret ediliyor. Ama onun arkasındaki yapılar ne? Demir, kimin adına bu cinayeti işledi?</p>

<p>Yakalanması durumunda, birçok sorunun cevabı bulunabilir. Ama onun yakalanmaması, bu cevapları karanlıkta bırakıyor.</p>

<p><em>UĞUR MUMCU CİNAYETİ, GELECEK NESİLLERE NE SÖYLÜYOR?</em></p>

<p>Bu cinayet, adaletin geciktiği bir toplumda karanlığın nasıl büyüdüğünü anlatıyor. Gelecek nesillere, adalet için mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu öğretiyor.</p>

<p>Mumcu, “Unutmayın, cesur bir kez, korkak bin kez ölür” demişti. Onun cesareti, bugün hâlâ bir ışık olarak yanıyor.</p>
</article>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-11" dir="auto">
<p><em>TÜRKİYE’DE SİYASİ CİNAYETLER NEDEN AYDINLATILAMIYOR?</em>&nbsp;: Türkiye’nin yakın tarihinde birçok siyasi cinayet işlendi. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Musa Anter… Hepsi farklı yöntemlerle susturuldu.</p>

<p>Bu cinayetlerin ortak noktası, arkasındaki gerçek güçlerin ortaya çıkarılamamış olması. Yargılamalar yapıldı, bazı sanıklar ceza aldı. Ama asıl azmettirenler, planlayıcılar ve bu cinayetlerin siyasi boyutları karanlıkta bırakıldı.</p>

<p>Neden? Devlet içindeki karanlık yapılar, bu cinayetlerin çözülmesini engelliyor olabilir mi? Yoksa birileri, bu cinayetlerin aydınlanmamasını mı istiyor?</p>

<p><em>OĞUZ DEMİR’İN KAÇIŞI NASIL MÜMKÜN OLDU?</em>&nbsp;: Oğuz Demir, Mumcu cinayetinin kilit isimlerinden biri olarak gösteriliyor. Ancak 2000 yılında yapılan bir operasyon sırasında, güvenlik güçlerinin arasından sıyrılıp kaçmayı başardı.</p>

<p>Bir terör zanlısı, bu kadar kolay nasıl kaçabilir? Bu kaçış bir ihmal mi, yoksa bir organizasyon mu? Eğer birileri bu kaçışı planladıysa, amaç neydi?</p>

<p><em>İRAN’LA DİPLOMATİK İLİŞKİLERDE BU CİNAYET GÖZ ARDI EDİLDİ Mİ?</em>&nbsp;: Yargı, Mumcu cinayetinin arkasında İran bağlantısını işaret etti. Cinayeti işleyenlerin İran’da eğitim aldıkları, burada bağlantılar kurdukları tespit edildi.</p>

<p>Ama Türkiye, bu konuda İran’la hiçbir diplomatik girişimde bulunmadı. Peki, bu sessizliğin sebebi neydi? Türkiye, İran’la ilişkilerini bozmak istemediği için mi bu cinayetin üzerini kapattı?</p>

<p><em>MEHMET AĞAR NEDEN HEP MERKEZDE?&nbsp;: </em>Mumcu cinayeti dendiğinde Mehmet Ağar’ın adı sürekli gündeme geliyor. Hem ailesiyle yaptığı konuşmalar hem de geçmişteki bağlantıları nedeniyle bu olayın merkezinde yer alıyor.</p>

<p>Mehmet Ağar, bildiklerini açıklamak yerine hep susmayı tercih etti. Bu suskunluk, onun üzerindeki şüpheleri artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Peki, Ağar gerçekten bu cinayetle ilgili ne biliyor?</p>

<p><em>UĞUR MUMCU'NUN ÇALIŞMALARI KİMİ RAHATSIZ ETTİ?&nbsp;: </em>Mumcu, öldürülmeden önce özellikle silah kaçakçılığı ve uluslararası terör örgütlerinin bağlantılarını araştırıyordu. ABD, Ortadoğu ve Türkiye üçgeninde dönen karanlık işlerin peşindeydi.</p>

<p>Bu çalışmalar, yalnızca Türkiye’deki değil, uluslararası odakların da dikkatini çekiyordu. Peki, bu cinayet uluslararası bir operasyon olabilir mi? Mumcu’nun çalışmaları kimlerin çıkarlarını tehdit ediyordu?</p>

<p><em>“KAÇAK” KARARI NE ANLAMA GELİYOR?&nbsp;: </em>Oğuz Demir, 32 yıldır yakalanamadı. Ancak 2022’de mahkeme, hakkında “kaçak” kararı verdi. Bu karar, Demir’in yakalanamaması durumunda davanın zamanaşımına uğramasını önlemeyi amaçlıyordu.</p>

<p>Ancak bu karar, Demir’in yakalanmasını ne kadar kolaylaştıracak? Bir mahkeme kararıyla bu kadar kritik bir sanığın bulunması sağlanabilir mi?</p>

<p><em>SEDAT PEKER’İN İDDİALARI NEDEN ARAŞTIRILMADI?&nbsp;: </em>2021 yılında Sedat Peker, yayınladığı videolarda Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili Mehmet Ağar’ı işaret eden ciddi iddialarda bulundu. Bu iddialar, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.</p>

<p>Ancak bu açıklamalara rağmen hiçbir resmi soruşturma başlatılmadı. Peki, bu iddialar neden görmezden gelindi? Gerçeklerin ortaya çıkmasını engelleyen güçler mi var?</p>

<p><em>BU CİNAYET TOPLUMDA NASIL BİR YARA AÇTI?&nbsp;: </em>Uğur Mumcu cinayeti, Türkiye’de yalnızca bir gazetecinin ölümü olarak görülmedi. Bu cinayet, halkın adalete olan güvenini derinden sarstı.</p>

<p>Aradan geçen 32 yıla rağmen hâlâ birçok soru cevapsız. Bu durum, toplumun vicdanında derin bir yara bırakmaya devam ediyor.</p>

<p><em>KAMUOYU NEDEN TATMİN OLMADI?&nbsp;:</em> Cinayetin ardından yürütülen soruşturmalar ve yargı süreçleri kamuoyunu tatmin etmedi. Çünkü birçok eksik ve hata vardı. İşkence iddiaları, delillerin süpürülmesi, İran bağlantısının araştırılmaması…</p>

<p>Bütün bu ihmaller ve hatalar, adaletin sağlanmadığı algısını güçlendirdi. Toplum, hâlâ bu cinayetin arkasındaki gerçeklerin açığa çıkarılmasını bekliyor.</p>

<p><em>UĞUR MUMCU'NUN ANISI NASIL YAŞIYOR?&nbsp;:</em> Uğur Mumcu, yalnızca bir gazeteci değil, bir sembol haline geldi. Onun cesareti, dürüstlüğü ve gerçeklere olan bağlılığı bugün hâlâ bir rehber.</p>

<p>Her 24 Ocak’ta onun için anma törenleri düzenleniyor. Onun sözleri, onun çalışmaları, hâlâ karanlığa karşı bir ışık olarak parlıyor. Uğur Mumcu’nun anısını yaşatmak, sadece bir kişinin değil, bir ülkenin adalet arayışı demektir.</p>

<p><em>GERÇEKLER ORTAYA ÇIKACAK MI?&nbsp;: </em>Uğur Mumcu’nun cinayeti, Türkiye’nin karanlık bir dönemine ayna tutuyor. 32 yıl geçti, ama hâlâ sorular cevapsız. Failler, azmettirenler ve bu cinayeti planlayanlar ortaya çıkarılmadıkça bu karanlık aydınlanmayacak.</p>

<p>Bu cinayet yalnızca Uğur Mumcu’nun değil, bir toplumun adalet arayışının hikâyesidir. Gerçeklerin ortaya çıkması için bu mücadele devam edecek.</p>

<blockquote>
<p>UĞUR MUMCU DAVASI</p>

<p>Uğur Mumcu’nun öldürülmesiyle başlayan dava süreci, Türkiye’nin en tartışmalı yargılamalarından biri oldu. İşte dava sürecine dair öne çıkan başlıklar:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>İlk Günden Delil Kaybı:</strong> Cinayet sonrası Karlı Sokak’taki deliller süpürülerek adeta yok edildi. Bu, soruşturmanın en baştan baltalanmasına neden oldu.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İran Bağlantısı:</strong> Yargı, cinayetin arkasında İran destekli “Tevhid-Selam Kudüs Ordusu” adlı örgütü işaret etti. Ancak bu bağlantıyla ilgili diplomatik ya da hukuki bir adım atılmadı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Umut Operasyonu:</strong> 2000 yılında başlatılan operasyon, Mumcu cinayetiyle birlikte 18 suikastı kapsıyordu. Birçok kişi gözaltına alındı, yargılandı. Ancak ilk dalgada alınan ifadelerin işkence altında alındığı iddiaları davayı gölgeledi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Oğuz Demir:</strong> Bombayı yerleştirdiği iddia edilen Oğuz Demir, 2000 yılında operasyon sırasında kaçtı ve hâlâ yakalanamadı. İran’da olduğu söylendi ama bu konuda bir ilerleme kaydedilmedi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Mehmet Ağar ve “Duvar Yıkılır” Sözü:</strong> Dönemin önemli isimlerinden Mehmet Ağar’ın, cinayetle ilgili olarak, “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” sözleri hafızalardan silinmedi. Ancak bu sözlerin anlamı üzerine hiçbir resmi adım atılmadı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Tatminsizlik:</strong> Aradan geçen 32 yıla rağmen kamuoyunda cinayetin tam anlamıyla aydınlatılamadığı ve faillerin korunduğu algısı hâkim. Bu, davanın en büyük yaralarından biri olarak duruyor.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Sonuç:</strong> Uğur Mumcu cinayeti, yalnızca bir kişinin öldürülmesi değil, adaletin karanlıkta bırakıldığı bir süreci simgeliyor. Bu dava aydınlanmadan, Türkiye’nin geçmişindeki karanlıklar dağılmayacak.</p>
</blockquote>

<p>KİM KİMDİR?</p>

<blockquote>
<p><strong>UĞUR MUMCU</strong></p>

<p>Uğur Mumcu, Türk basın tarihinin en cesur ve ilkeli gazetecilerinden biriydi. 22 Ağustos 1942’de Kırşehir’de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra avukatlık yerine gazeteciliği seçti. 1970’lerde <strong>Cumhuriyet Gazetesi’nde</strong> yazmaya başlayan Mumcu, araştırmacı gazeteciliğin Türkiye’deki öncüsü oldu.</p>

<p>Kalemini gerçeğin peşinde kullanıyordu. Silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, laiklik karşıtı odaklar, uluslararası istihbarat örgütlerinin Türkiye bağlantıları gibi konular üzerine yazdığı haberler ve kitaplar, büyük yankı uyandırdı.</p>

<p><strong>“Ben Atatürkçüyüm, cumhuriyetçiyim, laikim, anti-emperyalistim. Halktan yanayım, tam bağımsız Türkiye’den yanayım. İnsan hakları savunucusuyum, terörün karşısındayım.”</strong> sözleriyle duruşunu ve gazeteciliğinin temel ilkelerini özetliyordu.</p>

<p>Kitapları arasında <strong>“Silah Kaçakçılığı ve Terör,” “Rabıta,” “Sakıncalı Piyade”</strong> ve <strong>“Papa-Mafya-Ağca”</strong> yer alır. Yazılarında hem iç siyasetin karanlık noktalarını hem de uluslararası ilişkilerin gölgesinde Türkiye’nin yaşadığı sorunları sorguladı.</p>

<p>24 Ocak 1993’te Ankara’da, Karlı Sokak’taki evinin önünde arabasına konulan bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Cinayeti, sadece bir gazeteciye değil, özgür basına ve halkın bilgi edinme hakkına karşı bir saldırıydı.</p>

<p>Uğur Mumcu, bugün hâlâ dürüst, cesur ve ilkeli gazeteciliğin sembolü olarak anılmaktadır. Onun bıraktığı miras, karanlığa karşı bir ışık olmaya devam ediyor.</p>
</blockquote>

<p></p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p>
</article></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/bir-gazeteciyi-susturdular-gercekleri-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jan 2025 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/01/2-105.png" type="image/jpeg" length="42355"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Halkın 'Nefes'i mi, medyanın 'Ticareti' mi?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/halkin-nefesi-mi-medyanin-ticareti-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/halkin-nefesi-mi-medyanin-ticareti-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nefes gazetesi, iddialı bir çıkış yaptı: "Söz veriyoruz, ant içiyoruz." Ancak, büyük vaatlerin ardında yatan gerçek ne? Halkın sesi mi olacak, yoksa medya dünyasının sıradan bir tekrarı mı?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p><strong>ANALİZ</strong> ' HABER -&nbsp;&nbsp;Türkiye’nin yeni bir gazete kokusuna ihtiyacı var mıydı? Belki de. Ama o gazetenin hangi ellerden çıktığı, hangi dillerden konuştuğu çok daha önemli. “Nefes” gazetesi bu sabah şoyle bir çıktı ortaya: "Söz veriyoruz, ant içiyoruz."</p>

<p>Kulağa hoş geliyor da, söz vermek kolay tutmak zor, bu bilinmiyor.</p>

<p><strong>YENİ BİR UMUT MU, ESKİ BİR HİKAYE Mİ?</strong></p>

<p>İnsanlar gazete alır mı, bilmiyorum. Alırlarsa da ne için alır? Gazeteyi, manşeti için mi alırız yoksa çay bardağı altı yaparız diye mi? "Gazeteler artık satmaz" dendi, doğru. Ama şu soruyu soralım: Gazeteler neden satmaz oldu? Medyanın özüne ihanet etmesiyle mi? Yoksa halkın özüne yabancılaşmasıyla mı?</p>

<p>Nefes, bu soruya cevap vermek ışığıyla geldi mi? Yoksa sadece “yeni” tabelasını asıp eski çarkı mı döndürecek?</p>

<p><strong>ATATÜRK’ÜN NEFESİ, İLKELERİNİN SESSİZLİĞİ</strong></p>

<p>Gazetenin logosunda ve dört farklı yerinde Mustafa Kemal’in gülümseyen fotoğrafları var. Olması gerekirdi. Ama Atatürk’ü koymak, onun özünü yaşatmak mı demek? Yoksa onu bir “tabela” yapmak mı?</p>

<p>Eğer bu gazetede Atatürk sadece bir “aksesuar” olacaksa, yazıklardır. Ama onun sesini gür çıkartacaklarsa, asıl nefes budur. Umut budur.</p>

<p><strong>“NEFES”İN MANŞETİ VE ÖTESİ</strong></p>

<p>İlk haber çok etkileyici: "Vekilden satılık 600 milyona villa." Evet, milletin nefesi daralmış. Ama çok merak ediyorum: Bu haberin ardından hangi cesur adımlar gelecek? Vekilin villasyla yetinmeyip o villayı alan elleri de sorgulayabilecekler mi? Toplumun yaralarına ışık tutabilecekler mi?</p>

<p><strong>YAZARLAR KADROSU: BİR GÜÇ MÜ, BİR YÜK MÜ?</strong></p>

<p>Soner Yalçın, Can Ataklı, Nevşin Mengü... Hepsi tanınmış, doğru. Ama burada kritik bir soruyu sormak lazım: Bu kalemler yeni bir nefes mi olacak? Yoksa eski günlerin sesleri mi yankılanacak?</p>

<p><strong>UMUT YAŞARSA, NEFES ALIRIZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Nefes” adı güzel. Ama bu adı hak etmek zor. Halkın nefesi olmak, medyanın ötesine geçmeyi gerektirir. Gazeteler satılmazsa, gazete okuru da sorumludur. Ama gazetecinin şözü de burada büyük bir sorumluluk taşır. Nefes, ya şu sorumluluğu hisseder ya da son nefesi olur.</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/halkin-nefesi-mi-medyanin-ticareti-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Dec 2024 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/12/nefes2.png" type="image/jpeg" length="14619"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HÜRRİYET'İN HİKAYESİ!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/hgurriyetin-el-degistirme-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/hgurriyetin-el-degistirme-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ali Dağlar, basın dünyasında bilinen bir isim. Hürriyet gazetesinde 27 yıl boyunca yargı muhabirliği yapmış bir gazeteci. Şimdi ise akademisyen kimliğiyle dikkat çekici bir kitaba imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p><strong>MEDYA</strong> ' ZADE -&nbsp;El değiştirme süreciyle gündeme oturan Hürriyet Gazetesi, Türkiye’de anaakım medyanın sonunu mu getiriyor? Bu tartışmalar, Ali Dağlar’ın yeni kitabıyla yeniden alevleniyor. Hürriyet Gazetesi’nin El Değiştirme Sürecinde Türkiye’de Anaakım Medyanın Sonu ve Basın Özgürlüğü Sorunu başlıklı kitap, hem basının tarihine ışık tutuyor hem de bağımsız gazeteciliğin kayboluşunu gözler önüne seriyor.</p>

<p>HÜRRİYET’İN ÇEYREK ASIRLIK TANIKLIĞI</p>

<p>Ali Dağlar, basın dünyasında bilinen bir isim. Hürriyet gazetesinde 27 yıl boyunca yargı muhabirliği yapmış bir gazeteci. Şimdi ise akademisyen kimliğiyle dikkat çekiyor. Dağlar, doktora teziyle sadece bir gazetecinin değil, aynı zamanda bir tarihçinin hassasiyetiyle Hürriyet’in el değiştirme sürecini inceliyor. Kitap, Nobel Bilimsel Eserler Yayınevi tarafından okuyucularla buluştu.</p>

<p>Bu çalışma, sadece akademik bir inceleme değil. Aynı zamanda Türk basınının modern tarihine dair samimi bir anlatı. Hürriyet’in Simavi ailesinden Doğan Grubu’na ve son olarak Demirören Grubu’na geçiş hikâyesi, anaakım medyanın dönüşümüne ve basın özgürlüğündeki gerilemeye ayna tutuyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img align="left" alt="" height="374" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/hurriyet02.png" width="544" />AMİRAL GEMİSİ BATTI MI?</p>

<p>Hürriyet, yıllarca “amiral gemisi” olarak anıldı. Ancak 2018’de Demirören Grubu’na devredilmesiyle birlikte bu sıfatı kaybettiği konuşuluyor. Dağlar’ın kitabı, bu dönüşümün nedenlerini ve sonuçlarını detaylı şekilde analiz ediyor. Hürriyet’in bağımsızlığını yitirdiği, anaakım medyanın sona erdiği görüşü kitapta güçlü bir şekilde savunuluyor.</p>

<p>Kitapta yer alan şu ifadeler durumu özetliyor:</p>

<p>“1990’lardan itibaren yaşanan ticarileşme, Hürriyet’in anaakım medya kimliğinde aşınmalara yol açtı. Bu aşınma, 2000’li yıllarda artan iktidar baskısıyla hız kazandı. Gazetenin 2018 yılında Demirören Grubu’na devri, Türkiye’de anaakım medyanın da sonunu işaret etmektedir.”</p>

<p>ANA AKIM MEDYANIN SONU MU?</p>

<p>Kitap, sadece Hürriyet’in değil, Türk basınının genel gidişatını da masaya yatırıyor. Büyük sermayenin basına girişiyle medya, güç odaklarının etkisi altına girdi. 12 Eylül 1980 sonrası değişen sahiplik yapısı, gazeteciliği kamu yararından uzaklaştırarak ticarileştirdi. Sonuç: Halk için haber üretmek yerine, sermaye ve iktidar için çalışan bir medya düzeni.</p>

<p>Ali Dağlar’ın ifadesiyle, Hürriyet gazetesinin tarihi, modern Türk basınının da tarihidir. Bu nedenle, Hürriyet’in geçirdiği dönüşüm, tüm sektörün bir aynasıdır.</p>

<p>GAZETECİLİKTEN AKADEMİYE: ALİ DAĞLAR</p>

<p>Ali Dağlar, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu. Yüksek lisansını tamamladıktan sonra doktora çalışmasını İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde yaptı. Gazetecilik kariyerinde, özellikle yargı haberleri ve araştırmacı gazetecilik dosyalarıyla tanındı.</p>

<p>Dağlar, gazetecilikteki birikimini akademik çalışmalarına taşıdı. Beşinci kitabı olan bu çalışması, hem gazeteciler hem de akademisyenler için önemli bir kaynak olarak öne çıkıyor. Daha önce yayınladığı “Rahip Cinayetleri” ve “Ordunun Dayanılmaz Ağırlığı, Basının Dayanılmaz Hafifliği” başlıklı kitapları da araştırmacı gazeteciliğin başarılı örnekleri arasında sayılıyor.</p>

<p><img align="left" alt="" height="346" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/hurriyet01.png" width="537" />ÖZGÜRLÜK MÜ, GÜÇ ODAKLARI MI?</p>

<p>Kitabın en çarpıcı noktalarından biri, basının dördüncü kuvvet olma işlevini kaybettiği savı. Türk basını, tarafsız ve bağımsız duruşuyla demokratik bir denetim mekanizması işlevi görmeliydi. Ancak, özellikle son yıllarda bu rolünü yitirdiği bir gerçek.</p>

<p>Dağlar, kitabında şu soruları soruyor:</p>

<p>&nbsp;&nbsp; •&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Türk basını ne zaman bağımsızlığını kaybetti?</p>

<p>&nbsp;&nbsp; •&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Anaakım medya kimliğini kaybeden bir gazete, kitlelere hitap etmeye devam edebilir mi?</p>

<p>&nbsp;&nbsp; •&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Basın özgürlüğü olmadan demokrasi mümkün mü?</p>

<p>Ali Dağlar’ın kitabı, yalnızca bir dönemi anlatmıyor. Aynı zamanda geleceğe dair bir uyarı niteliği taşıyor. Basının bağımsızlığı, toplumun bağımsızlığıdır. Bu bağımsızlık kaybedildiğinde, demokrasinin temel taşı da yerinden oynar.</p>

<p>Hürriyet’in el değiştirme süreci, sadece bir gazetenin değil, bir ülkenin de hikâyesidir. Ali Dağlar’ın bu çalışması, gazetecilikten akademiye uzanan yolda, gerçeği arayan herkes için bir rehberdir.</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>www.netturk.com.tr</strong></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'OKU, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/hgurriyetin-el-degistirme-hikayesi</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Nov 2024 15:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/11/3-29.png" type="image/jpeg" length="32556"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Youtube'da reyting şampiyonu gazeteciler!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/youtubeda-reyting-sampiyonu-gazeteciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/youtubeda-reyting-sampiyonu-gazeteciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Marketing Türkiye ve Medya Takip Merkezi’nin hazırladığı “YouTube Rating Report” açıklandı!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p><strong>MEDYA</strong>'<em>ZADE</em> -&nbsp;Ekim ayında YouTube’da gazetecilik nasıl yapılırmış, kimler tahtı elinde tutarmış, belli oldu. Marketing Türkiye ve Medya Takip Merkezi’nin hazırladığı “YouTube Rating Report” açıklandı! Dijital dünyada en çok izlenen gazeteciler, abone yarışları, gündemi sallayan içerikler, hepsi burada. Gazetecilik yeni bir dönemin eşiğinde. Gazete sütunlarını unutun, burada YouTube var.</p>

<p>İLK BEŞİN ASLARI:</p>

<p>YouTube’da gazetecilik dersi verenler kimler? Zirvede, tanıdık isimler var: Fatih Altaylı, Yılmaz Özdil, Nevşin Mengü, Özlem Gürses ve Cüneyt Özdemir. Düşünün, geleneksel gazeteciliğin en sivri isimleri YouTube’a çıkıyor, gündemi kendi dilinde, kendince yorumluyor. Gazete manşetlerini kenara bıraktık, dijitalin etkili ve etkili isimleri, izleyicileri her hafta ekran başına kilitliyor. YouTube’da gazetecilik dersine hoş geldiniz!</p>

<p>BİR NUMARA ŞULE AYDIN:</p>

<p>Ve işte, YouTube’un mizah kraliçesi: Şule Aydın! “Tımarhanede bu hafta” serisiyle Türkiye’nin gündemini eğlenceli bir bakış açısıyla yorumlayıp izleyicilere sunan Aydın, Ekim ayında da en çok izlenen gazeteci koltuğunu kaptırmamış. Mizahi üslubu, ironi yüklü diliyle her hafta izleyiciyi güldürüyor, düşündürüyor. Ne geleneksel medyanın kalıpları var onda, ne de ciddi duruş kaygısı; mizah var, özgünlük var. Zirvede kalmayı bu doğal yaklaşımıyla başarıyor. YouTube’da gazetecilik böylesine samimi, böylesine özgün yapılınca, en çok izlenen olmanın sırrı da çözülüyor!</p>

<p>ABONE REKABETİ: ÖZDİL VE ALTAYLI:</p>

<p>Abone sayısı deyip geçmeyin. Yılmaz Özdil ve Fatih Altaylı arasında kıran kırana bir abone yarışı var. Ekim ayında Özdil, 45 bin yeni abone kazanmış, Altaylı ise 40 binle onu takipte. Dijitalin dünyasında rakamlar önemli; kitleyi genişletmek, sadık bir izleyici kitlesi oluşturmak her gazetecinin hayali. İkisi de kendilerine has tarzlarıyla izleyiciyi çekiyor, yorumluyor, anlatıyor. Bu ikilinin rekabeti dijital gazeteciliğin yükselen değerini gösteriyor. Bu yarış nerede biter, izleyenlerin kararına bağlı!</p>

<p>EN ÇOK ETKİLEŞİMDE YILMAZ ÖZDİL:</p>

<p>İş sadece izlenme değil, mesele etkileşim. Yılmaz Özdil, izleyicisiyle kurduğu bağ sayesinde Ekim ayının tartışmasız starı. Videolarına gelen beğeniler 1 milyon barajını aşmış, yorumlarda da yine zirvede. Özdil’in başarısının sırrı? Samimiyeti, cesareti ve gündemi kendi mizahi diliyle ele alması. Geleneksel medyada alıştığımız o resmi dil yok, izleyiciyi küçümseyen tavır yok; sadece halkın dili var. İzleyici YouTube’da kendini bulmak istiyor, samimi, dobra ve esprili bir anlatı istiyor. Yılmaz Özdil, bu dili yakaladığı için rakip tanımıyor.</p>

<p>YouTube’da gazetecilik sahnesinde bu isimler yükseliyor. Geleneksel medyanın eski ritüelleri artık tarihe karışıyor; gazeteciler, halkla dijital platformlarda buluşuyor, yeni medya burada şekilleniyor. Kim bilir, bu listeye yeni kimler katılacak, zirvede kim kalacak? Takipteyiz!</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>www.netturk.com.tr</strong></a></p>

<p><img align="left" alt="" height="693" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/01-23.png" width="555" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>,</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><img align="left" alt="" height="693" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/02-11.png" width="555" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><img align="left" alt="" height="656" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/03-8.png" width="524" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><img align="left" alt="" height="656" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/04-7.png" width="524" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><img align="left" alt="" height="667" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/05-4.png" width="533" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><img align="left" alt="" height="656" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/07.png" width="524" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><img align="left" alt="" height="681" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/08.png" width="545" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><img align="left" alt="" height="693" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/09-1.png" width="555" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><img align="left" alt="" height="681" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/11/10-4.png" width="545" /></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/youtubeda-reyting-sampiyonu-gazeteciler</guid>
      <pubDate>Sat, 09 Nov 2024 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/11/you2.png" type="image/jpeg" length="80748"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TUSAŞ'da güvenlik görüntüleri saldırı sırasında yayınlandı]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/tusasda-guvenlik-goruntuleri-saldiri-sirasinda-yayinlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/tusasda-guvenlik-goruntuleri-saldiri-sirasinda-yayinlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>HABER'A<em>NALİZ</em> -&nbsp;<font><font>Geçtiğimiz akşam BBC News'ün ana haber bülteninde, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii'ne (TUSAŞ) düzenlenen saldırı bölümünün en önemli haberi olarak tanıtıldı. Haberin kullanılan görüntüler boyunca, TUSAŞ'ın güvenlik kameralarından durumları görülüyor. Ancak kayıt kalitesi, netlik ve renk düzeni açısından bu görüntülerin güvenlik kameralarından çok daha eski bir teknolojiyle oluşturulmuş ve düzenlenmiş olduğu izlenmişti. Bu durum, kamuoyundaki görüntülerin nasıl sızdırıldığına dair önemli bilgilerin beraberinde getirilmesini sağladı.</font></font></p>

<p><strong><font><font>CANLI YAYIN GİBİ GÖRÜNTÜLER</font></font></strong></p>

<p><font><font>Güvenlik kamerası açılarından aktarımlarının, iki saate yakın bir süre boyunca haber sitelerinde net bir şekilde yayınlanmasına dikkat edildi. Bu süreçte teröristlerin içeri girişi ve binadaki çatışmayı neredeyse canlı yayında izlediler gibi izlediler. Görüntüler, popüler bir savaş oyunu olan Call of Duty'yi andıran estetikle sunuluyor. İki terörist, kapıda silahlarını ateşleyerek binaya girdi ve saldırıların görüntüleri, terörün etkili bir propaganda aracına dönüştü.</font></font></p>

<p><strong><font><font>DEVLETİN ACZİ Mİ?</font></font></strong></p>

<p><font><font>Ertuğrul Özkök T24'deki "</font></font>Asıl merakım şu; güvenlik kamerası görüntülerini kim aldı, kim sızdırdı?" başlıklı yazısında,&nbsp;<font><font>TUSAŞ gibi son derece kritik bir teknoloji merkezinin, güvenlik bilgilerinin nasıl bu kadar hızlı sızdırıldığını sordu. Görüntülerin düzenlenmiş gibi servis edilmesi de ayrı bir tartışma yarattı. Yayın yasağının geçişinin sağlanması, bileşen olayının karşısındaki gücünün sorgulanmasının nedeni oldu.</font></font></p>

<p><strong><font><font>GÖRÜNTÜLER NASIL SIZDIRILDI?</font></font></strong></p>

<p><font><font>Özkök, bu oranların nasıl sızdırıldığı konusunda iki ihtimal üzerinde durdu. İlk olasılık, teröristlerin kaydolabilmesine ulaşmakarak bu ayrıntıların anlık örgütlü iletmiş olmasıydı. Ancak çatışarak binaya giren teröristlerin bu denli karmaşık bir operasyon gerçekleştirmesinin zor olduğu düşünülüyor. İkinci ihtimal ise hackerların güvenlik sisteminin sızarak ayrıntılarının ele geçirilmiş olması. Ancak bu senaryonun da yüksek güvenlik önlemleriyle korunan bir teknolojinin gerçekleştirilmesi pek olası görünmüyor.</font></font></p>

<p><strong><font><font>DEVLET İÇİNDEN SIZDIRMA İHTİMALİ</font></font></strong></p>

<p><font><font>Özkök, bu olasılıkların dışında en güçlü olasılığın devletin içinden birinden bu ayrıntıların sızdırıldığı yönünde olduğunu öne sürdü. Güvenlik birimleri veya sistem çalışanlarından birinin bu görüntülere erişim sağlamasını sağlayan Özkök, bölümlerin ekran üzerinden ayrılmasını de dile getirdi. Ancak bu durum olay olayı azalmıyor, çünkü bu gösterime hızlı bir şekilde erişilebilen yetkiye sahip olan kişilere, kamuoyunda büyük bir soru işareti düzenleniyor.</font></font></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><font><font>GÖRÜNTÜLER HANGİ AMAÇLA SIZDIRILDI?</font></font></strong></p>

<p><font><font>Ertuğrul Özkök'ün yazısında öne çıkan bir diğer önemli soru, görüntülerin hangi sızdırılması amaçlandı. Özkök, bu sızdırmanın arkasında devletin bir mihrakının olabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Özellikle Bahçeli'nin çıkışlarına karşı bir tepki olarak devletin bir grubu bu sızdırmayı gerçekleştirmiş olabileceğini ima etti. Yayın yasağının geç alınması ve bu kesintilerin engellenmemesi, bu ihtimalin güçlenmesine neden olan faktörler arasında yer alıyor.</font></font></p>

<p><font><font>Özkök'ün yazısında, TUSAŞ saldırısında yapısal güvenlik zaafiyeti ve içindeki olası çatışmaların varlığına dair ciddi sorunlar ortaya çıkıyor. Bu kayıtların nasıl ve neden sızdırıldığı konusu aydınlatıldıkça, devletin içindeki bazı mihrakların bu durumda gözle görülür göz yumduğu görünüm kamuoyunda gündemde kalmaya devam edecek.</font></font></p>

<blockquote>
<p><strong>TUSAS OLAYI NEDİR?&nbsp;-&nbsp;</strong>TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii) tesislerine yönelik terör saldırısı, 23 Ekim 2024 tarihinde Ankara’nın Kahramankazan ilçesindeki TUSAŞ yerleşkesinde meydana geldi. Saldırıyı gerçekleştiren iki terörist, tesisin girişine ateş açarak içeri girdiler ve çatışma yaşandı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın açıklamasına göre, saldırıda 5 kişi şehit oldu, 22 kişi yaralandı. Saldırının ardından güvenlik güçleri iki teröristi etkisiz hale getirdi.</p>

<p><font><font>Olayın ardından teröristlerden birinin PKK’ya mensup olduğu açıklandı ve saldırı büyük bir tepkiyle karşılandı. Saldırı sonrasında hem medya hem de güvenlik yetkilileri, bu olayın arka planını araştırmaya devam ediyor. Teröristlerin kullandığı güvenlik görüntülerinin sızdırılması da önemli bir soru işareti olarak gündemde. Olayla ilgili güvenlik açıkları tartışılıyor ve saldırının yayılmasıyla ilgili detaylar araştırılıyor&nbsp;</font></font></p>
</blockquote>

<blockquote>
<p><strong><font><font>KİM NE DEDİ?</font></font></strong></p>

<p><font><font>TUSAŞ’a yönelik terör saldırısıyla ilgili birçok önemli isim ve kurumdan açıklamalar geldi. İşte öne çıkan tepkiler:</font></font></p>

<p><strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong>, TUSAŞ’a yapılan terör saldırısını kınayarak, saldırının Türkiye’nin bağımsızlık ve güvenliğine yönelik bir tehdit olduğunu vurguladı. Erdoğan, bu saldırının “Tam Bağımsız Türkiye” hedefini ve savunma sanayisini hedef aldığını belirterek, “Türkiye’ye uzanan kirli eller mutlaka kırılacak” dedi. Erdoğan, terör örgütlerine karşı mücadelenin kararlılıkla devam edeceğini ve güvenliğe kasteden hiçbir yapının amacına ulaşamayacağını söyledi.</p>

<p><strong>CHP Genel Başkanı Özgür Özel,</strong> TUSAŞ’a yapılan terör saldırısının ardından yaptığı açıklamada saldırının zamanlamasına dikkat çekti. Özel, “Bu saldırının 2015’teki 7 Haziran ile 1 Kasım seçimleri arasında terör örgütlerinin aktif hale geldiği dönemi hatırlattığını” belirterek, bu tür saldırıların kamuoyunu yönlendirmeye yönelik olduğunu düşündüğünü ifade etti. Ayrıca, terörün kimden gelirse gelsin lanetlediklerini vurguladı ve Türkiye’nin barış, kardeşlik içinde yaşaması gerektiğini dile getirdi&nbsp;</p>

<p><font><font><strong>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya: </strong>Saldırının ardından yaptığı açıklamada, “TUSAŞ’a yönelik gerçekleştirilen hain terör saldırısında 5 şehit ve 22 yaralımız var. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.” ifadelerini kullandı. Ayrıca, saldırının güvenlik güçlerinin müdahalesiyle sonlandırıldığını belirtti ￼.</font></font></p>

<p><font><font><strong>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: </strong>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda saldırıyı şiddetle kınayarak, “Hiçbir hain ve hasmane hesap tutmayacak, kiralık katilleri sahaya sürenler sonuç alamayacak. Aziz milletimizin başı sağ olsun.” dedi ￼. Feti Yıldız (MHP Genel Başkan Yardımcısı): Bahçeli’nin açıklamalarına ek olarak, “Bu saldırı, Sayın Bahçeli’nin emperyalizme karşı yaptığı tarihi çıkıştan sonra gerçekleşti. Bu durum emperyalizmi telaşlandırdı.” sözleriyle saldırının arkasında uluslararası güçlerin olabileceğine işaret etti ￼.</font></font></p>

<p><font><font><strong>Ünlü isimler ve halk: </strong>Saldırıya sosyal medya üzerinden birçok ünlü isim tepki göstererek terörü lanetledi ve şehitlere rahmet diledi. Pek çok televizyon kanalı ve medya kuruluşu da saldırıya duydukları tepkiyi göstererek programlarında değişikliğe gitti ￼.</font></font></p>

<p><font><font>Bu açıklamalar, saldırının ulusal güvenlik açısından büyük bir zafiyet olarak değerlendirildiğini ve toplumda derin bir infial yarattığını gösteriyor.</font></font></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/tusasda-guvenlik-goruntuleri-saldiri-sirasinda-yayinlandi</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Oct 2024 11:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/t-u-s-a-s.png" type="image/jpeg" length="80474"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ünlü gazetecinin yaşam mücadelesi!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/unlu-gazetecinin-yasam-mucadelesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/unlu-gazetecinin-yasam-mucadelesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>MEDYA'ZADE -&nbsp;Reha Muhtar, uzun bir hastane sürecinin ardından yaşadıklarını anlattı. Bir zamanların ünlü haber spikeri, geçirdiği beyin kanaması ve yoğun bakım sürecinin ardından ilk kez kameraların karşısına geçti ve isyan etti: “Her şeyimi elimden aldılar” dedi.</p>

<p>Yaklaşık iki ay önce İstanbul’daki evinde talihsiz bir kaza geçirmişti. Düşmesinin ardından hastaneye kaldırılan Muhtar, beyin kanaması geçirmiş, günlerce entübe edilmişti. Yaşam mücadelesini kazanan Muhtar, yoğun bakımda geçen zorlu günlerin ardından taburcu oldu ve yeniden hayata dönmeye çalışıyor. Ancak dışarıda bıraktığı hayat, içeride bıraktığı gibi değildi.</p>

<p>Geçtiğimiz gün Bebek’te görüntülenen Reha Muhtar, sağlık durumuyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yürümekte zorlandığı gözlerden kaçmayan ünlü spiker, hastalığının etkilerini hala yaşadığını belirtti. Ama asıl vurucu olan, sadece sağlığı değil, hayatındaki kayıplarıydı.</p>

<p>HİÇBİR ŞEYİM KALMADI</p>

<p>Reha Muhtar, “Her şeye geri döneceğim, merak etmeyin. Hem de fazlasıyla geri döneceğim” diyerek umut dolu bir mesaj verse de yaşadığı travmanın derin olduğunu dile getirdi. Sağlığın hayattaki en önemli şey olduğunu vurguladı ve “Sağlığınıza çok dikkat edin. ‘Her şey benim’ derken bir anda hayatta hiçbir şeyiniz kalmayabiliyor” dedi. Bu cümleler, sadece fiziksel kayıpları değil, hayatındaki diğer zorlukları da anlatıyordu.</p>

<p>Son iki ayda yaşadığı sıkıntıları özetleyen Muhtar, “Son 40 gün içinde her şeyimi kaybettim. ‘Her şeyim var’ derken hiçbir şeyim kalmadı. Bir anda etrafımdaki herkes, elimdeki her şeyi aldı” diye konuştu. Bu kayıpların içinde en ağır olanı ise çocuklarıyla yaşadığı ayrılıktı.</p>

<p>ÇOCUKLARINA HASRET BİR BABA</p>

<p>Reha Muhtar, beyin kanaması geçirdiği dönemde yaşanan olaylarla ilgili eski hayat arkadaşı Deniz Uğur’a karşı ağır sözler sarf etti. Uğur’un çocukları Poyraz ve Mina’yı kendisinden uzaklaştırdığını belirtti. Özellikle oğlu Poyraz’ın yanında olmadığını söyleyen Muhtar, bu süreçte yalnız bırakıldığını anlattı: “Çocuğumu karşı tarafa verenin Nilüfer Hanım olduğu görülüyor” dedi.</p>

<p>Yaşadığı bu süreçte en büyük acılarından birinin çocuklarından ayrı kalmak olduğunu söyleyen Muhtar, “Poyraz ile Mina ile görüşemiyorum. Sadece okullarının önünde buluşabiliyorum” dedi. Çocuklarından bu denli uzak kalmak, ona göre her şeyini kaybetmek anlamına geliyordu.</p>

<p>HER ŞEY ELİMDEN ALINDI</p>

<p>Reha Muhtar’ın gözlerinde hem bir babanın çaresizliği hem de büyük bir hayal kırıklığı vardı. “Bir anda her şeyim elimden alındı. Çocuklarım, sağlığım, hatta çevremdeki insanlar… Onun için Allah sağlık versin, yoksa her şeyiniz bir anda gider” dedi. Sağlığın ne kadar önemli olduğunu tekrar vurguladı, çünkü ona göre sağlık kaybolduğunda insanın hayatında ne varsa beraberinde götürüyordu.</p>

<p>Bütün bu yaşananlara rağmen pes etmeyen Muhtar, kararlıydı. “Hem kitap yazacağım hem de televizyon programı ile geri döneceğim” diyerek geleceğe dair umutlarını da dile getirdi. Şu an zor bir dönemden geçiyor olsa da, her şeye rağmen geri döneceğine inanıyordu.</p>

<p>Reha Muhtar’ın açıklamaları, yaşadığı sağlık sorunlarının ötesinde, hayattaki diğer kayıpların da onu ne kadar etkilediğini gösteriyordu. Yaşananlar onu sarsmıştı, ama geri dönme azmi hâlâ güçlüydü.</p>

<blockquote>
<p><strong>REHA MUHTAR OLAYI</strong></p>

<p>Reha Muhtar, geçtiğimiz aylarda talihsiz bir kaza geçirerek sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldı. Ağustos 2023'te İstanbul’daki evinde düşerek beyin kanaması geçirdi. Bu ciddi sağlık durumu nedeniyle hastaneye kaldırıldı ve bir süre yoğun bakımda entübe edildi. Durumu oldukça ciddiydi ve uzun süre tedavi altında kaldı. Yoğun bakım süreci, birçok kişi için endişe vericiydi.</p>

<p>İki ay kadar süren tedavi ve rehabilitasyonun ardından Muhtar, yavaş yavaş sağlığına kavuşmaya başladı ve taburcu oldu. Ancak hastalığın etkileri hâlâ devam ediyordu, özellikle yürümekte zorlandığı gözlemlendi. Geçirdiği bu sağlık sorunlarıyla birlikte hayatındaki başka büyük kayıplar da yaşadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Muhtar, hastanedeyken kişisel yaşamında da bazı zorluklar yaşadı. Özellikle eski hayat arkadaşı Deniz Uğur ile çocuklarıyla ilgili yaşanan hukuki ve duygusal sıkıntılar onu derinden etkiledi. Oğlu Poyraz ve kızı Mina’yla ilgili sorunlar gündeme geldi ve çocuklarından ayrı kaldığını ifade etti. Bu süreçte, sadece sağlık sorunları değil, ailevi zorluklar da Muhtar’ın hayatında önemli bir yer tuttu.</p>

<p>Reha Muhtar, tüm bu olumsuzluklara rağmen, toparlanacağı ve hayata geri döneceği yönünde kararlı mesajlar verdi. Kendisini destekleyenlere minnettar olduğunu belirtti ve hem kitap yazmayı hem de televizyona geri dönmeyi planladığını ifade etti.</p>
</blockquote>

<blockquote>
<p><strong>KİM KİMDİR?</strong></p>

<p>Reha Muhtar, Türkiye’nin tanınmış gazetecilerinden ve televizyon sunucularından biridir. 21 Temmuz 1959'da İstanbul’da doğmuştur. Türk televizyonculuğunun en bilinen simalarından biri olan Muhtar, özellikle 1990’lı yıllarda sunduğu haber programları ve özgün üslubuyla geniş bir kitle tarafından tanınmıştır.</p>

<h3>Kariyeri ve Medya Başarıları</h3>

<p>Reha Muhtar, gazeteciliğe 1983 yılında TRT’de başlamıştır. TRT'de çeşitli haber programlarında çalıştıktan sonra, özellikle 1990'larda Star TV’ye geçmesiyle kariyerinde büyük bir çıkış yakalamıştır. Star TV’de sunduğu <strong>"Ana Haber Bülteni"</strong>, o dönemin en çok izlenen haber programlarından biri olmuştur. Sert üslubu, haberciliğe kattığı dramatik anlatımı ve izleyiciyle kurduğu samimi diyaloglar sayesinde halk arasında büyük popülerlik kazanmıştır.</p>

<p>Muhtar’ın bir diğer önemli programı ise <strong>"Ateş Hattı"</strong> isimli tartışma programıdır. Bu programda Türkiye’nin en önemli siyasetçi ve kanaat önderleriyle sert tartışmalar yapmış, siyasi konulara ve toplumsal olaylara farklı bir bakış açısı getirmiştir. Tartışmacı kimliği ve sansasyonel sorularıyla izleyicilerin ilgisini çekmiştir.</p>

<h3>Televizyon Yılları</h3>

<p>Reha Muhtar’ın televizyonculuk kariyeri Star TV, Show TV, CNN Türk gibi kanallarda sürmüştür. Özellikle 2000’li yıllarda bir dönem Kanal D’de çalıştıktan sonra, CNN Türk’te yayınlanan <strong>"Reha Muhtar’la Çok Farklı"</strong> isimli programla ekranlarda olmuştur.</p>

<p>Muhtar, haberciliğin yanında zaman zaman magazin dünyasında ve eğlence programlarında da yer almıştır. Farklı formatlarda program sunarak medyanın değişik alanlarında boy göstermiştir.</p>

<h3>Kişisel Hayatı ve Magazin</h3>

<p>Reha Muhtar’ın özel hayatı da zaman zaman medyanın ilgi odağı olmuştur. Deniz Uğur ile olan birlikteliği ve bu birliktelikten dünyaya gelen çocukları, özellikle ayrılık süreçleri ve çocuk velayeti gibi konular, magazin basınında geniş yer bulmuştur. Muhtar’ın bu ilişkiden iki çocuğu bulunmaktadır: Mina ve Poyraz.</p>

<h3>Reha Muhtar’ın Tarzı</h3>

<p>Reha Muhtar’ın habercilik anlayışı, sadece bilgi vermekten öte, izleyiciye duygusal bir etki bırakmayı amaçlayan dramatik bir üslup üzerine kuruluydu. Olayları dramatize eden, duygusal derinlik katan ve bu sayede izleyiciyle güçlü bir bağ kuran bir tarzı vardı. Eleştirel ve zaman zaman provokatif üslubuyla habercilik dünyasında iz bırakmış bir isimdir.</p>

<p>Son dönemde sağlık sorunlarıyla mücadele eden Muhtar, beyin kanaması geçirmesi sonrası bir süre televizyon ekranlarından uzak kalmış ancak sağlığına kavuşmasıyla yeniden geri dönmeyi planladığını açıklamıştır.</p>

<p>Reha Muhtar, Türk televizyonculuk tarihinde önemli bir figür olarak yer almış, özellikle 90’lı yılların simge isimlerinden biri olmuştur.</p>
</blockquote>

<p></p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><font><font>www.netturk.com.tr</font></font></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/unlu-gazetecinin-yasam-mucadelesi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Oct 2024 14:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/r-e-h-a1.png" type="image/jpeg" length="88564"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[RTÜK, televizyonlardaki kirliliği temizliyor mu?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/televizyonda-drama-bitti-sirada-ne-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/televizyonda-drama-bitti-sirada-ne-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hani şu reyting uğruna özel hayatları parçalayan, insanların mahremiyetini yerle bir eden programlar var ya, artık bitti!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>MEDYA'<em>ZADE </em>- RTÜK uzun zamandır uyuduğu derin uykusundan nihayet uyanmış gibi görünüyor. Şimdi ekranlardaki o meşhur "gündüz kuşağı" programlarına el atmaya karar vermiş. Hani şu reyting uğruna insanların özel hayatını lime lime eden, mahremiyetin çiğnendiği, ailelerin parçalandığı programlar var ya… İşte onlara! RTÜK diyor ki, "Yeter artık, bu kadar dram şovu izlemek zorunda değiliz!" Ama soralım bakalım, gerçekten bu kadar basit mi? Senelerce izlediğimiz o "ağlayan" programlar bir gecede mi bitecek?</p>

<p>NE DEĞİŞECEK?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>RTÜK bu sefer sert oynamaya karar vermiş gibi görünüyor. “Artık kimseyi ekranda gözyaşlarına boğup reyting toplamaya çalışmayacaksınız,” diyor. Sunucuların o malum tehditkar cümleleri de tarihe karışacak: “Neden şimdi söylüyorsun?”, “Hadi ağla, halk izliyor!” Bu taktikler artık yok! Peki ama programların özü neydi? İnsanları ekrana çıkartıp, gözyaşlarıyla reyting toplamak değil miydi? O bittiğine göre, bu programlar nasıl devam edecek? Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu işler gözyaşıyla dönüyordu. RTÜK, sistemin temelini kökünden sarsıyor. Ama televizyonlar bu yeni kurallarla nasıl ayakta kalacak?</p>

<p><img align="left" alt="" height="201" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/10/03-7.webp" width="363" />&nbsp;İÇERİKTE NE GİBİ DEĞİŞİKLİKLER OLACAK?</p>

<p>RTÜK bu sefer içerik konusunda da söz sahibi olmaya kararlı. "Ekranlar milli ve manevi değerlere uygun olacak," diyor. Küfür, argo, kaba dil… Artık hepsi yasak! RTÜK’ün dediğine göre, “ahlak” televizyonda yeniden doğacak. Peki, bugüne kadar ne izledik? Sanki ekranlardan argo ve kabalık fışkırmıyordu! Her sabah izlediğimiz dramaların dili neydi? Şimdi RTÜK diyor ki, bu döneme bir son veriyoruz. Ayrıca çocuklar, gençler ve zihinsel engelliler de artık ekranda kullanılmayacakmış. Tabii ki şimdi soruyoruz: Bu insanlar şimdiye kadar korunmuyordu da şimdi mi korumaya alınıyorlar? Demek ki bugüne kadar reyting uğruna her şey mübahmış!</p>

<p>KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNSEL TACİZ BİTTİ Mİ?</p>

<p>Kadına yönelik şiddet, cinsel taciz, tecavüz… Bunlar yıllarca televizyon ekranlarının baş tacı oldu. Kadınların acıları reyting malzemesi haline getirildi. RTÜK diyor ki, “Bu iş bitti!” Artık ekranda şiddet mağduru kadınların dramını görmek yok! Ama burada asıl soru şu: Bugüne kadar bu programlar bu tür içeriklerden reyting toplarken, şimdi RTÜK bir gecede her şeyi değiştirebilir mi? Bu gerçekten uygulanacak mı? Yoksa her şey kâğıt üstünde mi kalacak? Çünkü televizyonlar reyting uğruna her türlü acıyı dramatize etmekten geri durmuyordu. Şimdi diyorlar ki, bu dönem bitti. Fakat, RTÜK’ün kararları uygulamada ne kadar başarılı olacak?</p>

<blockquote>
<p><img align="left" alt="001-6" height="216" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/10/001-6.png" width="497" />KAĞIT ÜSTÜNDE KALMASIN!</p>

<p>RTÜK televizyon ekranlarını temizlemeye niyetli görünüyor. Ama asıl mesele şu: Bu kararlar uygulamaya geçtiğinde televizyonlar ne yapacak? Çünkü herkes biliyor ki, gözyaşı, dram, acı reyting getiriyor. Halk acı izlemekten hoşlanıyor! Şimdi RTÜK diyor ki, bu gözyaşı şovları bitti! Televizyonlar bu kurallara harfiyen uyacak mı? Yoksa sadece "mış gibi" mi yapacaklar? Çünkü büyük para, reytingle geliyor. Bu işin ucunda büyük kâr var. RTÜK sert kararlar aldı, ama uygulamaya gelince işler öyle kolay olmayabilir. Televizyon dünyası bu kuralları ne kadar kabul edecek?&nbsp; İşte burası asıl soru… Göreceğiz!</p>
</blockquote>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/televizyonda-drama-bitti-sirada-ne-var</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Oct 2024 12:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/reyting.png" type="image/jpeg" length="85327"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Bir Cumhuriyet Şarkısı" filmi pek yakında sinemalarda]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/bir-cumhuriyet-sarkisi-filmi-pek-yakinda-sinemalarda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/bir-cumhuriyet-sarkisi-filmi-pek-yakinda-sinemalarda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu film, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarının heyecan verici atmosferini yeniden canlandırarak, sanatın dönüştürücü gücüne odaklanıyor. Filmde Salih Bademci, Ahmet Adnan Saygun rolünde, Ertan Saban ise Mustafa Kemal Atatürk'ü canlandırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>Bir Cumhuriyet Şarkısı filmi, Türkiye'nin Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki kültürel ve sanatsal devrimini anlatıyor. Yağız Alp Akaydın'ın yönetmenliğini yaptığı filmde, 1930’ların Türkiye’sinde, sanat yoluyla toplumu dönüştürmeyi amaçlayan bir grup genç sanatçının öyküsüne odaklanılıyor.</p>

<p>Filmde Salih Bademci, Ahmet Adnan Saygun rolünde, Ertan Saban ise Mustafa Kemal Atatürk'ü canlandırıyor. Bu dev prodüksiyon, izleyicilere tarihsel bir perspektif sunarken Cumhuriyet'in gençlik, özgürlük ve yenilikçi ruhunu vurgulamayı amaçlıyor​.</p>

<p>Filmin yapım süreci 1,5 yıl sürdü ve Türkiye'nin farklı bölgelerinde gerçekleştirilen çekimlerle titizlikle hazırlandı. Oyuncu kadrosunda Birce Akalay, Ahmet Rıfat Şungar, Melis Sezen gibi isimler de yer alıyor. Filmin amacı, Cumhuriyet’in değerlerini yeni nesillere taşırken, aynı zamanda Türk sinemasında tarihi bir yolculuğa çıkarmak ve sanata dair bir farkındalık yaratmak​.&nbsp;25 Ekim 2024'te vizyona girmesi beklenen <em>Bir Cumhuriyet Şarkısı</em>, dönemin atmosferini ve sanatsal gelişmeleri izleyiciye aktarmayı hedefliyor</p>

<p><img align="left" alt="" height="321" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/10/cumfilm.jpg" width="566" />FİLMİN KÜNYESİ</p>

<p>İşte <em>Bir Cumhuriyet Şarkısı</em> filminin künyesi:</p>

<p><strong>Yönetmen</strong>: Yağız Alp Akaydın,&nbsp;<strong>Senaryo</strong>: Onur Ünlü,&nbsp;<strong>Yapımcı</strong>: BKM</p>

<p><strong>Başrol Oyuncuları:&nbsp;&nbsp;</strong>Ertan Saban (Mustafa Kemal Atatürk),&nbsp;Salih Bademci (Ahmet Adnan Saygun), Ahmet Rıfat Şungar (Münir Hayri Egeli), Birce Akalay, Melis Sezen, Şifanur Gül (Nükhet)</p>

<p><strong>Tür</strong>: Tarihi, Dram</p>

<p>Bu film, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarının heyecan verici atmosferini yeniden canlandırarak, sanatın dönüştürücü gücüne odaklanıyor</p>

<p></p>

<blockquote>
<p>BİR CUMHURİYET ŞARKISI</p>

<p>"Bir Cumhuriyet Şarkısı" başlığını duyunca, Cumhuriyet’in coşkuyla kutlandığı, sevgiyle yaşandığı yıllara bir yolculuk yapmak kaçınılmaz. Cumhuriyet, elbette sadece bir yönetim biçimi değil; özgürlük, eşitlik, umut ve aydınlık yarınların taşıyıcısı olarak doğdu. Anadolu’nun yoksul topraklarında yükselen umut ve özgürlük, bu milletin kalbinde bir sevda olarak yer etti. Ve bu sevda, her daim Cumhuriyet'in inancına olan bağlılıkla, yankılanan bir şarkıya dönüştü.</p>

<p>BAĞIMSIZLIĞIN TÜRKÜSÜ</p>

<p>Cumhuriyet, ulusal egemenliğin, bireysel özgürlüğün ve toplumsal eşitliğin en büyük güvencesiydi. Atatürk’ün gençlere emanet ettiği Cumhuriyet, bir bayrak gibi dalgalandı memleketin dört bir yanında. Her kasabada, her köyde, Türk halkı bu yeni düzeni bağrına bastı. İmkansızlıklar içinde bir destan yazan Anadolu halkı, Cumhuriyet’in koruyucusu ve yaşatıcısı oldu.</p>

<p>ÖZGÜRLÜĞÜN ŞARKISI</p>

<p>Cumhuriyet’in doğduğu günlerde, bir millet olarak yeniden doğduk biz. Osmanlı’nın son döneminde kısıtlanan halk, Cumhuriyet’le birlikte nefes almaya başladı. Kadınlarımız okullarda okumaya, iş hayatında yer almaya, kısacası toplumsal hayatta daha çok var olmaya başladılar. Cumhuriyet, bir kadının özgürlüğünün ve toplumdaki yerinin teminatı oldu. Gençler ise, eğitimden bilime, sanattan spora her alanda kendilerini geliştirme fırsatı buldular. Bu, halkın kendi şarkısıydı; özgür, başı dik, onurlu bir milletin şarkısı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CUMHURİYET’İN YAŞAYAN RUHU</p>

<p>Bir Cumhuriyet Şarkısı; gençliğe umut, yaşlılara onur, çocuklara aydınlık bir gelecek olarak yankılandı. Anadolu'nun sokaklarında yükselen bu şarkı, karanlık günlerde dahi hiç susmadı. Cumhuriyet'in ruhu; köy okullarındaki çamur içinde yürüyen çocukların sevinç çığlıklarında, Kurtuluş Savaşı’nın izlerini taşıyan yüreklerde, sokaklara “yaşasın Cumhuriyet!” diye haykıran o ilk gençlerde yaşamaya devam etti.</p>

<p>CUMHURİYET BİZE EMANET</p>

<p>Bugün o şarkı hala yüreğimizde, 100 yıl geçse de sesimizde. Cumhuriyet’in aydınlattığı yolda yürüyor, bu ülkenin aydınlık yarınlarına sahip çıkıyoruz. O şarkı, bugün bizim çocuklarımızın dilinde, geleceğe ışık tutuyor. Cumhuriyet’e layık olmak ve onu gelecek nesillere taşımak, işte en büyük görevimiz bu.</p>

<p>Cumhuriyet, bir bayrak gibi dalgalanan; bir çınar gibi köklü ve sağlam; bir yıldız gibi parlayan… İşte bir Cumhuriyet şarkısı böyle bir ruhla söylenir; bağımsız, özgür ve umut dolu.</p>
</blockquote>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>NET TÜRK TV, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/bir-cumhuriyet-sarkisi-filmi-pek-yakinda-sinemalarda</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Oct 2024 11:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/11111111.png" type="image/jpeg" length="34618"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[YEMİN EDİYORUM AKP’Lİ OLURUM!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/yemin-ediyorum-akpli-olurum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/yemin-ediyorum-akpli-olurum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>Fatih Altaylı, yine sert çıktı, yine çarpıcı ifadelerle gündemi salladı. Bu kez hedefinde Kemal Kılıçdaroğlu vardı. Söylemlerine alışığız, evet, ama bu kadarını kimse beklemiyordu!</p>

<p>Altaylı, “CHP, yarın Kılıçdaroğlu'nu partinin başına getirirse, yemin ediyorum gider AKP'li olurum,” diyerek partinin kurmaylarına adeta meydan okudu. Altaylı’nın sözleri, CHP’de suların durulmadığını, aksine, fırtınanın giderek şiddetlendiğini gösteriyor.</p>

<p><strong>“YASAK AŞK” İDDİALARI ORTALIĞI KARIŞTIRDI</strong></p>

<p>Özgür Özel’in adı, Manisa Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay ile <em>"yasak aşk" </em>iddiasına karıştı. Durbay ise açık konuştu: “Kanser tedavisi görüyorum. İftiralarla uğraşacak halde değilim. Mahkemede hesabını soracağım,” diyerek hukuki yollara başvuracağını ilan etti.</p>

<p>Ve işin ilginç yanı, bu söylentilerin Kılıçdaroğlu’nun ofisinden yayıldığı iddiası! Üstelik Nagehan Alçı'nın, Kılıçdaroğlu'nun danışmanları tarafından bilgilendirildiği belirtiliyor. Alçı, bu bilgiyi paylaşmayınca, başka isimler devreye girmiş ve olay büyümüş. Böyle bir tabloyu CHP tabanı sindirebilir mi? Altaylı’nın da isyanı burada başlıyor.</p>

<p><strong>ALTAYLI'DAN İBRETLİK YORUMLAR: “SİYASETTE DİBİN DİBİ”</strong></p>

<p>Fatih Altaylı, YouTube kanalında olayın detaylarını aktarırken adeta patladı: <em>“Kılıçdaroğlu’nu yıllardır iyi bir insan olarak bildik. Ama bu kadarı da pes dedirtti. Ofisinden yayılan dedikodularla, rezilliğin dibini bulduk. Bu nasıl bir çelişki! Bir kaset skandalıyla o koltuğa oturdun, şimdi yeni bir skandalla mı devam etmek istiyorsun? Siyasette böyle bir rezilliği kabul etmiyorum. Kılıçdaroğlu’nu savunanlar da bu pisliğe ortak oluyorlar.”</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Altaylı’nın tepkisi, CHP içinde Kılıçdaroğlu’na karşı artan eleştirilerin bir yansıması adeta. Yarın CHP, yeni bir lider arayışına girer mi, girmez mi bilinmez, ama Altaylı’nın söylediği gibi Kılıçdaroğlu yeniden başkan koltuğuna oturursa, her şeyin değişeceği kesin.</p>

<p><strong>“CHP’DE YENİ DÖNEM BAŞLAYACAK MI?”</strong></p>

<p>Altaylı’nın sözleri sadece bir kızgınlığın ifadesi mi, yoksa partide bir dönüşümün sinyali mi? CHP tabanında Kılıçdaroğlu’nun liderliği sorgulanırken, Özgür Özel’e yönelik ithamların arkasında yatan gerçekler neler? Hepsi merak konusu…</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>www.netturk.com.tr</strong></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/yemin-ediyorum-akpli-olurum</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Oct 2024 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/f-a.png" type="image/jpeg" length="54689"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir gazeteci, bir televizyoncu, bir hukukçu!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/bir-duayenin-ardindan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/bir-duayenin-ardindan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>Güneri Cıvaoğlu...<br />
Bir gazeteci, bir televizyoncu, bir hukukçu...<br />
Ama hepsinden öte, mesleki bir bilge.</p>

<h3>*&nbsp; *&nbsp; *</h3>

<p>85 yıllık ömrüne sığdırdığı onlarca köşe yazısı, televizyon programı, sayısız deneyim.<br />
Her zaman gerçeğin peşinde, hep tarafsız, daima dürüst.<br />
Onu tanıyanlar bilir; Cıvaoğlu sadece gazeteci değildi.<br />
Aynı zamanda hayata dair çok şey bilen, gördüğü her ayrıntıda bir hikaye bulan biriydi.</p>

<p>Cıvaoğlu, gazetecilikte cesur adımlar attı.<br />
Türkiye'nin en çalkantılı dönemlerinde, kalemiyle doğruları aradı.<br />
İktidarı eleştirmekten çekinmedi, halkın yanında oldu.<br />
Ama asla sığ eleştirilere kapılmadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yazıları...<br />
Tercüman'dan Güneş'e, Milliyet'e kadar uzanan bir serüven.<br />
Köşesinde bazen sert, bazen düşündürücü ama her zaman doğru.<br />
Her kelimesi, uzun yılların birikimiyle yazılmış.<br />
Her satırda, halkın sesi.</p>

<p>Televizyonda ise apayrı bir yüzü vardı.<br />
Ekrana çıktığında herkes sessizce onu izlerdi.<br />
Şeffaf Oda...<br />
İşte o program, Cıvaoğlu’nun yaşam felsefesiydi.<br />
Hep şeffaf, hep dürüst.</p>

<p>Bir gazeteci olarak, ideallerine bağlı kaldı.<br />
Gerçeğin peşini bırakmadı.<br />
Sadece olayları anlatmadı; olayların arkasındaki gerçeği aradı.<br />
Çünkü ona göre, gazetecilik bir sorumluluktu.<br />
Bir meslekten öte, bir yaşam biçimiydi.</p>

<p>Bugün onu kaybettik.<br />
Ama aslında o hala aramızda.<br />
Her yazısında, her televizyon programında bıraktığı izlerle.<br />
O, basının duayeni olarak kalacak.<br />
Ve biz onu hep bir usta olarak hatırlayacağız.</p>

<p>*&nbsp; *&nbsp; *</p>

<p>Güneri Cıvaoğlu…<br />
Artık aramızda değil ama bıraktıklarıyla sonsuza dek yaşayacak.<br />
Çünkü gerçek gazeteciler, asla unutulmaz.</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>www.netturk.com.tr</strong></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/bir-duayenin-ardindan</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Oct 2024 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/civa.png" type="image/jpeg" length="42036"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Basının duayeni artık yok!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/basinin-duayeni-artik-yok</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/basinin-duayeni-artik-yok" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>NET TÜRK TV</strong></a></u></p>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-5" dir="auto">
<p>Güneri Cıvaoğlu... 85 yıl boyunca Türk basınına damga vurmuş, elini taşın altına koymaktan çekinmemiş bir isim. Sabaha karşı hayata gözlerini yumdu. Ama kimse “Cıvaoğlu gitti” diyemez. Çünkü ardında bıraktıklarıyla her köşe yazısında, her programında hala aramızda. Koca bir kariyer, ondan geriye kalan... Gazeteciliğin bittiği yerde Cıvaoğlu’nun mesleğe kattığı ilkeler başlıyor. Yani, “Cıvaoğlu öldü” demek, aslında yaşadığı yılları görmezden gelmek olur.</p>

<p><strong>TÜRK BASINININ DUAYENİ</strong> Cıvaoğlu kim mi? 1939’da Ankara’da doğmuş, hukuk okumuş ama kader onu gazeteci yapmış. Genç yaşlarda Akis dergisinde başladığı meslek serüveni, kısa zamanda Türkiye’nin en saygın basın organlarında devam etmiş. TRT’nin ilk sabah haberlerinden tutun da Güneş ve Sabah gazetelerinin yönetim kademelerine kadar, hangi taşı kaldırsanız altında onun imzası var.</p>

<p>Yok, bu sadece bir “başarı hikayesi” değil! Bu hikaye, doğruların peşinden giden bir adamın hikayesi. Tercüman’da başladığı serüven, Milliyet’te başyazar koltuğuyla zirveye çıkmış olabilir. Ama o, gazeteciliği sadece köşe yazmaktan ibaret sanmadı. “Şeffaf Oda” programıyla ekranlarda da iz bıraktı. Cesareti, bilginin arkasındaki hakikati aramaktan geçti.</p>

<p><strong>EKRANLARIN ŞEFFAF İSMİ</strong> Güneri Cıvaoğlu, televizyonu sadece bir gösteri alanı olarak görmedi. O, ekranların arkasına saklanan gerçekleri, Şeffaf Oda'da gün yüzüne çıkardı. Kanal D, FOX, TV8… Hepsinde aynı duruş, aynı tavır. “Durum” programıyla gündemi tartışırken, bilge bir gazeteci olarak hep soğukkanlıydı. Gösterişe yer vermedi, onun için medya şeffaf olmalıydı, dedikoduya yer yoktu.</p>

<p><strong>GAZETECİLİK DERSİ VEREN BİR USTA</strong> Cıvaoğlu’nun ardında bıraktıkları sadece yazılar ve programlar değil. O, gazeteciliğin “tarafı” değil “tarafsız” olmayı öğretti. Bilgi Üniversitesi’nde ders verdiği öğrenciler onu, sadece bir hoca değil, bir mentör olarak hatırlayacak. O, sahada koşmanın, fikir üretmenin, kalem oynatmanın ne demek olduğunu bilen son gazetecilerdendi.</p>

<blockquote>
<p><strong>NE DEDİLER?</strong></p>

<p>Onun ardından sadece meslektaşları değil, tüm Türkiye konuştu.</p>

<p><strong>Uğur Dündar:</strong> "O, her sabah bir adım önde olan adamdı. Artık sabahlar onsuz geçecek."</p>

<p><strong>Fatih Portakal:</strong> "Onunla aynı ekranda olmak bile bir şerefti. Televizyonculuk onsuz eksik kalacak."</p>

<p><strong>Ece Üner:</strong> "Şeffaflık dersi aldığımız tek insandı. Artık bu camiada onun boşluğunu dolduracak kimse kalmadı."</p>

<p><strong>NET TÜRK TV : "</strong>Güneri Cıvaoğlu, gazetecilik ilkelerinin kitabını yazdı, ama bu kitap bitmedi. O, her sabah köşesinde, her akşam ekranlarda aramızda olacak. Cıvaoğlu, basının duayeni olarak tarihe geçti. Ve biz gazeteciler, onu asla unutmayacağız.</p>

<p>Tabii ki, televizyon dünyası ve gazetecilik bu kayıpla sarsıldı ama bir gerçek var ki, onun izi hâlâ ekranlarda, hâlâ sayfalarda. Televizyonun en "şeffaf" yüzü, gazeteciliğin en sağlam kalemi... Hoşça kal Güneri Cıvaoğlu!</p>

<p><strong>Son bir not:</strong> Kim ne derse desin, bu memleket Güneri Cıvaoğlu gibi bir gazeteciyi kolay yetiştirmez!</p>
</blockquote>
</article>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-7" dir="auto">
<p><strong>DİK DURAN BİR TARAFSIZLIK</strong></p>

<p>Türk basınında "Güneri Cıvaoğlu gazeteciliği" dendiğinde akla ilk gelen şey, objektiflik ve bilgiye dayalı sağlam bir duruş olur. Cıvaoğlu, mesleğinde sadece haber aktarmakla yetinmeyip, her zaman olayların derinine inen bir gazeteciydi. Onun gazeteciliği, gerçeği olduğu gibi aktarma yeteneğine dayanan bir miras bıraktı. Ama bu basit bir tarafsızlık değildi. Cıvaoğlu, her şeyi apaçık bir şeffaflıkla ortaya koyarken, göz ardı edilenin peşinden gitmeyi, fark edilmeyeni öne çıkarmayı başardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>TARAFSIZ AMA GÖZÜ AÇIK</strong></p>

<p>Cıvaoğlu, Türk basınındaki birçok gazetecinin aksine, tarafsızlık kavramını sadece bir "etik kural" olarak ele almadı. Tarafsızlık onun için bir sorumluluktu. Gerçekleri sadece bir cepheden görmekle yetinmedi, her açıdan ele aldı. Bu yüzden onun gazeteciliği, kimseye yaranmak ya da belirli bir kitleyi memnun etmek amacı taşımadı. Bilgiye ulaşma konusundaki titizliği, onu daima bir adım öne çıkardı.</p>

<p>Güneri Cıvaoğlu, olayları değerlendirdiğinde her iki tarafa da eşit mesafede duran bir anlayışı benimserdi. Ancak bu mesafe, yanlışın yanında durmamak anlamına da geliyordu. Eğer bir yerde adaletsizlik ya da haksızlık varsa, tarafsız olmak adına sessiz kalmadı. Cıvaoğlu, kalemiyle her zaman gerçeğin tarafını seçti.</p>

<p><strong>TECRÜBE VE BİLGİ</strong></p>

<p>Cıvaoğlu'nun gazetecilik anlayışında bilgi en büyük güçtü. Hukuk fakültesi mezunu olan Cıvaoğlu, bu altyapısını gazetecilikle birleştirerek her zaman detaylara hakim olmayı bildi. Onun haberlerinin veya yazılarının hiçbir zaman yüzeysel olmaması, işte bu derin bilgi birikiminden geliyordu. Haberi yapmadan önce defalarca araştırma yapar, farklı kaynaklardan bilgi toplar ve sonunda herkesin göremediği o küçük ama önemli detayları yakalardı.</p>

<p><strong>ŞEFFAF MEDYA</strong></p>

<p>Cıvaoğlu, gazeteciliğiyle olduğu kadar televizyonculuğuyla da iz bırakan bir isimdi. Özellikle <strong>"Şeffaf Oda"</strong> programıyla, ekranda samimiyet ve açıklığı izleyicilere sundu. Bu programın adı, aslında onun medya anlayışını da özetliyordu. Cıvaoğlu için medya, halkı bilgilendiren şeffaf bir platformdu. Bilginin ve gerçeklerin gizli kalmasını asla kabul etmedi. Gazeteciliği, her daim şeffaf ve dürüst olmanın bir örneği oldu.</p>

<p><strong>SİSTEMİN ÜZERİNDE&nbsp;</strong></p>

<p>Güneri Cıvaoğlu, kariyerinde hangi medya kuruluşunda çalışırsa çalışsın, hep bağımsız kaldı. Sistem içinde kaybolup gitmedi. Ona göre gazetecilik, sistemi eleştirmek ve topluma gerçekleri anlatmak için vardı. Bu yüzden gücün, iktidarın ya da belirli grupların baskısına boyun eğmedi. Dürüstlük ve bağımsızlık, onun gazetecilik kariyerindeki en büyük kılavuzlar oldu.</p>

<p><strong>GENÇLER İÇİN BİR REHBER</strong></p>

<p>Cıvaoğlu’nun gazeteciliği, sadece kendi dönemine damga vurmadı, genç gazetecilere de ilham oldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde gazetecilik dersi verirken bile hep şu mesajı verdi: <strong>"Gazetecilik, sadece haber yazmak değildir. Gazetecilik, toplumu aydınlatma ve bilgiyle donatma mesleğidir."</strong> Onun öğrencileri, sahada nasıl çalışmaları gerektiğini ondan öğrenerek mesleğe adım attılar.</p>

<blockquote>
<h3><strong>CIVAOĞLU'NUN GAZETECİLİĞİ</strong></h3>

<p><strong>&gt; Tarafsız ama duyarlı:</strong> Yanlışa göz yummayan, toplumsal hassasiyetleri göz ardı etmeyen bir tarafsızlık anlayışı.</p>

<p><strong>&gt; Bilgiye dayalı derinlemesine araştırma:</strong> Her yazısında, köşesinde ya da televizyon programında bilgiye dayanan titizlik.</p>

<p><strong>&gt; Şeffaflık ve dürüstlük:</strong> Medyada gizli kalmış her konuyu aydınlatma tutkusu.</p>

<p><strong>&gt; Bağımsız duruş:</strong> Güç odaklarına boyun eğmeyen bir özgüven.</p>

<p><strong>&gt; Mesleki sorumluluk:</strong> Genç gazetecilere rehberlik eden, onlara doğru gazeteciliğin temellerini öğreten bir mentor.</p>
</blockquote>

<p>"Güneri Cıvaoğlu gazeteciliği", aslında Türk basını için bir ders niteliğinde. O, her zaman gerçeğin peşinden gitmiş, bilgiyi ve şeffaflığı gazeteciliğin temeline yerleştirmiş bir duayendi. Bugün hala onun mirasını sürdüren gazeteciler var, ama Güneri Cıvaoğlu gibi bir isim, bu meslekten kolay kolay gelmez. Onun bıraktığı iz, Türkiye’de gazeteciliğin ne kadar güçlü ve etkili olabileceğini hatırlatıyor.</p>

<blockquote>
<h3><strong>AYKIRI BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ</strong></h3>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-9" dir="auto">
<p>Güneri Cıvaoğlu, genellikle mesleki duruşu, tarafsız gazeteciliği ve bilgiye dayalı gazetecilik anlayışıyla bilinir. Ancak, bu sakin ve profesyonel dış görünümün ardında, oldukça renkli ve aykırı bir kişiliğe sahip olduğu bilinir. Onun bu özellikleri, çoğu zaman medyadaki ağırbaşlı duruşu ve saygın kariyeri nedeniyle arka planda kalmıştır. İşte Cıvaoğlu'nun daha az bilinen aykırı ve renkli yönlerine dair bazı izlenimler:</p>

<h3><strong>SANATA VE HAYATA DERİN İLGİSİ</strong></h3>

<p>Güneri Cıvaoğlu, gazetecilik kariyerinin yanı sıra sanata ve kültüre derin bir ilgi duyan biriydi. Resimden müziğe, tiyatrodan edebiyata kadar birçok farklı sanatsal alanda bilgiliydi. Bu ilgisi, onun sosyal çevresinde daha "bohem" bir kişilik olarak tanınmasına neden olmuştu. Kendi özel yaşamında sanatçılarla yakın dostluklar kurar, sanat sohbetlerinde fikir alışverişlerinde bulunurdu. Cıvaoğlu, meslek dışındaki bu "sanatçı ruhu" ile aslında medyanın dışında da oldukça renkli bir yaşama sahipti.</p>

<h3><strong>YENİLİKÇİ YAKLAŞIM</strong></h3>

<p>Televizyon programlarında daima yenilikçi ve cesur bir duruş sergilemiş, belki de birçok kişinin denemeye cesaret edemediği formatlara imza atmıştır. <strong>“Şeffaf Oda”</strong> programı, bu yenilikçi yaklaşımın bir ürünüdür. Odağında konuklarının özel hayatlarına dair samimi anekdotlar, yaşama dair derinlikli sohbetler yer alırken, aynı zamanda farklı bir sunum tarzı ortaya koymuştur. Onun televizyonculuğu, sadece gündemi değerlendiren bir format değildi; o, daha çok insanları anlamaya çalışan ve hayatın içindeki renkleri ortaya çıkarmayı hedefleyen bir anlayışa sahipti.</p>

<h3><strong>MİZAHİ KARAKTER</strong></h3>

<p>Cıvaoğlu, özellikle yakın çevresinde son derece mizahi bir kişiliğe sahipti. Ciddi ve mesafeli görünse de, onunla birebir ilişkide bulunanlar, keskin bir zekaya sahip olduğunu ve bu zekayı esprili bir dille harmanladığını bilirlerdi. Kendi yaşamını ve mesleğini sorgulayan, olaylara mizahi bir bakış açısıyla yaklaşan bir yapısı vardı. Gazeteciliğin getirdiği tüm stres ve baskılara rağmen, çevresindekilere karşı hep sıcak, dostça ve esprili bir tutum sergilerdi.</p>

<h3><strong>AYKIRI TAVIRLAR</strong></h3>

<p>Cıvaoğlu, genel olarak basının "duayen" olarak tanımladığı ağırbaşlı, ciddi bir gazeteci figürü olarak algılansa da, özel hayatında renkli bir sosyal çevreye sahipti. Kimi zaman gazeteciliğin getirdiği monotonluğu sanat, kültür ve dost çevresiyle bozan biri olarak bilinirdi. Onun aykırı kişiliği, tam da bu dengeyi kurabilmesinde yatıyordu. Bir yanda Türkiye’nin en köklü gazetelerinde köşe yazarlığı yaparken, diğer yanda bohem bir yaşam tarzını benimseyen insanlarla vakit geçirir, sanatçılarla derin sohbetlere dalardı.</p>

<h3><strong>YAŞAM TUTKUSU</strong></h3>

<p>Onun gazetecilik dışında, yaşamı dolu dolu yaşama tutkusu da aykırı taraflarından biridir. Gazetecilik mesleğine olan tutkusunun yanı sıra, hayatın tadını çıkarmayı da bilirdi. Tatillere çıkmayı, yeni yerler keşfetmeyi, farklı kültürlerle tanışmayı seven biriydi. Bu merak ve yaşam sevinci, meslek yaşamında da kendini gösterir; kaleme aldığı yazılarda yaşamın derinliklerine inen bakış açısını yansıtırdı. Hayata karşı olan bu meraklı ve enerjik tavrı, gazeteciliğinde de fark yaratmasını sağlayan önemli bir unsurdu.</p>

<h3><strong>İDEALLERİNE SADIK AMA ÖZGÜN</strong></h3>

<p>Güneri Cıvaoğlu’nun aykırılığı, aslında onun ideallerine olan sadakatinden de kaynaklanıyordu. Gazetecilik mesleğine olan bağlılığı, onu her zaman belirli sınırlar içinde tutmuş olabilir. Ancak bu sınırların içinde bile kendine has bir özgünlük yaratmayı başarmıştı. Onun gibi herkesin aynı doğruları savunduğu bir dönemde bile, farklı açılardan bakmayı bilmiş ve bu yönüyle aykırı bir duruş sergilemiştir.</p>

<p>Sonuç olarak, Güneri Cıvaoğlu’nun renkli kişiliği ve aykırı yaşamı, dışarıdan bakıldığında her zaman görünmeyen ama onu tanıyanların asla unutamayacağı bir yönüydü. Basındaki ciddi, ağırbaşlı duruşunun ardında, hayatı seven, sanatla iç içe yaşayan ve toplumsal normlara uymak yerine kendi doğrularıyla hareket eden bir karakter vardı. Bu yüzden, onu sadece bir gazeteci olarak değil, yaşamı dolu dolu yaşayan bir entelektüel olarak hatırlamak gerekir.</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>www.netturk.com.tr</strong></a></p>
</article>
</blockquote>
</article></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/basinin-duayeni-artik-yok</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Oct 2024 10:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/gercek-1.png" type="image/jpeg" length="52802"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sessizce değişen binlerce yaşam]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/sessizce-degisen-binlerce-yasam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/sessizce-degisen-binlerce-yasam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>Amerika’nın en ünlü televizyon sunucusu Oprah Winfrey, yıllardır ekranlardan milyonlara seslenen, röportajları ve programlarıyla toplumu derinden etkileyen bir figür. Ancak bu kez sahnede değil, sahneyi dolduran binlerce insanın alkışları altında, bambaşka bir yönüyle gündeme geldi. Winfrey, emekliliğini duyururken kimsenin bilmediği bir sırrı da paylaştı: Tam 25 yıldır, sessiz sedasız 65.000 yoksul insana sponsorluk yaparak hayatlarını değiştirmişti.</p>

<p>Bu büyük açıklamanın ardından, Oprah onuruna bir futbol stadyumunda düzenlenen festivalde adeta insanlık dersi verildi. Sahanın ortasında, Oprah’a teşekkür etmek için sahaya çıkan 450 kişi, ellerinde mumlarla sessizce yürüdü. Bu kişiler, yıllar boyunca onun gizli desteğiyle hayatları iyileşenlerden sadece birkaçıydı. Mum ışıkları, stadyumun karanlığında bir umut denizi oluştururken, Oprah’ın insanlara olan derin bağlılığını ve karşılıksız yardımlarını simgeliyordu.</p>

<p>Sürprizler bununla sınırlı değildi. Harvard Üniversitesi'nden beş profesör de bu festivalde söz aldı. Oprah’ın desteğiyle akademik kariyerlerine yön verdiklerini açıklayan profesörler, minnettarlıklarını şu anlamlı sözlerle dile getirdiler:<br />
“Oprah olmasaydı şu anda farklı bir yerde olurduk...”</p>

<p>Sahnedeki bu kısa, ama derin anlam taşıyan sözler, bir kişinin yüz binlerce insanın hayatına nasıl dokunabileceğini düşündürdü. Oprah’ın sessiz ve derinden gelen yardımseverliği, sadece yardımlar alanları değil, tüm dünyayı etkiledi.</p>

<p>Stadyumda toplanan kalabalık bir soruyu da gündeme getirdi:</p>

<p>Bir kişi 65.000 insanın hayatını değiştirebilir mi? Hem de kimseye söylemeden, gizlice?</p>

<p>Bu soruya cevap, Oprah’ın eylemlerindeydi. Ekranlardan tanınan güçlü bir kadın olarak, hiç kimseye göstermeden, yardımlarını en sessiz haliyle yapmıştı. Winfrey, belki de yardımların en anlamlısının, reklam yapmadan, karşılık beklemeden yapılan yardım olduğuna inanıyordu.</p>

<p>Sokrates’in ünlü bir sözüyle de yankı buldu bu akşam:&nbsp;<strong>“İnsanlık, bazı insanların ulaştığı yüksek bir mertebedir.”</strong><br />
Oprah Winfrey, o yüksek mertebeye sessizce ulaştı ve yanında 65.000 hayatı da götürdü.</p>

<blockquote>
<h2><strong>İyiliğin Sessizliği</strong></h2>

<p>Bazen dünyanın en parlak ışıkları bile gölgelerde saklanır. Oprah Winfrey’i hepimiz tanırız, değil mi? Ekranlarda yıllardır milyonların hikâyelerini dinleyen, onların kalbine dokunan, güçlü bir kadın figürü. Hani şu her programda insanlara umut aşılayan, sevgi dağıtan Oprah. Ama meğer biz onu tam tanımamışız. Çünkü o, sadece televizyonlarda değil, kalplerde de sessizce var olmuş.</p>

<p>Oprah, 1954 yılında Amerika'nın Mississippi eyaletinde, yoksul bir ailede dünyaya geldi. Hayatı boyunca büyük zorluklarla mücadele etti. Çocukken cinsel tacize uğradı, gençlik yıllarında büyük travmalar yaşadı. Ancak bu travmalar, Oprah’ı daha da güçlendirdi. Bir radyo spikeri olarak başladığı kariyerinde, kısa sürede büyük bir çıkış yaptı. 1986’da <strong>The Oprah Winfrey Show</strong> ile ekranlara adım attı ve tüm dünyada tanınan bir isim haline geldi. Ama Oprah’ın başarısı sadece televizyondaki parlak kariyeriyle sınırlı kalmadı.</p>

<p>Yıllar içinde Oprah, televizyonun ötesine geçti. <strong>Harpo Productions</strong> adlı yapım şirketini kurdu, kendi televizyon kanalı <strong>OWN (Oprah Winfrey Network)</strong>'ü açtı, kitap kulüpleri, dergiler ve birçok medya girişimiyle dünyada söz sahibi bir iş kadını oldu. Ama bu hikâyenin asıl dikkat çeken yanı, Oprah’ın her zaman toplum için bir şeyler yapma arzusuydu. Topluma faydalı olmayı bir misyon haline getiren Oprah, kadın hakları, eğitim ve sağlık gibi konularda milyonlarca dolarlık bağışlar yaptı. 2007’de Güney Afrika’da kızlar için kurduğu okul, eğitimde fırsat eşitliği yaratmaya olan inancının bir göstergesiydi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak, Oprah Winfrey’in hayırseverliği ve insanlara olan yardımı yalnızca görünenlerden ibaret değildi. Amerika’da bir futbol stadyumu dolusu insan, onun emekliliğini kutlamak için toplandı. Şaşalı bir festival, alkışlar, gözyaşları… Ama asıl şaşırtıcı olan, Oprah’ın 25 yıldır tam 65.000 yoksul insanın hayatına dokunmuş olmasıydı. Hem de hiç kimseye söylemeden, kimselere duyurmadan. İnsanın aklı almıyor değil mi? Bir kişi, bunca hayatı değiştirebilir mi?</p>

<p>Düşünsenize, bizler her gün bir insana bir iyilik yapmak için bile kendimizi zor bulurken, bu kadın tam 65.000 kişiye el uzatmış. Hem de gizlice, sessizce. Bir köşeye geçip “bakın ne kadar yardımseverim” dememiş. Televizyonlara çıkıp yaptığı iyilikleri anlatmamış. İşte bu, insan olmanın zirvesidir. Sokrates’in dediği gibi, <strong>"İnsanlık, bazı insanların ulaştığı yüksek bir mertebedir."</strong></p>

<p>Stadyumda, Oprah’ın yardımlarıyla hayatları değişen 450 kişi ellerinde mumlarla sahaya çıktı. Gözlerimin önüne getiriyorum; bir deniz gibi, ışıklarıyla karanlığı delen insanlar. Ve aralarından çıkan Harvard profesörleri… Evet, yanlış duymadınız. Oprah’ın desteğiyle kariyer basamaklarını tırmanan beş profesör, sahnede kısa ama bir o kadar anlamlı bir konuşma yaptılar: “Oprah olmasaydı, şu anda farklı bir yerde olurduk.”</p>

<p>Oprah, sadece televizyonun değil, hayatın da kraliçesiymiş meğer. Görünmeyen kahraman, sessiz iyilik perisi. Onun yaptıklarını anlamak için televizyondaki parlaklığına değil, karanlıkta yanan o mumlara bakmak gerek. Çünkü gerçek iyilik, kimse görmezken yapılanıdır.</p>

<p>Şimdi düşünüyorum da, acaba bizler de bir gün 65.000 değilse bile bir hayatı değiştirebilecek miyiz? Oprah’ın hikâyesi bize şunu öğretiyor: Güçlü olmak, sadece ekranlarda görünmekle değil, karanlığa bir ışık yakmakla mümkün. Oprah, işte o ışığın ta kendisi.</p>
</blockquote>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/sessizce-degisen-binlerce-yasam</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Sep 2024 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/09/sihir.png" type="image/jpeg" length="44533"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#Miss Turkey 2024 birincisi İdil Bilgen 'güzel' mi?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/miss-turkey-2024-birincisi-idil-bilgen-guzel-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/miss-turkey-2024-birincisi-idil-bilgen-guzel-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong><u>NET TÜRK TV</u></strong></a></p>

<p>Miss Turkey 2024 birincisi İdil Bilgen, sosyal medyada yoğun eleştirilere maruz kalmasına rağmen ünlü isimlerden destek almaya devam ediyor. Ünlüler, Bilgen’in eğitimli ve donanımlı kişiliğine vurgu yaparak eleştirilere yanıt veriyor.</p>

<p>Miss Turkey 2024 birincisi İdil Bilgen, yarışmanın ardından sosyal medyada olumsuz yorumların hedefi oldu. Güzellik kavramının göreceli olduğunu belirten Bilgen, eleştirilere rağmen güçlü duruşunu korurken, ünlü isimler de ona destek vermek için sıraya girdi. Eleştiriler sürerken, ünlüler Bilgen’in eğitimine, başarısına ve duruşuna dikkat çekerek ona olan desteklerini sosyal medyada dile getirdi.</p>

<p><strong>FAZIL SAY’DAN DESTEK MESAJI</strong></p>

<p>Ünlü piyanist Fazıl Say, İdil Bilgen’e yapılan saldırılara tepki göstererek, sosyal medyada yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi: “Bunca tartışma, hakaret, linç… Bir genç kıza bu kadar yüklenilmesi üzücü. İdil Hanım, bir doktor ve diplomatın kızı. Güzellik göreceli bir kavram, kimse 85 milyonluk bir ülkede ‘en güzel’ seçilemez. Bu eleştiriler haksız ve yıpratıcı.”</p>

<p><strong>CAN DÜNDAR: "TOPLUMUN DEĞİŞİMİNİ YANSITIYOR"</strong></p>

<p>Gazeteci Can Dündar da sosyal medyada İdil Bilgen’e destek veren isimler arasında yer aldı. Dündar, güzellik yarışmalarının zaman içinde toplumsal dönüşümü yansıttığını belirterek, “İdil Bilgen gibi donanımlı kadınlar, fiziksel görünümden çok daha fazlasını temsil ediyor. Eleştiriler sığ ve yüzeysel” dedi.</p>

<p><strong>DOĞUŞ’TAN SERT TEPKİ: "KADIN KADINA YAPMAZ"</strong></p>

<p>Şarkıcı Doğuş, Bilgen’e yönelik eleştiriler karşısında üzüntüsünü dile getirerek, “Kadının kadına yaptığına inanamıyorum. Bu kadar ağır eleştiriler yapılmamalı. İdil Bilgen’i tebrik ederim, tacını hak ediyor” şeklinde bir paylaşım yaptı.</p>

<p><strong>AYŞEGÜL ALDİNÇ: "GÜZELLİK BİR BÜTÜN"</strong></p>

<p>Sanatçı Ayşegül Aldinç de sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Bilgen’e destek vererek, “Miss Turkey yarışmaları sadece fiziksel güzelliğe odaklı değil. İdil Bilgen, hem eğitimli hem de toplum için faydalı projelerde yer almak isteyen bir kadın. Kraliçemiz konuşunca daha da güzelleşiyor” dedi.</p>

<p><strong>GİZEM KARACA: "İDİL ZORBALIĞA MARUZ KALIYOR"</strong></p>

<p>Miss Turkey 2024 jürisinde yer alan Gizem Karaca ise Bilgen’i destekleyerek, “İdil, benim favorilerimden biriydi. Çok donanımlı ve zarif bir genç kadın. Ona yapılan zorbalığı kabul edemem” diyerek Bilgen’e olan desteğini açıkladı. Karaca, güzellik kavramının göreceli olduğunu hatırlattı.</p>

<p><strong>ECEM UZGÖR'DEN DE DESTEK GELDİ</strong></p>

<p>Ahmet Çakar, Türkiye Güzeli İdil Bilgen’i eleştirmediğini belirterek, “Hepiniz yalancısınız. Bu ifadeleri bu kızımız için kullanmadım. Başka bir Türkiye Güzeli için söyledim,” açıklamasını yapmıştı. Merak edilen kişinin kim olduğu ortaya çıktı. ‘Top Model Of the World 2016’ya katılan Ecem Uzgör, “Bahsi geçen kişi benim. Ahmet Çakar bana söylemişti. Ben de o dönem büyük bir linç yemiştim. İdil’in yanındayım,” diyerek Bilgen’e destek verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>www.netturk.com.tr</strong></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/miss-turkey-2024-birincisi-idil-bilgen-guzel-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Sep 2024 16:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/09/misturkey.png" type="image/jpeg" length="47663"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#12 Eylülcüler nasıl bir ülke hayal etmişti?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/12-eylulculer-nasil-bir-ulke-hayal-etmisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/12-eylulculer-nasil-bir-ulke-hayal-etmisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>"12 Eylül'ü yazan&nbsp;Murat Sevinç, 12 Eylül'ün sadece bir askeri darbe değil, sermayenin gülen yüzünün işçilerin gözyaşlarını gölgede bıraktığı bir dönem olduğunu belirtiyor. Sevinç, "Korkut Boratav’ın dediği gibi, bu darbe aslında ‘sermayenin karşı saldırısı’ydı. Büyük patronlar, 1961 Anayasası’ndan rahatsızdı. İşçinin yüzü gülüyor, haklar kazanıyor, özgürlükler genişliyordu. Bu patronlar için kabul edilemezdi. 12 Eylül, tam da onların aradığı 'düzen'i getirdi. Sermaye gülerken, işçi ağlıyordu." diye yazdı.</p>

<p><strong>DARBE VE PATRONLARIN ZAFERİ</strong></p>

<p>1960’ların sonlarından itibaren patronlar, özgürlüklerin çok fazla olduğunu düşünüyor, işçilerin haklarının bu kadar geniş olmasından rahatsızlık duyuyorlardı. TÜSİAD, Ecevit hükümetini devirmek için gazetelere tam sayfa ilanlar verdi, sermaye hükümete karşı cephe aldı. 12 Mart Muhtırası, darbenin ilk provasıydı. Ancak nihai sonuç, 12 Eylül ile alındı. Darbeciler, TÜSİAD’ın arzuladığı düzeni kurarken, işçilerin direnişine ağır bir darbe indirdiler.</p>

<p>12 Eylül sonrası hazırlanan anayasa, patronu işçiden, devleti de yurttaştan korumayı hedefleyen bir metindi. Bu anayasa, her fırsatta işçinin aleyhine kararlar çıkardı. Sermaye gülerken, işçi sırtından kırılmıştı. Anayasayı halk tartışamadan kabul ettirdiler. Darbeciler için halkın görüşü, dikiş makinesinde iplikten farksızdı; çekip istedikleri yere yönlendiriyorlardı.</p>

<p><strong>KANUNLAR VE KENAN EVREN</strong></p>

<p>Kenan Evren, televizyondan yaptığı uzun konuşmalarla ülkenin nasıl yeniden yapılandırıldığını anlatıyordu. "Her gelin kızın rüyası olan dikiş makinesi gibi" diyerek, ülkeyi yeniden dikip biçtiklerini ima ediyordu. Darbeciler, Meclis’in yetkilerini ellerine aldılar, anayasa değişikliklerini Resmi Gazete’de peş peşe yayınladılar. Hukuk, adeta beş generalin elinde bir oyuncak haline gelmişti. Her yeni kanun, toplumun darbeciler tarafından nasıl dizayn edildiğini gösteriyordu.</p>

<p>Parlamentonun yetkileri beş generale devredildi, Kurucu Meclis ise tamamen darbecilerin seçtiği isimlerden oluşuyordu. Kenan Evren, olağanüstü yetkilerle donatıldı, halk ise tüm bu süreçten dışlanmıştı. Bir kez daha gösterilmişti ki, 12 Eylül sadece askeri bir müdahale değil, toplumu yeniden yapılandırma hareketiydi.</p>

<p><strong>DİN VE DARBE: YENİ NESİLLERİN ŞEKİLLENMESİ</strong></p>

<p>Darbenin bir diğer hedefi ise toplumu dini referanslarla şekillendirmekti. Kenan Evren, her konuşmasında dinî vurgular yaparak "dindar bir nesil" yetiştirme hayalini açıkça dile getiriyordu. 12 Eylül’ün hemen ardından, din eğitimi anayasal bir zorunluluk haline getirildi. Türk-İslam sentezi parlatıldı, din eğitimi okullarda zorunlu ders olarak müfredata alındı. Sol düşünce ezilirken, din, toplumun yönetiminde bir araç olarak kullanıldı. Evren, konuşmalarını dini referanslarla süsleyerek, toplumun geleceğini şekillendirmek istiyordu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12 Eylül’de sol düşünceyi yok etme hedefiyle yola çıkan darbeciler, bir yandan da toplumu dinî referanslarla besleyerek, kendilerine itaat eden bir nesil yaratmaya çalıştılar. ‘Din kültürü’ dersini anayasa zorunluluğu haline getirerek, toplumu yeniden biçimlendirdiler. Solcular, sosyalistler, hatta ülkücüler bile bu yeni düzende kendilerine yer bulamıyordu. İşkenceye maruz kalanlar, darağacında can verenler, bu yeni düzenin en büyük kurbanlarıydı.</p>

<p><strong>TOPLUMSAL DEĞİŞİMİN TEMELLERİ</strong></p>

<p>Darbeciler, sadece hukuku değil, toplumu da yeniden şekillendirdiler. Üniversitelerin özerkliği ortadan kaldırıldı, YÖK ile akademik özgürlüğe son verildi. Evren’in üniversiteler için kurduğu hayal, bağımsız düşüncenin olmadığı, devlete bağlı akademisyenlerin yetiştiği yerlerdi. Bugün geldiğimiz noktada, üniversiteler, 'her gelin kızın rüyası Zetina dikiş makinesi' gibi, aynı tip insanları yetiştiriyor. Bilim, sorgulama, özgür düşünce mi? Onlar çoktan rafa kaldırıldı.</p>

<p>Toplumun örgütlenme hakkı ortadan kaldırıldı, sendikalar susturuldu. İşçiler, haklarını aramaktan aciz hale getirildi. Darbeciler, halka “Siz halk değil, sadece itaat eden bireylersiniz” mesajını verdiler. Sosyal devlet anlayışı terk edildi, neoliberal politikalar ile halkı haklarından mahrum bıraktılar. Kenan Evren ve arkadaşları, devleti güçlendirirken, halkı haklarından uzaklaştırdılar.</p>

<p>Bugün yaz saati uygulamasını bile değiştiremeyen milyonlarca insan, işte bu düzenin bir ürünü. Halk, sadece şikayet eden bir kitleye dönüştü. Yıllardır değiştiremeyen saat uygulaması bile, darbenin yarattığı toplumsal yapının bir simgesi oldu. Milyonlarca insanın devlet karşısındaki bu aciz hali, darbecilerin toplumu nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.</p>

<p><strong>DARBE BUGÜN HÂLÂ YAŞIYOR</strong></p>

<p>Murat Sevinç, 12 Eylül’ün etkilerinin 2024 yılına kadar sürdüğünü belirtiyor. O dönemin zihniyeti, bugünün siyasetinde hâlâ canlı. Asıl çarpıcı olan, bugünkü muhalif siyasetçilerin bile 12 Eylül’ün izlerini taşıması. 1982 Danışma Meclisi üyelerinin konuşmaları ile bugünün siyasetçilerinin bazı söylemleri birbirine o kadar benziyor ki insan şaşkına dönüyor. "Nasıl olur?" dedirten bu durum, aslında darbenin toplumun damarlarına ne kadar derinlemesine işlediğinin en büyük göstergesi.</p>

<p>12 Eylül darbesi sadece bir askeri müdahale olarak değil, toplumu baştan aşağı yeniden dizayn eden bir hareket olarak tarihe geçti. Bugünün apolitik toplumu, darbecilerin en büyük başarısıdır. Sorgulayan, hakkını arayan bir halk değil, itaat eden, devlete ricacı olan bir topluma dönüştürüldük.</p>

<p>Ve işte bu yüzden, bugün 12 Eylül hâlâ bitmedi. Çünkü darbeciler, sadece bir anayasa değil, bir zihniyet bıraktı geride. O zihniyet, toplumun her köşesinde yaşamaya devam ediyor.</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/12-eylulculer-nasil-bir-ulke-hayal-etmisti</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Sep 2024 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/09/darbe1.png" type="image/jpeg" length="28418"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#Darbe ve diktaya boyun eğenler!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/darbe-ve-diktaya-boyun-egenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/darbe-ve-diktaya-boyun-egenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>MEDYA'ZADE - Ayşenur Aslan, medyanın mevcut durumunu ve geçmişteki çelişkilerini ele alan bugünkü yazısında, 12 Eylül darbesi sonrası yaşananları hatırlatarak, basının tutumuna eleştirel bir bakış sundu. Özellikle, Ali Kemal gibi figürlerin Mütareke döneminde takındıkları tutumu hatırlatan Aslan, basının tarih boyunca nasıl manipülatif bir araç olarak kullanıldığını vurguladı.</p>

<p>Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” kitabından alıntı yapan Aslan, Ali Kemal’in o dönemki söylemlerini örnek gösterdi. Mustafa Kemal’i “çapulcu” olarak nitelendiren ve İzmir’in sakin olduğunu iddia eden Ali Kemal ve onun gibi düşünenler, vatanın kurtuluş mücadelesini küçük göstermeye çalışmışlardı. Aslan, bu tür tutumların, tarihi belgelerden öğrenildiği gibi, 12 Eylül sonrasında da devam ettiğini belirtti.</p>

<p>12 EYLÜL DARBESİ VE BASININ ROLÜ</p>

<p>Aslan, yazısında 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında medyanın nasıl bir rol oynadığını anlattı. Darbenin ardından medyanın büyük bir kısmının, darbenin getirdiği neoliberal düzeni ve özelleştirme politikalarını alkışladığını belirtti. Özellikle Mehmet Barlas gibi isimlerin, darbenin ekonomik ve politik uygulamalarını savunarak, kamuoyunu yönlendirdiğini ifade etti.</p>

<p>Darbe döneminde, Kenan Evren’in sözlerinin bazı köşe yazarları tarafından nasıl kutsallaştırıldığını örneklerle aktaran Aslan, sağ siyasetin önde gelen isimlerinin bu süreçte darbeyi desteklediklerini hatırlattı. Rauf Tamer’in Evren’i “hukukçuların ve profesörlerin başucuna asması gereken sözler” olarak nitelendiren yazısı, bu desteklerin çarpıcı bir örneği olarak sunuldu.</p>

<p>MEDYANIN GÜNÜMÜZDEKİ DURUMU VE SİYASİ BAĞLANTILAR</p>

<p>Ayşenur Aslan, 12 Eylül sonrası dönemde başlayan bu tutumun günümüze kadar devam ettiğini ifade etti. Özal’ın ANAP’ı ile Erdoğan’ın AKP’si arasında paralellik kuran Aslan, her iki siyasi hareketin de dış destekle iktidara geldiğini ve medya ile tarikatlardan büyük destek aldığını söyledi.</p>

<p>Aslan, yazısının sonunda Narin adlı bir çocuğun köyünde işlenen cinayeti ve bu olayın altında yatan sosyolojik yapıyı anlattı. Aşiretlerin, tarikatlarla olan bağlarını ve köylülerin bu güç yapıları karşısındaki çaresizliğini vurgulayan Aslan, bu tür yapıların, medyanın da desteğiyle toplumu karanlığa sürüklediğini savundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MEDYA VE GÜÇ İLİŞKİLERİ</p>

<p>Ayşenur Aslan, medya ve siyaset arasındaki bu derin ilişkiyi eleştirerek, medyanın tarih boyunca güç odaklarına nasıl hizmet ettiğini ve toplumu nasıl manipüle ettiğini gözler önüne serdi. Özellikle 12 Eylül sonrası dönemde basının bu rolünün daha da belirgin hale geldiğini vurguladı. Aslan, medyanın gerçekleri çarpıtma kapasitesine dikkat çekerek, bu durumun halk üzerindeki etkilerinin altını çizdi.</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>www.netturk.com.tr</strong></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/darbe-ve-diktaya-boyun-egenler</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Sep 2024 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/09/medya-3.png" type="image/jpeg" length="59082"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[NOW Tv'de 'Gülbin Tosun' Krizi]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/now-tvde-gulbin-tosun-krizi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/now-tvde-gulbin-tosun-krizi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>26 Ağustos 2024 Pazartesi günü, NOW TV'nin Ana Haber Bülteni sunucusu Gülbin Tosun'un, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'a yönelik sosyal medya üzerinden attığı tweetler nedeniyle zorunlu izne çıkarıldığı iddia edildi. Gülbin Tosun, iddiaların ardından sosyal medya üzerinden bir açıklama yaparak, işten çıkarılmadığını ve yalnızca zorunlu izne ayrıldığını belirtti.</p>

<p>SOSYAL MEDYA KRİZİ</p>

<p>Gülbin Tosun'un, Mansur Yavaş'a yönelik attığı tweetler, sosyal medya platformlarında geniş yankı uyandırdı. Tweetlerdeki içeriklerin ne olduğu konusunda net bilgiler olmamakla birlikte, bu paylaşımların sonrası Tosun'un işine son verildiği yönündeki iddialar hızla yayıldı. Bu durum, hem medyada hem de sosyal medyada geniş bir tartışma yarattı.</p>

<p>GÜLBİN TOSUN'DAN AÇIKLAMA</p>

<p>Gülbin Tosun, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Ben zorunlu izne çıkarıldım. Henüz çıkışım verilmedi. Sadece bilginize” ifadelerini kullandı. Ayrıca, “Destek mesajlarınız için çok ama çok teşekkür ederim. Çok değerlisiniz. İyi ki varsınız can dostları. Ben zorunlu izne çıkarıldım. Henüz çıkışım verilmedi. Sadece bilginize. Hayvan haklarından 1 adım geri yok” şeklinde ek bir not da düştü. Bu açıklama, Tosun'un işten çıkarılma iddialarını yalanlasa da, zorunlu izne çıkarıldığını doğruladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MEDYADA TEPKİLER!</p>

<p>Olayın ardından medyada ve sosyal medyada geniş bir tepki toplandı. Bazı kullanıcılar, bu tür bir müdahalenin ifade özgürlüğü ve gazetecilik etiği açısından endişe verici olduğunu savunurken, bazıları ise medya kuruluşlarının iç politikalarını ve işleyişini savunma hakkını belirtti. Gülbin Tosun'un zorunlu izne çıkarılması, medya sektöründe çalışanların iş güvencesi ve ifade özgürlüğü üzerindeki etkileri konusunda daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getirdi.</p>

<p>NOW TV'de yaşanan bu kriz, medya ve gazetecilik dünyasında önemli bir tartışma yaratıyor. Gülbin Tosun'un zorunlu izne çıkarılması, hem basın özgürlüğü hem de medyanın iç işleyişi konularında dikkat çekici bir örnek teşkil ediyor. Olayın detayları ve sonuçları, medyanın ve kamuoyunun ilgisini çeken bir konu olmaya devam edecek.</p>

<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/now-tvde-gulbin-tosun-krizi</guid>
      <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 23:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/08/medya-2.png" type="image/jpeg" length="51706"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
