<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>NET TÜRK</title>
    <link>https://www.netturk.com.tr</link>
    <description>Net Turk TV</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.netturk.com.tr/rss/egitim" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 16 Apr 2026 20:24:53 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/rss/egitim"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[TCMB rezervleri neden 13 milyar dolar eridi?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/tcmb-rezervleri-neden-13-milyar-dolar-eridi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/tcmb-rezervleri-neden-13-milyar-dolar-eridi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[14 Şubat’ta 173,2 milyar dolara ulaşan TCMB rezervleri hızla erimeye başladı. Peki, bu kaybın arkasında hangi ekonomik dinamikler var ve dolar kuru neden hâlâ beklenen sıçramayı yapamıyor?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-7" dir="auto">
<h3 data-end="108" data-start="44"><em><strong data-end="106" data-start="48">- Merkez Bankası rezervleri neden hızla erimeye başladı?</strong></em></h3>

<p data-end="404" data-start="109">14 Şubat’ta 173,2 milyar dolarla rekor kıran Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) rezervleri, kısa süre içinde hızla düşüşe geçti. Ekonomist Mahfi Eğilmez, CNBC-e canlı yayınında yaptığı açıklamada, bu erimenin boyutlarını hesapladı. Peki, bu rezervler neden ve nasıl bu kadar hızlı eridi?</p>

<h3 data-end="454" data-start="406"><em><strong data-end="452" data-start="410">- Rezervlerde kaç milyar dolar kayboldu?</strong></em></h3>

<p data-end="701" data-start="455">Eğilmez’in hesaplamalarına göre, rezervlerde en az <strong data-end="538" data-start="506">10 milyar dolarlık bir erime</strong> var. Son iki gün de dahil edildiğinde, toplam kayıp <strong data-end="611" data-start="591">13 milyar dolara</strong> yaklaşıyor. Ancak bu düşüş resmi rakamlara ancak iki hafta sonra tam olarak yansıyacak.</p>

<h3 data-end="747" data-start="703"><strong data-end="745" data-start="707">- Enflasyon tahmini neden düşürüldü?</strong></h3>

<p data-end="1093" data-start="748">2023 yılı Şubat ayı enflasyonu <strong data-end="792" data-start="779">yüzde 4,5</strong> olarak gerçekleşmişti. 2024 yılı için ise, sağlıkta katılım payı artışının kaldırılması gibi etkenler nedeniyle, enflasyon beklentisi <strong data-end="940" data-start="927">yüzde 3,5</strong> seviyesine çekildi. Eğilmez, bu revize edilen tahmine rağmen yıl sonu enflasyon beklentisini <strong data-end="1046" data-start="1034">yüzde 35</strong> seviyesinde tutmaya devam ettiğini söylüyor.</p>

<h3 data-end="1168" data-start="1095"><em><strong data-end="1166" data-start="1099">- Sanayi üretiminde toparlanma mı, yoksa ‘Ölü Kedi Sıçraması’ mı?</strong></em></h3>

<p data-end="1752" data-start="1169">Sanayi üretimi uzun süre ekside seyrettikten sonra Kasım-Aralık döneminde toparlandı. Ancak bu yükselişin sürdürülebilir olup olmadığı konusunda belirsizlik var. Eğilmez, bu durumu <strong data-end="1374" data-start="1350">“Ölü Kedi Sıçraması”</strong> olarak adlandırıyor: <strong data-end="1480" data-start="1396">“Ölü kediyi yukarıdan atsanız da zıplar ama canlı olup olmadığını bilemezsiniz.”</strong> 2024 yılı için sanayi üretiminin büyüme oranı <strong data-end="1538" data-start="1527">yüzde 3</strong> seviyesinde gerçekleşirse, Türkiye ekonomisi için kötü bir performans olmayacak. Ancak potansiyel büyüme oranının <strong data-end="1670" data-start="1653">yüzde 4,5 - 5</strong> arasında olduğu düşünüldüğünde, bu rakamların yeterli olup olmadığı tartışmalı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3 data-end="1801" data-start="1754"><em><strong data-end="1799" data-start="1758">- Kur neden beklenen sıçramayı yapmadı?</strong></em></h3>

<p data-end="1915" data-start="1802">Dolar kurunun baskılandığına yönelik iddialar sık sık gündeme geliyor. Ancak Eğilmez’e göre, asıl neden farklı:</p>

<ul data-end="2128" data-start="1916">
 <li data-end="1957" data-start="1916">Enflasyon, kurdan daha hızlı artıyor.</li>
 <li data-end="2016" data-start="1958">Yüksek faiz politikası, dolardan çıkışı hızlandırıyor.</li>
 <li data-end="2070" data-start="2017">Yatırımcılar dövizden çıkıp TL faizine yöneliyor.</li>
 <li data-end="2128" data-start="2071">Piyasada dolar bolluğu oluştuğu için kur yükselmiyor.</li>
</ul>

<p data-end="2339" data-start="2130">Fakat son günlerde <strong data-end="2195" data-start="2149">dolar/TL kuru 36 seviyesinin üzerine çıktı</strong>. Bunun nedeni olarak <strong data-end="2240" data-start="2217">rezervlerdeki erime</strong> ve <strong data-end="2269" data-start="2244">siyasi belirsizlikler</strong> gösteriliyor. Yatırımcıların yeniden dolara yöneldiği belirtiliyor.</p>

<h3 data-end="2376" data-start="2341"><strong data-end="2374" data-start="2345">Rezervler nasıl eritildi?</strong></h3>

<p data-end="2524" data-start="2377">Merkez Bankası, piyasaya <strong data-end="2417" data-start="2402">dolar sundu</strong>. Eğilmez’e göre, bu satışlar rezervlerdeki erimenin ana kaynağı. Ancak dikkat çekici bir nokta daha var:</p>

<ul data-end="2721" data-start="2525">
 <li data-end="2571" data-start="2525">TCMB <strong data-end="2568" data-start="2532">swap (takas) işlemlerini azalttı</strong>.</li>
 <li data-end="2641" data-start="2572">Yerine <strong data-end="2622" data-start="2581">carry trade ve ödünç verilen dolarlar</strong> devreye sokuldu.</li>
 <li data-end="2721" data-start="2642">Ancak bu tür kısa vadeli fonlar, ani oynaklıklarda hızla çıkış yapabiliyor.</li>
</ul>

<h3 data-end="2770" data-start="2723"><strong data-end="2768" data-start="2727">Rezervlerdeki düşüş kalıcı mı?</strong></h3>

<p data-end="3094" data-start="2771">Rezervlerdeki kaybın nedenleri arasında <strong data-end="2863" data-start="2811">döviz arzı, faiz politikası ve siyasi gelişmeler</strong> etkili görünüyor. Eğilmez, rezervlerin daha fazla erimesinin TL üzerindeki baskıyı artırabileceğini söylüyor. Peki, bu erime devam ederse kur ne olacak? Faiz politikası değiştirilecek mi? Ekonomi yönetimi yeni adımlar atacak mı?</p>

<p data-end="3214" data-is-last-node="" data-is-only-node="" data-start="3096">Bekleyip göreceğiz. Ama şimdilik görünen o ki <strong data-end="3214" data-is-last-node="" data-start="3142">rezervler hızla eriyor, yatırımcılar tedirgin, piyasa yönünü arıyor.</strong></p>

<p data-end="3214" data-is-last-node="" data-is-only-node="" data-start="3096"><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong data-end="3214" data-is-last-node="" data-start="3142">www.netturk.com.tr</strong></a></p>
</article></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/tcmb-rezervleri-neden-13-milyar-dolar-eridi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Feb 2025 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/02/mahfi2.png" type="image/jpeg" length="36894"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yatırımcılar neden Türkiye’den kaçıyor?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/yatirimcilar-neden-turkiyeden-kaciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/yatirimcilar-neden-turkiyeden-kaciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada 2023 yılında 41,1 trilyon dolarlık doğrudan yabancı yatırım yapılırken, Türkiye bu pastadan yalnızca 10,7 milyar dolar pay alabildi. Mahfi Eğilmez’in sorduğu gibi: “Neden bu kadar az?” Yatırımcının güven aradığı bir dünyada, Türkiye’nin ekonomik belirsizliklerle boğuşması bu tabloyu açıklıyor olabilir mi?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p data-end="257" data-start="65"><strong>SORU'</strong>YORUM -Bir ülke düşünün... Dünyada yatırımlar uçuyor, trilyonlar dönüyor, ama o ülke nasibini almıyor. Mahfi Hoca sordu, biz de düşündük. "Neden?" dedi, "Neden Türkiye bu kadar az yatırım çekiyor?"</p>

<p data-end="322" data-start="259">Çok doğru bir soru. Ama cevabı herkesin bildiği bir sır gibi.</p>

<p data-end="646" data-start="324">IMF verilerine göre, 2023 yılında dünya tam 41,1 trilyon dolar doğrudan yabancı yatırım almış. Hani şu “sermaye nerede?” diye sorduğumuz paralar… İşte onlar dünyayı dolaşıp yatırım aramış. ABD tek başına 5,4 trilyon doları cebe indirmiş. Hollanda 3,7 trilyon dolarla ardından gelmiş. Çin de 3,65 trilyon doları toplamış.</p>

<p data-end="659" data-start="648">Peki biz?</p>

<p data-end="841" data-start="661">Bizim ülke, o 41 trilyon dolarlık pastadan sadece 10,7 milyar dolarlık minicik bir dilim alabilmiş. Hani misafirlikte, tepsiden en küçük börek parçasını seçeriz ya, işte o hesap!</p>

<p data-end="873" data-start="843"><strong data-end="871" data-start="843">PASTADAN PAYIMIZ KÜÇÜCÜK</strong></p>

<p data-end="1218" data-start="875">Mahfi Eğilmez’in dediği gibi, bu küçücük payı almakla yetinmişiz. Sosyal medya hesabından soruyor hoca:<br data-end="981" data-start="978" />
“2023'te dünyada toplam 41,1 trilyon dolar doğrudan yatırım yapılmış. En çok doğrudan yabancı sermaye çeken ülkeler arasında ABD 5,4 trilyon dolarla başı çekiyor. Türkiye bu dev pastadan sadece 10,7 milyar dolar alabilmiş. Niye acaba?”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p data-end="1233" data-start="1220">Niye acaba?</p>

<p data-end="1561" data-start="1235">Yatırımcı dediğin güven ister. Hukuka, demokrasiye, ekonomiye güvenmek ister. Parasıyla gittiği yerde huzur arar. Ama bizim ülkemizde yatırımcı, cebindeki dolarları sayarken hukukun kalbine saplanan bıçağı görüyor. Adaletin terazisi eğilmiş… Dolarını yatıracak yer ararken, sabah akşam değişen kuralların gölgesinde kalıyor.</p>

<p data-end="1735" data-start="1563">Bir gün gelen yasa, ertesi gün değişiyor. Mahkemelerin kararları tartışılır hale gelmiş. Yatırımcı diyor ki: "Ben paramı koyacağım, ama yarın başıma ne gelir bilmiyorum!"</p>

<p data-end="1767" data-start="1737"><strong data-end="1765" data-start="1737">KORKUYORLAR, GELMİYORLAR</strong></p>

<p data-end="1901" data-start="1769">Mahfi Hoca işte bunları soruyor. Diyor ki, "Bu kadar büyük bir dünya pastası var, neden biz her seferinde kırıntıları topluyoruz?"</p>

<p data-end="2085" data-start="1903">Çünkü yabancı yatırımcı da insan. O da huzur arıyor. Param nereye gidiyor? Ülke nereye gidiyor? diye düşünüyor. Soruyor, araştırıyor. Sonra kararını veriyor. Ya gelir ya da gelmez.</p>

<p data-end="2120" data-start="2087">Ve görüyoruz ki, çoğu gelmiyor.</p>

<p data-end="2150" data-start="2122"><strong data-end="2148" data-start="2122">YATIRIMIN KALBİ: GÜVEN</strong></p>

<p data-end="2360" data-start="2152">Bakın ABD’ye, Çin’e, Hollanda’ya… O devasa yatırımlar neden oraya akıyor? Çünkü yatırımcı güven duyuyor. Bugün koyduğu parayı yarın çekebileceğini biliyor. Mahkemeye giderse hakkını alabileceğini düşünüyor.</p>

<p data-end="2494" data-start="2362">Bizde ise yatırımcı sabah kalkınca bambaşka bir ekonomik planla uyanabiliyor. Dün verilen sözlerin bugün unutulduğunu görebiliyor.</p>

<p data-end="2540" data-start="2496">İşte o yüzden Türkiye’ye yatırım gelmiyor.</p>

<p data-end="2577" data-start="2542">Mahfi Hoca soruyor: "Niye acaba?"</p>

<p data-end="2654" data-start="2579">Cevabı belli… Çünkü yatırım güven ister. Ve biz bu güveni sağlayamıyoruz.</p>

<p data-end="2747" data-start="2656">Ve o yüzden 41 trilyon dolarlık pastadan sadece 10,7 milyar dolarlık bir dilimi alıyoruz.</p>

<p data-end="2781" data-is-last-node="" data-is-only-node="" data-start="2749">Sahi, sizin var mı bir sorunuz?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/yatirimcilar-neden-turkiyeden-kaciyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/02/mahfi-4.png" type="image/jpeg" length="97356"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Bilim Kadını Avrupa’yı nasıl ikna etti?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/kralice-arinin-buyuk-basarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/kralice-arinin-buyuk-basarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’den bir bilim insanının Avrupa Arıcılık Federasyonu’nda başkan seçilmesi ne anlama geliyor?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong><u>NET TÜRK TV</u></strong></a></p>

<p><strong>Türkiye’den bir bilim insanının Avrupa Arıcılık Federasyonu’nda başkan seçilmesi ne anlama geliyor?</strong></p>

<p>Prof. Dr. Aslı Özkırım, Avrupa Arıcılık Federasyonu’nda (EBA) <strong>Arı Sağlığı Bilim Kurulu Başkanı</strong> olarak seçildi. Bu, yalnızca kişisel bir başarı değil; Türkiye’nin bilimsel çalışmalardaki yerini ve prestijini artıran bir adım. Dünyanın dört bir yanından bilim insanlarını bir araya getiren bu kurul, arı sağlığına dair politika ve projeleri yönlendiren en önemli organlardan biri. Prof. Dr. Özkırım, burada lider olarak Türkiye’nin sesini duyuracak.</p>

<p><strong>Türkiye’nin çam balı gibi bir değeri neden yıllarca Avrupa pazarında yer bulamadı?</strong></p>

<p>Çam balının analiz değerleri, çiçek balından farklı olduğu için Avrupa, yıllarca “Bu bal değil” dedi. Ancak bilim, ön yargıları kırdı. Prof. Dr. Aslı Özkırım ve ekibi, yaptıkları çalışmalarla çam balının özel bir bal türü olduğunu kanıtladı. Sonuç? Çam balı, Avrupa Birliği mevzuatlarına dahil edildi. Bu başarı, Türkiye’nin tarım ve arıcılık alanındaki gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Aslı Özkırım neden kendini “kraliçe arı” olarak tanımlıyor?</strong></p>

<p>Bilim yolculuğunun başında, sorularına cevap alamayan bir akademisyenken, bugün Türkiye’nin her arıcısı tarafından “kraliçe arı” olarak anılıyor. Bu, sadece bir unvan değil; bilimsel çalışmalarının toplum tarafından kabul gördüğünün ve takdir edildiğinin bir simgesi. Prof. Dr. Özkırım’ın bu unvanı alması, bilimde kadınların gücünü de gözler önüne seriyor.</p>

<p><strong>Türkiye arıcılıkta dünya ikincisiyken, neden bu alandaki başarıları yeterince bilinmiyor?</strong></p>

<p>Türkiye, arıcılıkta dünya sahnesinde oldukça güçlü bir konumda. Ancak bilimsel temsiliyetin eksikliği, bu başarıların yeterince duyulmamasına neden oluyor. Prof. Dr. Aslı Özkırım gibi isimler, bu açığı kapatıyor. Uluslararası komitelerde daha fazla Türk bilim insanının yer alması, ülkemizin değerlerini tanıtmak açısından kritik öneme sahip.</p>

<p><strong>Yurt dışından gelen iş tekliflerine rağmen Prof. Dr. Aslı Özkırım neden Türkiye’yi tercih ediyor?</strong></p>

<p>Prof. Dr. Özkırım, yurtdışında çalışmayı reddederek, Türkiye’ye olan borcunu burada ödediğini söylüyor. <strong>“Burslarla okudum, ülkeme borcum var,”</strong> diyor. Milliyetçi bir duruşla, uluslararası başarılarını Türkiye’nin adını duyurmak için kullanıyor. Bu, yalnızca bir bilim insanının hikayesi değil; aynı zamanda bir vefa ve aidiyetin de ifadesi.</p>

<p><strong>Kadın bir akademisyen olarak arıcılık alanında çalışmak hangi zorlukları getiriyor?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başlarda sorularına cevap bulamayan, erkeklere yönelik bir iletişim bariyerini aşmak zorunda kalan Prof. Dr. Aslı Özkırım, bugün sadece bilimsel başarılarıyla değil, toplumsal algıyı değiştiren bir figür olarak öne çıkıyor. Onun hikayesi, kadınların bilimdeki varlığının önemini bir kez daha hatırlatıyor.</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/kralice-arinin-buyuk-basarisi</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jan 2025 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/01/asli-devam.png" type="image/jpeg" length="56749"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uğur Mumcu’yu katledenler nerede?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/bir-gazeteciyi-susturdular-gercekleri-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/bir-gazeteciyi-susturdular-gercekleri-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[32 yıldır sorular aynı: Uğur Mumcu’yu kim öldürdü? Bombayı kim koydu, kim azmettirdi? Karlı Sokak’ta süpürülen delillerle birlikte adalet de mi süpürüldü? Gerçek failler neden hâlâ karanlıkta? Adalet hâlâ beklemede!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>SORU'YORUM -&nbsp;Uğur Mumcu, Türkiye’de gazeteciliğin vicdanıydı. Yazdığı her kelime, doğruları açığa çıkaran bir ışık gibiydi. Karanlık ilişkileri ortaya dökmekte sınır tanımıyordu. Silah kaçakçılığı, uyuşturucu rotaları, örgüt bağlantıları, laiklik karşıtı odaklar ve bu odakların dış güçlerle ilişkileri… Kimse bu konulara dokunamazken o yazıyordu.</p>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-7" dir="auto">
<p>Tehditler alıyordu. Ancak yazmaktan vazgeçmiyordu. Çünkü biliyordu ki gerçekleri yazmazsa bu karanlık daha da büyüyecekti. Onun hedef alınması, gerçeğin sesini susturmak içindi. Bir gazeteciyi öldürdüler ama aslında bir halkın vicdanını hedef aldılar.</p>

<p><em>DEVLET, TEHDİTLERİ BİLİYOR MUYDU?&nbsp;</em>: Evet, biliyordu. Hem kendisi hem de yakın çevresi bu tehditlerden haberdardı. Mumcu, dostlarına defalarca, “Beni öldürecekler!” demişti. Ama devlet ne yaptı? Hiçbir şey.</p>

<p>Tehditler bilinirken koruma tahsis edilmedi. O günlerde devletin başka gazetecilere koruma sağladığı bilinirken, Mumcu’nun korunmaması bir tesadüf müydü? Yoksa bilinçli bir tercih mi?</p>

<p><em><strong><img align="left" alt="" height="788" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2025/01/u-m.png" style="margin-left:0px; margin-right:10px" width="498" /></strong>OLAY YERİ NEDEN SÜPÜRÜLDÜ?: </em>Karlı Sokak’ta bombalı saldırı sonrası polis ekipleri hızla olay yerine geldi. Ama ne yaptılar? Ellerinde çalı süpürgeleriyle delilleri temizlediler. “Devlet büyükleri gelecek, temizlik yapılmalı,” dediler.</p>

<p>Bu, sadece bir temizlik miydi? Yoksa cinayetin aydınlanmaması için bilerek yapılan bir müdahale mi? Mumcu’nun arabasından toplanması gereken her delil süpürüldü, yok edildi. Daha ilk saatlerde adaletin önü tıkandı.</p>

<p><em>“NAMUS BORCU” SÖZÜ TUTULDU MU?: </em>Hayır! Dönemin yetkilileri, bu cinayetin çözülmesinin bir “namus borcu” olduğunu söylediler. Ama 32 yıl geçti, hâlâ kimse tatmin edici bir cevap alamadı. Ne azmettirenler ne de gerçek failler ortaya çıkarıldı.</p>

<p>Bir gazeteci öldürüldü, ama devletin bu sözü tutulmadı. Namus borcunun ağırlığı, hala üzerimizde.</p>

<p><em>MEHMET AĞAR’IN “BİR TUĞLA ÇEKERSEM DUVAR YIKILIR” SÖZÜ NE ANLAMA GELİYOR?</em>: Mehmet Ağar, Mumcu ailesine yaptığı ziyarette, “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır,” dedi. Bu söz, devlet içindeki bağlantılara ve sistemin karanlık yapısına işaret ediyordu.</p>

<p>Peki, bu tuğla neden çekilmedi? O duvarın altında kimler vardı? Kimlerin üzerine yıkılacağı mı korkutuyordu? Mehmet Ağar hâlâ bu sözün anlamını açıklamıyor.</p>

<p><em>UMUT OPERASYONU ÇÖZÜM GETİRDİ Mİ?&nbsp;</em>: Hayır! Büyük umutlarla başlayan bu operasyon, sonunda büyük bir hayal kırıklığına dönüştü. İlk gözaltına alınanlar, işkence altında ifade verdiklerini söylediler. Daha sonra başka sanıklar bulundu, yargılandı ama cinayetin arkasındaki gerçek güçler asla ortaya çıkarılamadı.</p>

<p><em>OĞUZ DEMİR NEDEN YAKALANAMADI?</em>&nbsp;Oğuz Demir, 32 yıldır aranıyor. Cinayetlerin kilit ismi olduğu iddia ediliyor. İran’da olduğu söylendi. Hatta Avustralya’da görüldüğü bile iddia edildi. Ancak hâlâ yakalanmadı.</p>

<p>Peki, gerçekten aranıyor mu? Eğer aranıyorsa, bu kadar yıl boyunca neden yakalanamadı? Yoksa yakalanması istenmiyor mu?</p>

<p><em>İRAN BAĞLANTISI NEDEN ARAŞTIRILMADI?</em>&nbsp;: Yargı, Mumcu cinayetinin arkasında İran bağlantısı olduğunu açıkça belirtti. Cinayeti işleyenlerin İran’da eğitim aldıkları, bağlantı kurdukları belgelerle ortaya kondu. Ama Türkiye, İran’la diplomatik bir girişimde bulunmadı.</p>

<p>Neden? Bu cinayetlere İran’ın dahli varsa, bu bağlantı neden sorgulanmadı?</p>

<p><em>DEVLET İÇİNDEKİ İHMALLERİN HESABI SORULDU MU?</em>&nbsp;: Hayır! Ne Mumcu’ya koruma vermeyenlerden, ne delilleri süpürenlerden, ne de soruşturmayı savsaklayanlardan hesap sorulmadı. Sorumlu olduğu iddia edilen kişiler görevlerine devam etti.</p>

<p>Bu ihmallerin hesabı sorulmadıkça, Mumcu cinayeti gerçekten aydınlanabilir mi?</p>

<p><em>MUMCU’YU KİM ÖLDÜRDÜ?</em>&nbsp;: Bu soru, tam 32 yıldır cevap bekliyor. Bombayı arabasına koyanlar yargılandı. Ama asıl sorumlular, azmettirenler, planlayıcılar hâlâ karanlıkta.</p>

<p>Mumcu, bir gazeteci olduğu kadar, bir halkın vicdanıydı. Onu susturanlar sadece bir kişiyi değil, bir toplumu susturmaya çalıştı. Ama bu sorunun cevabı bulunmadan adalet yerini bulamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>OĞUZ DEMİR’İN AİLESİ NASIL YURT DIŞINA ÇIKTI?</em>&nbsp;: Interpol’ün kırmızı bültenle aradığı bir kişinin ailesi, Türkiye’den rahatça yurt dışına çıkabiliyor. Bu çıkışa kim izin verdi? Hangi kapılar açıldı?</p>

<p>Mumcu ailesi, yıllardır bu soruların cevabını arıyor. Ama devlet yetkililerinden tatmin edici bir açıklama gelmedi.</p>

<p><em>NEDEN HALA “DEVLETİN İÇİNDEKİ KİRLİLİK” KONUŞULUYOR?</em>&nbsp;: Uğur Mumcu, ölümünden önce “terörden beslenenler” üzerine çalışıyordu. Silah ve uyuşturucu ticaretinden devlete kadar uzanan kirli ilişkileri yazıyordu.</p>

<p>Onun ölümü, bu kirliliği perdelemek için mi oldu? O perdeyi kaldırmak isteyenlerin üzerine neden hâlâ baskı kuruluyor?</p>

<p><em>BU CİNAYET, HALA NEDEN ÇÖZÜLEMİYOR?</em>&nbsp;: Cinayetin çözülmemesi, sadece bir başarısızlık mı? Yoksa birilerinin çıkarlarını korumak için mi çözülmüyor?</p>

<p>Siyasi cinayetlerde failler kadar, onları koruyan yapıların varlığı da tartışılır. Bu yapılar ortaya çıkmadıkça, gerçek adalet mümkün olur mu?</p>
</article>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-9" dir="auto">
<p><em>CİNAYETİN ARKASINDAKİ ASIL GÜÇLER KİMLER?</em>&nbsp;: Uğur Mumcu cinayeti, yalnızca bir kişinin ya da bir örgütün işi olabilir mi? Bu kadar sistematik bir suikastın arkasında istihbarat desteği ve büyük bir organizasyon olmadan hareket edilmesi mümkün mü?</p>

<p>Yargı, cinayetlerin arkasında İran bağlantılı örgütleri işaret etti. Ancak o örgütlerin kimlerle iş birliği yaptığı, kimlerden destek aldığı hâlâ ortaya çıkarılamadı. Türkiye içindeki uzantılar sessiz.</p>

<p><em>DEVLET BÜYÜKLERİ NEDEN SESSİZ?</em>&nbsp;: Cinayetin ardından birçok devlet yetkilisi "Bu cinayeti aydınlatmak bizim namus borcumuzdur" dedi. Ama yıllar geçti, bu sözün arkasında durulmadı. Neden?</p>

<p>Devlet içindeki yetkililerden birçoğu, görevleri sırasında Mumcu cinayetiyle ilgili adım atmadı. Peki, bu sessizlik neden? Gerçeklerin ortaya çıkması kimleri rahatsız ederdi?</p>

<p><em>MECLİS KOMİSYONUNUN RAPORU NE DEDİ?</em>&nbsp;: 1997’de TBMM’de kurulan araştırma komisyonu, önemli bulgular ortaya koydu. Ancak komisyon raporunda, "Soruşturmayı savsaklayan savcılar ve Mumcu’yu korumayan devlet görevlileri hakkında işlem yapılmalı" denmesine rağmen hiçbir adım atılmadı.</p>

<p>Bu rapor neden dikkate alınmadı? Devlet içindeki ihmallerin üzeri kimler tarafından örtüldü?</p>

<p><em>UĞUR MUMCU NEDEN TEHLİKELİ GÖRÜLDÜ?</em></p>

<p>Çünkü Mumcu, hem devletin hem de uluslararası güçlerin çıkarlarına dokunan yazılar yazıyordu. Silah kaçakçılığı, uyuşturucu trafiği, tarikatlar, İran bağlantıları…</p>

<p>O dönemde Mumcu'nun çalışmaları, Türkiye'deki kirli ilişkiler ağını gözler önüne seriyordu. Onun tehlikeli görülmesi, gerçekleri haykırmasındandı.</p>

<p><em>CİNAYETİN HEDEFLERİ NEYDİ?</em>&nbsp;: Bu cinayetle yalnızca bir gazeteci öldürülmedi. Aynı zamanda halkın bilgi edinme hakkı, gerçekleri öğrenme umudu hedef alındı.</p>

<p>Uğur Mumcu’nun susması, yalnızca gazeteciliğin değil, halkın sesi olan bir vicdanın susturulmasıydı. Bu cinayetle korku ve sindirme politikaları yeniden devreye sokuldu.</p>

<p><em>CİNAYETİN GERÇEK FAİLLERİ BULUNACAK MI?</em>&nbsp;: Aradan geçen 32 yıla rağmen bu sorunun cevabı hâlâ bir muamma. Yakalananlar var, yargılananlar var. Ama asıl failler hâlâ karanlıkta.</p>

<p>Gerçek faillerin bulunması için yeterince çaba harcanıyor mu? Yoksa bu cinayetin üzeri örtülmek mi isteniyor?</p>

<p><em>OĞUZ DEMİR NEDEN KORUNUYOR GİBİ?</em>&nbsp;: Oğuz Demir, cinayetin kilit ismi olarak aranıyor. Ancak hâlâ yakalanmadı. Yargı süreci boyunca onun yurt dışında olduğuna dair bilgiler paylaşıldı. Peki, bu bilgiler neden takip edilmedi?</p>

<p>Demir’in yakalanması, cinayet zincirinin diğer halkalarını ortaya çıkarabilir. Ama neden bu kadar korunuyor gibi görünüyor?</p>

<p><em>UMUT OPERASYONU KİMLERİ HEDEF ALDI?</em>&nbsp;: Umut Operasyonu kapsamında birçok kişi gözaltına alındı. Ancak operasyonun ilk dalgasında yakalananların işkence gördüğü iddiaları, soruşturmanın güvenilirliğini gölgeledi.</p>

<p>Operasyon, Mumcu cinayetinin tam olarak aydınlatılması için yeterli miydi? Yoksa operasyon, asıl failleri perdelemek için mi yapıldı?</p>

<p><em>İŞKENCEYLE ALINAN İFADELERİN GEÇERLİLİĞİ VAR MI?</em>&nbsp;: İlk gözaltına alınanlar, ifadelerinin işkence altında alındığını söyledi. Bu durum, hem yargı sürecini hem de operasyonun güvenilirliğini sarsıyor.</p>

<p>İşkenceyle alınan ifadeler üzerinden bir cinayeti çözmek mümkün mü? Gerçeklere ulaşmak için bu kadar hatalı bir yöntem neden tercih edildi?</p>

<p><em>DEVLET, MUMCU'NUN KORUNMASINI SAĞLADI MI?</em>&nbsp;: Hayır. Uğur Mumcu, tehdit aldığını defalarca dile getirdi. Ancak koruma tahsis edilmedi. Bu ihmal, cinayetin gerçekleşmesini kolaylaştırdı.</p>

<p>Devlet, Mumcu’yu korumamışken bu cinayetin çözülmesini ne kadar samimi bir şekilde isteyebilir?</p>

<p><em>NEDEN HALA SOMUT ADIMLAR ATILMIYOR?</em>&nbsp;: Yıllar geçmesine rağmen hâlâ somut bir sonuç yok. Ne İran bağlantısı araştırıldı, ne azmettirenler bulundu. Soruşturma sürekli bir kısır döngü içinde bırakıldı.</p>

<p>Somut adımların atılmaması, adaletin yerini bulmasını engelliyor. Bu durum, devletin karanlık yapılarla iş birliği içinde olduğuna dair iddiaları güçlendiriyor.</p>

<p><em>MEHMET AĞAR’IN ROLÜ NEDİR?</em>&nbsp;: Mehmet Ağar, Mumcu cinayetinde adı sıkça geçen bir isim. “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” sözleriyle suikastın arkasındaki yapıyı ima etti. Ancak bu yapının üzerine gidilmedi.</p>

<p>Mehmet Ağar’ın bu cinayetteki rolü tam olarak ne? Bildiklerini açıklaması neden engelleniyor?</p>

<p><em>GÜLDAL MUMCU’NUN MÜCADELESİ NE DURUMDA?</em>&nbsp;: Güldal Mumcu, eşi Uğur Mumcu’nun cinayetinin aydınlatılması için yıllardır mücadele ediyor. Devlet yetkilileriyle defalarca görüştü, kamuoyuna çağrılarda bulundu.</p>

<p>Ancak bu mücadeleye rağmen cinayet hâlâ aydınlatılamadı. Peki, bu sessizlik neden?</p>

<p><em>BU CİNAYET BİR DERS OLDU MU?</em></p>

<p>Ne yazık ki hayır. Mumcu cinayetinden sonra da gazetecilere yönelik tehditler, saldırılar ve suikastlar devam etti.</p>

<p>Bu cinayet, Türkiye’de gazetecilerin ne kadar büyük bir risk altında olduğunu gösterdi. Ama bu riski azaltmak için hiçbir adım atılmadı.</p>

<p><em>NEDEN TOPLUM BU CİNAYETİ UNUTMADI?</em></p>

<p>Çünkü bu cinayet, bir kişinin öldürülmesinin ötesinde, bir dönemin karanlığını simgeliyor. Toplum, adaletin yerini bulmadığını görüyor ve bunu kabullenemiyor.</p>

<p>Uğur Mumcu, bu toplumun vicdanıydı. O nedenle onun için adalet sağlanmadıkça bu cinayet unutulmaz.</p>

<p><em>OĞUZ DEMİR’İN ROLÜ TAM OLARAK NE?</em></p>

<p>Oğuz Demir, cinayetteki en önemli isimlerden biri. Bombayı koyan kişi olarak işaret ediliyor. Ama onun arkasındaki yapılar ne? Demir, kimin adına bu cinayeti işledi?</p>

<p>Yakalanması durumunda, birçok sorunun cevabı bulunabilir. Ama onun yakalanmaması, bu cevapları karanlıkta bırakıyor.</p>

<p><em>UĞUR MUMCU CİNAYETİ, GELECEK NESİLLERE NE SÖYLÜYOR?</em></p>

<p>Bu cinayet, adaletin geciktiği bir toplumda karanlığın nasıl büyüdüğünü anlatıyor. Gelecek nesillere, adalet için mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu öğretiyor.</p>

<p>Mumcu, “Unutmayın, cesur bir kez, korkak bin kez ölür” demişti. Onun cesareti, bugün hâlâ bir ışık olarak yanıyor.</p>
</article>

<article data-scroll-anchor="false" data-testid="conversation-turn-11" dir="auto">
<p><em>TÜRKİYE’DE SİYASİ CİNAYETLER NEDEN AYDINLATILAMIYOR?</em>&nbsp;: Türkiye’nin yakın tarihinde birçok siyasi cinayet işlendi. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Musa Anter… Hepsi farklı yöntemlerle susturuldu.</p>

<p>Bu cinayetlerin ortak noktası, arkasındaki gerçek güçlerin ortaya çıkarılamamış olması. Yargılamalar yapıldı, bazı sanıklar ceza aldı. Ama asıl azmettirenler, planlayıcılar ve bu cinayetlerin siyasi boyutları karanlıkta bırakıldı.</p>

<p>Neden? Devlet içindeki karanlık yapılar, bu cinayetlerin çözülmesini engelliyor olabilir mi? Yoksa birileri, bu cinayetlerin aydınlanmamasını mı istiyor?</p>

<p><em>OĞUZ DEMİR’İN KAÇIŞI NASIL MÜMKÜN OLDU?</em>&nbsp;: Oğuz Demir, Mumcu cinayetinin kilit isimlerinden biri olarak gösteriliyor. Ancak 2000 yılında yapılan bir operasyon sırasında, güvenlik güçlerinin arasından sıyrılıp kaçmayı başardı.</p>

<p>Bir terör zanlısı, bu kadar kolay nasıl kaçabilir? Bu kaçış bir ihmal mi, yoksa bir organizasyon mu? Eğer birileri bu kaçışı planladıysa, amaç neydi?</p>

<p><em>İRAN’LA DİPLOMATİK İLİŞKİLERDE BU CİNAYET GÖZ ARDI EDİLDİ Mİ?</em>&nbsp;: Yargı, Mumcu cinayetinin arkasında İran bağlantısını işaret etti. Cinayeti işleyenlerin İran’da eğitim aldıkları, burada bağlantılar kurdukları tespit edildi.</p>

<p>Ama Türkiye, bu konuda İran’la hiçbir diplomatik girişimde bulunmadı. Peki, bu sessizliğin sebebi neydi? Türkiye, İran’la ilişkilerini bozmak istemediği için mi bu cinayetin üzerini kapattı?</p>

<p><em>MEHMET AĞAR NEDEN HEP MERKEZDE?&nbsp;: </em>Mumcu cinayeti dendiğinde Mehmet Ağar’ın adı sürekli gündeme geliyor. Hem ailesiyle yaptığı konuşmalar hem de geçmişteki bağlantıları nedeniyle bu olayın merkezinde yer alıyor.</p>

<p>Mehmet Ağar, bildiklerini açıklamak yerine hep susmayı tercih etti. Bu suskunluk, onun üzerindeki şüpheleri artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Peki, Ağar gerçekten bu cinayetle ilgili ne biliyor?</p>

<p><em>UĞUR MUMCU'NUN ÇALIŞMALARI KİMİ RAHATSIZ ETTİ?&nbsp;: </em>Mumcu, öldürülmeden önce özellikle silah kaçakçılığı ve uluslararası terör örgütlerinin bağlantılarını araştırıyordu. ABD, Ortadoğu ve Türkiye üçgeninde dönen karanlık işlerin peşindeydi.</p>

<p>Bu çalışmalar, yalnızca Türkiye’deki değil, uluslararası odakların da dikkatini çekiyordu. Peki, bu cinayet uluslararası bir operasyon olabilir mi? Mumcu’nun çalışmaları kimlerin çıkarlarını tehdit ediyordu?</p>

<p><em>“KAÇAK” KARARI NE ANLAMA GELİYOR?&nbsp;: </em>Oğuz Demir, 32 yıldır yakalanamadı. Ancak 2022’de mahkeme, hakkında “kaçak” kararı verdi. Bu karar, Demir’in yakalanamaması durumunda davanın zamanaşımına uğramasını önlemeyi amaçlıyordu.</p>

<p>Ancak bu karar, Demir’in yakalanmasını ne kadar kolaylaştıracak? Bir mahkeme kararıyla bu kadar kritik bir sanığın bulunması sağlanabilir mi?</p>

<p><em>SEDAT PEKER’İN İDDİALARI NEDEN ARAŞTIRILMADI?&nbsp;: </em>2021 yılında Sedat Peker, yayınladığı videolarda Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili Mehmet Ağar’ı işaret eden ciddi iddialarda bulundu. Bu iddialar, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.</p>

<p>Ancak bu açıklamalara rağmen hiçbir resmi soruşturma başlatılmadı. Peki, bu iddialar neden görmezden gelindi? Gerçeklerin ortaya çıkmasını engelleyen güçler mi var?</p>

<p><em>BU CİNAYET TOPLUMDA NASIL BİR YARA AÇTI?&nbsp;: </em>Uğur Mumcu cinayeti, Türkiye’de yalnızca bir gazetecinin ölümü olarak görülmedi. Bu cinayet, halkın adalete olan güvenini derinden sarstı.</p>

<p>Aradan geçen 32 yıla rağmen hâlâ birçok soru cevapsız. Bu durum, toplumun vicdanında derin bir yara bırakmaya devam ediyor.</p>

<p><em>KAMUOYU NEDEN TATMİN OLMADI?&nbsp;:</em> Cinayetin ardından yürütülen soruşturmalar ve yargı süreçleri kamuoyunu tatmin etmedi. Çünkü birçok eksik ve hata vardı. İşkence iddiaları, delillerin süpürülmesi, İran bağlantısının araştırılmaması…</p>

<p>Bütün bu ihmaller ve hatalar, adaletin sağlanmadığı algısını güçlendirdi. Toplum, hâlâ bu cinayetin arkasındaki gerçeklerin açığa çıkarılmasını bekliyor.</p>

<p><em>UĞUR MUMCU'NUN ANISI NASIL YAŞIYOR?&nbsp;:</em> Uğur Mumcu, yalnızca bir gazeteci değil, bir sembol haline geldi. Onun cesareti, dürüstlüğü ve gerçeklere olan bağlılığı bugün hâlâ bir rehber.</p>

<p>Her 24 Ocak’ta onun için anma törenleri düzenleniyor. Onun sözleri, onun çalışmaları, hâlâ karanlığa karşı bir ışık olarak parlıyor. Uğur Mumcu’nun anısını yaşatmak, sadece bir kişinin değil, bir ülkenin adalet arayışı demektir.</p>

<p><em>GERÇEKLER ORTAYA ÇIKACAK MI?&nbsp;: </em>Uğur Mumcu’nun cinayeti, Türkiye’nin karanlık bir dönemine ayna tutuyor. 32 yıl geçti, ama hâlâ sorular cevapsız. Failler, azmettirenler ve bu cinayeti planlayanlar ortaya çıkarılmadıkça bu karanlık aydınlanmayacak.</p>

<p>Bu cinayet yalnızca Uğur Mumcu’nun değil, bir toplumun adalet arayışının hikâyesidir. Gerçeklerin ortaya çıkması için bu mücadele devam edecek.</p>

<blockquote>
<p>UĞUR MUMCU DAVASI</p>

<p>Uğur Mumcu’nun öldürülmesiyle başlayan dava süreci, Türkiye’nin en tartışmalı yargılamalarından biri oldu. İşte dava sürecine dair öne çıkan başlıklar:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>İlk Günden Delil Kaybı:</strong> Cinayet sonrası Karlı Sokak’taki deliller süpürülerek adeta yok edildi. Bu, soruşturmanın en baştan baltalanmasına neden oldu.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İran Bağlantısı:</strong> Yargı, cinayetin arkasında İran destekli “Tevhid-Selam Kudüs Ordusu” adlı örgütü işaret etti. Ancak bu bağlantıyla ilgili diplomatik ya da hukuki bir adım atılmadı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Umut Operasyonu:</strong> 2000 yılında başlatılan operasyon, Mumcu cinayetiyle birlikte 18 suikastı kapsıyordu. Birçok kişi gözaltına alındı, yargılandı. Ancak ilk dalgada alınan ifadelerin işkence altında alındığı iddiaları davayı gölgeledi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Oğuz Demir:</strong> Bombayı yerleştirdiği iddia edilen Oğuz Demir, 2000 yılında operasyon sırasında kaçtı ve hâlâ yakalanamadı. İran’da olduğu söylendi ama bu konuda bir ilerleme kaydedilmedi.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Mehmet Ağar ve “Duvar Yıkılır” Sözü:</strong> Dönemin önemli isimlerinden Mehmet Ağar’ın, cinayetle ilgili olarak, “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” sözleri hafızalardan silinmedi. Ancak bu sözlerin anlamı üzerine hiçbir resmi adım atılmadı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Tatminsizlik:</strong> Aradan geçen 32 yıla rağmen kamuoyunda cinayetin tam anlamıyla aydınlatılamadığı ve faillerin korunduğu algısı hâkim. Bu, davanın en büyük yaralarından biri olarak duruyor.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Sonuç:</strong> Uğur Mumcu cinayeti, yalnızca bir kişinin öldürülmesi değil, adaletin karanlıkta bırakıldığı bir süreci simgeliyor. Bu dava aydınlanmadan, Türkiye’nin geçmişindeki karanlıklar dağılmayacak.</p>
</blockquote>

<p>KİM KİMDİR?</p>

<blockquote>
<p><strong>UĞUR MUMCU</strong></p>

<p>Uğur Mumcu, Türk basın tarihinin en cesur ve ilkeli gazetecilerinden biriydi. 22 Ağustos 1942’de Kırşehir’de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra avukatlık yerine gazeteciliği seçti. 1970’lerde <strong>Cumhuriyet Gazetesi’nde</strong> yazmaya başlayan Mumcu, araştırmacı gazeteciliğin Türkiye’deki öncüsü oldu.</p>

<p>Kalemini gerçeğin peşinde kullanıyordu. Silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, laiklik karşıtı odaklar, uluslararası istihbarat örgütlerinin Türkiye bağlantıları gibi konular üzerine yazdığı haberler ve kitaplar, büyük yankı uyandırdı.</p>

<p><strong>“Ben Atatürkçüyüm, cumhuriyetçiyim, laikim, anti-emperyalistim. Halktan yanayım, tam bağımsız Türkiye’den yanayım. İnsan hakları savunucusuyum, terörün karşısındayım.”</strong> sözleriyle duruşunu ve gazeteciliğinin temel ilkelerini özetliyordu.</p>

<p>Kitapları arasında <strong>“Silah Kaçakçılığı ve Terör,” “Rabıta,” “Sakıncalı Piyade”</strong> ve <strong>“Papa-Mafya-Ağca”</strong> yer alır. Yazılarında hem iç siyasetin karanlık noktalarını hem de uluslararası ilişkilerin gölgesinde Türkiye’nin yaşadığı sorunları sorguladı.</p>

<p>24 Ocak 1993’te Ankara’da, Karlı Sokak’taki evinin önünde arabasına konulan bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi. Cinayeti, sadece bir gazeteciye değil, özgür basına ve halkın bilgi edinme hakkına karşı bir saldırıydı.</p>

<p>Uğur Mumcu, bugün hâlâ dürüst, cesur ve ilkeli gazeteciliğin sembolü olarak anılmaktadır. Onun bıraktığı miras, karanlığa karşı bir ışık olmaya devam ediyor.</p>
</blockquote>

<p></p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p>
</article></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/bir-gazeteciyi-susturdular-gercekleri-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jan 2025 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/01/2-105.png" type="image/jpeg" length="36370"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[20 yıllık ihalede şeffaflık nerede?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/20-yillik-ihalede-seffaflik-nerede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/20-yillik-ihalede-seffaflik-nerede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>NET TÜRK TV</strong></a></h3>

<p><strong>SORU</strong>'YORUM - <strong><em>Devletin, halkın güvenliği için yaptığı araç muayene hizmetlerini neden bir şirketin insafına bırakıyoruz?</em></strong>&nbsp;Devletin asli görevi halkının can ve mal güvenliğini korumaktır. Araç muayene gibi hayati bir hizmet, ticari kazanç uğruna özel sektöre devredilemez. Bu, vatandaşın güvenliğini riske atmaktır.</p>

<p><em><strong>Bir ihalede şartnameler öyle hazırlanmış ki, sadece bir firmanın katılabileceği baştan belli ise, bu ihale adil midir?</strong></em>&nbsp;Adil bir ihale, rekabetin sağlandığı bir ortamda gerçekleşir. Eğer baştan kazanan belliyse, bu halkın güvenini sarsan bir tiyatrodan başka bir şey değildir.</p>

<p><em><strong>750 bin liralık şartname ücretini kim ödeyebilir? Halk mı, büyük şirketler mi?</strong></em>&nbsp; Bu kadar yüksek şartname ücreti, küçük ve orta ölçekli işletmeleri yarış dışı bırakır. Halkın çıkarlarını savunacak alternatifler daha en baştan engellenmiş olur.</p>

<p><em><strong>Her bir bölge için 15 milyon TL geçici teminat istenirken, küçük girişimciler bu yarışa nasıl katılacak?</strong></em>&nbsp;Küçük girişimcilerin elenmesi, piyasada tekel yaratır. Rekabetin olmadığı bir alanda halkın alacağı hizmetin kalitesi ve fiyatı garanti edilebilir mi?</p>

<p>ADRESE TESLİM İHALE Mİ?</p>

<p><em><strong>İhaleye katılmak için, son 5 yıl içinde 1 milyon araca muayene yapmış olma şartı koymak, rekabeti öldürmek değil mi?</strong></em>&nbsp;Bu tür spesifik şartlar, rekabeti tamamen ortadan kaldırır. Alternatiflerin susturulduğu bir ihaleden halkın yararına bir sonuç beklenemez.</p>

<p><em><strong>Bu şartı karşılayan tek firma TÜVTÜRK ise, bu ihalenin galibi şimdiden belli değil mi?</strong></em>&nbsp;Sonuçları önceden belli olan bir ihale, adrese teslimden başka bir şey değildir. Halkın güvenliğini ve bütçesini koruyacak farklı seçeneklere neden yer verilmiyor?</p>

<p><em><strong>Rekabetin olmadığı bir ihalede, devletin halk adına kazancı nasıl garanti altına alınacak?</strong></em>&nbsp;Rekabet, kaliteyi ve uygun maliyeti beraberinde getirir. Eğer bir tekel oluşursa, vatandaş hizmeti pahalıya alır, kalitesinden şüphe eder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KAMU ZARARI NASIL ENGELLENECEK?</p>

<p><em><strong>Devlet, bu hizmeti neden kendisi üstlenmiyor? Kamusal denetim ve şeffaflık, özel sektörün ticari çıkarlarına feda mı ediliyor?</strong></em>&nbsp;Devletin asli görevlerinden biri denetimdir. Araç muayene hizmeti gibi kritik bir alanda, özel sektörün kâr hırsı kamu yararının önüne geçemez.</p>

<p><em><strong>Araç muayene hizmetinin ticarileşmesi, kamu yararını gölgede bırakmıyor mu?</strong></em>&nbsp;Ticari kaygılar, hizmet kalitesini düşürebilir. Kamu yararını öncelemeyen bir sistem, halkın güvenliğini tehdit eder.</p>

<p><em><strong>Denetim mekanizmaları bu kadar zayıfken, araç güvenliği nasıl sağlanacak?</strong></em>&nbsp;Denetim olmadan, hizmetin kalitesini ölçmek mümkün değildir. Güvensiz bir sistem, trafikte can kayıplarına yol açabilir.</p>

<p>DENETİMSİZLİKLE NEREYE KADAR?</p>

<p><em><strong>2007-2021 arasında kamuya açık olan kusurlar tablosu, 2021’den beri neden erişime kapatıldı?</strong></em>&nbsp;Halk, hizmetin kriterlerini bilmeye hakkına sahiptir. Gizlenen bilgiler, şeffaflık ilkesini tamamen yok eder.</p>

<p><em><strong>Elektrikli ve hibrit araçların muayene kriterleri neden hala belirlenmedi?</strong></em>&nbsp;Gelişen teknolojiye uyum sağlanamaması, sistemin geride kaldığını gösterir. Elektrikli araçların yetersiz muayenesi, gelecekte büyük güvenlik açıklarına yol açabilir.</p>

<p><em><strong>Yangın algılama ve söndürme sistemleri gibi kritik kontroller, neden şartnameye dahil edilmedi?</strong></em>&nbsp;Yangın güvenliği gibi hayati konuların göz ardı edilmesi, vatandaşın hayatını riske atar. Bu eksiklikler ne zaman giderilecek?</p>

<p>NEDEN TEKNOLOJİ GERİDE KALDI?</p>

<p><em><strong>AB ülkelerinde muayene mevzuatları düzenli olarak güncellenirken, Türkiye neden eski kriterlere bağlı kalıyor?</strong></em>&nbsp;Avrupa standartlarıyla uyum sağlanmıyorsa, halkın güvenliği nasıl garanti altına alınacak? Çağın gereklerini karşılamayan bir sistem ne kadar sürdürülebilir?</p>

<p><em><strong>Elektrikli araçların sayısı artarken, bu araçlara uygun muayene standartları neden hala geliştirilmedi?</strong></em>&nbsp;Teknolojiye ayak uyduramayan bir hizmet, halkın güvenliği için yeterli olabilir mi? Bu gecikme, güven kaybına neden olmaz mı?</p>

<p><em><strong>Gelişen teknolojiye uygun bir sistem kurulmuyorsa, bu ihaleden kim kazançlı çıkacak?</strong></em>&nbsp;Halk mı yoksa belirli çıkar grupları mı? Bu sorunun yanıtı, hizmetin kime fayda sağladığını açıkça ortaya koyar.</p>

<p>HALKIN HAKKI NEREDE?</p>

<p><em><strong>Halkın güvenliği söz konusuysa, araç muayene hizmetleri neden kamusal bir görev olarak görülmüyor?</strong></em>&nbsp;Halkın hayatını doğrudan etkileyen hizmetler, devletin sorumluluğunda olmalıdır. Özel sektöre devredilen her kamu hizmeti, halkın güvenini zedeler.</p>

<p><em><strong>Vatandaş, cebinden çıkan her kuruşun hesabını sormayacak mı?</strong></em>&nbsp;Halkın ödediği ücretlerin nereye gittiğini bilmek hakkıdır. Şeffaflık olmadan, hesap verebilirlikten söz edilemez.</p>

<p><em><strong>Şeffaflıktan uzak bir süreçte, halkın devlete olan güveni nasıl sağlanacak?</strong></em>&nbsp;Güven olmadan, sistemin sürdürülebilirliği mümkün değildir. Şeffaflık, devlete olan güvenin temelidir.</p>

<p>SORUMLULUK KİMİN?</p>

<p><em><strong>Bu süreçte sorumluluk Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nda mı, yoksa ihaleyi kazanan firmada mı?</strong></em>&nbsp;Sorumluluk devlette olmalıdır. Halkın güvenliğini özel sektöre devreden bir sistemde, hesap verebilirlik kaybolur.</p>

<p><em><strong>Meslek odalarının ve sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki uyarıları neden dikkate alınmıyor?</strong></em>&nbsp;Uzman görüşleri yok sayılırsa, karar alma süreçleri eksik kalır. Halkın yararını gözetmek için uzmanlık önemlidir.</p>

<p><em><strong>Denetim mekanizmaları zayıfsa, halkın güvenliğini kim garanti edecek?</strong></em> Denetimsizlik, sistemin güvenliğini tehlikeye atar. Güvensiz bir sistem, yalnızca halka zarar verir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak:</strong> Her soru, halkın çıkarları adına açık bir şekilde yanıtlanmalıdır. Şeffaflık, adalet ve kamu yararı olmadan bu süreç, sadece çıkar gruplarını besleyen bir araç haline gelir.</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/20-yillik-ihalede-seffaflik-nerede</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jan 2025 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/01/1000-fotor-2025010413529.png" type="image/jpeg" length="99945"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'de bir ev almak için kaç yıl çalışmak gerekiyor?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/turkiyede-bir-ev-almak-icin-kac-yil-calismak-gerekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/turkiyede-bir-ev-almak-icin-kac-yil-calismak-gerekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de ev sahibi olmak için tam 52 yıl maaş biriktirmek gerekiyor. Bu adaletsiz sistem, kimin kazancına hizmet ediyor? Ev sahibi olmak bir lüks değil, temel bir hak olmalı. Hayallerimize sahip çıkma zamanı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr">NET TÜRK TV</a></p>

<p><strong>SORU'</strong>YORUM -&nbsp;&nbsp;Bir eviniz var mı? Eğer varsa, kendinizi şanslı sayabilirsiniz. Ama ya yoksa? Duvarlarına umutlarınızı asacak, geleceğe dair hayallerinizi yeşertecek bir alanınız olmadan nasıl bir hayat kurabilirsiniz?</p>

<p><strong>Bir ev almak için kaç maaş gerekir?</strong> BestBrokers’ın raporuna göre Türkiye’de bu soru tek bir cevapla özetleniyor: Tam 631 maaş. Bu da 52 yıla tekabül ediyor. Düşünmek bile insanı yoruyor. 52 yıl boyunca maaşınızı biriktirmeniz gerektiği bir sistemde, yaşamaya mı çalışıyorsunuz yoksa hayatta kalmaya mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Türkiye’de neden bir ev sahibi olmak bu kadar zor?</strong> Sorun yalnızca maaşların düşüklüğü değil. Sorun, bu düzenin adaletsizliğinde. Çoğunluk asgari ücretle yaşam mücadelesi verirken, 631 maaşı nasıl biriktireceksiniz? İşte, bu düzeni kimin yararına sürdüğümüzü sormanın zamanı geldi de geçiyor.</p>

<p><strong>Neden Nepal ile kıyaslanıyoruz?</strong> Türkiye, listede Nepal’in hemen üstünde. Nepal’de bir ev sahibi olmak için 684 maaş gerekiyor. Ama burada kritik soru şu: Biz neden Avrupa ülkeleriyle kıyaslanmıyoruz? Danimarka’da bir ev için 114 maaş yeterken, İsveç’te bu sayı 129. Peki, neden biz sürekli alt sıralardaki ülkelerle rekabet eder gibi gösteriliyoruz?</p>

<p><strong>Güney Afrika’dan ne öğrenebiliriz?</strong> 71 maaşla ev sahibi olunabilen Güney Afrika, listede en uygun ülke. Amerika’da bu süre 76 maaş. Peki biz neden bu ülkelerin başarılarını kopyalayamıyoruz? Ev sahibi olmayı lüks değil, temel bir hak olarak gören bir anlayıştan neden bu kadar uzağız?</p>

<p><strong>Ev sahibi olmak ne ifade ediyor?</strong> Sadece dört duvar mı? Yoksa insanın geleceğini, güvenliğini, hayallerini temsil eden bir yaşam alanı mı? Ev sahibi olamayan bir nesil, hayatını nasıl planlayabilir? Kiraya mahkumiyet, bir insanın özgürlüğünü nasıl kısıtlar?</p>

<p><strong>Bu düzenin kazananı kim?</strong> Bu soruyu hepimiz sormalıyız: Bu düzen kim için var? 52 yıl maaş biriktirip bir ev sahibi olabilen biz mi yoksa bu düzeni inşa edenler mi kazanan? Görünen o ki, sistem yoksulun sırtından zengin yaratma üzerine kurulu.</p>

<p><strong>Bu adaletsizliğe nasıl dur diyebiliriz?</strong> Eğer bu sistemde bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, önce bunu sorgulamalıyız. Ev sahibi olmanın bir insan hakkı olduğunu, hiçbir çaba ve hayalin bu kadar değersizleştirilmemesi gerektiğini savunmalıyız.</p>

<p><strong>Hayallerimizi nasıl koruyabiliriz?</strong> Bir ev, yalnızca bir mülk değildir. Bir hayattır. Ve bu hayatı korumak, hepimizin ortak sorumluluğu olmalı. Peki siz, bu sorumluluğa nasıl sahip çıkmayı düşünüyorsunuz?</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/turkiyede-bir-ev-almak-icin-kac-yil-calismak-gerekiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 21:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2025/01/ev-almak-fotor-20250104135940.png" type="image/jpeg" length="32591"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[RTÜK, televizyonlardaki kirliliği temizliyor mu?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/televizyonda-drama-bitti-sirada-ne-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/televizyonda-drama-bitti-sirada-ne-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hani şu reyting uğruna özel hayatları parçalayan, insanların mahremiyetini yerle bir eden programlar var ya, artık bitti!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MEDYA'<em>ZADE </em>- RTÜK uzun zamandır uyuduğu derin uykusundan nihayet uyanmış gibi görünüyor. Şimdi ekranlardaki o meşhur "gündüz kuşağı" programlarına el atmaya karar vermiş. Hani şu reyting uğruna insanların özel hayatını lime lime eden, mahremiyetin çiğnendiği, ailelerin parçalandığı programlar var ya… İşte onlara! RTÜK diyor ki, "Yeter artık, bu kadar dram şovu izlemek zorunda değiliz!" Ama soralım bakalım, gerçekten bu kadar basit mi? Senelerce izlediğimiz o "ağlayan" programlar bir gecede mi bitecek?</p>

<p>NE DEĞİŞECEK?</p>

<p>RTÜK bu sefer sert oynamaya karar vermiş gibi görünüyor. “Artık kimseyi ekranda gözyaşlarına boğup reyting toplamaya çalışmayacaksınız,” diyor. Sunucuların o malum tehditkar cümleleri de tarihe karışacak: “Neden şimdi söylüyorsun?”, “Hadi ağla, halk izliyor!” Bu taktikler artık yok! Peki ama programların özü neydi? İnsanları ekrana çıkartıp, gözyaşlarıyla reyting toplamak değil miydi? O bittiğine göre, bu programlar nasıl devam edecek? Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu işler gözyaşıyla dönüyordu. RTÜK, sistemin temelini kökünden sarsıyor. Ama televizyonlar bu yeni kurallarla nasıl ayakta kalacak?</p>

<p><img align="left" alt="" height="201" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/10/03-7.webp" width="363" />&nbsp;İÇERİKTE NE GİBİ DEĞİŞİKLİKLER OLACAK?</p>

<p>RTÜK bu sefer içerik konusunda da söz sahibi olmaya kararlı. "Ekranlar milli ve manevi değerlere uygun olacak," diyor. Küfür, argo, kaba dil… Artık hepsi yasak! RTÜK’ün dediğine göre, “ahlak” televizyonda yeniden doğacak. Peki, bugüne kadar ne izledik? Sanki ekranlardan argo ve kabalık fışkırmıyordu! Her sabah izlediğimiz dramaların dili neydi? Şimdi RTÜK diyor ki, bu döneme bir son veriyoruz. Ayrıca çocuklar, gençler ve zihinsel engelliler de artık ekranda kullanılmayacakmış. Tabii ki şimdi soruyoruz: Bu insanlar şimdiye kadar korunmuyordu da şimdi mi korumaya alınıyorlar? Demek ki bugüne kadar reyting uğruna her şey mübahmış!</p>

<p>KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNSEL TACİZ BİTTİ Mİ?</p>

<p>Kadına yönelik şiddet, cinsel taciz, tecavüz… Bunlar yıllarca televizyon ekranlarının baş tacı oldu. Kadınların acıları reyting malzemesi haline getirildi. RTÜK diyor ki, “Bu iş bitti!” Artık ekranda şiddet mağduru kadınların dramını görmek yok! Ama burada asıl soru şu: Bugüne kadar bu programlar bu tür içeriklerden reyting toplarken, şimdi RTÜK bir gecede her şeyi değiştirebilir mi? Bu gerçekten uygulanacak mı? Yoksa her şey kâğıt üstünde mi kalacak? Çünkü televizyonlar reyting uğruna her türlü acıyı dramatize etmekten geri durmuyordu. Şimdi diyorlar ki, bu dönem bitti. Fakat, RTÜK’ün kararları uygulamada ne kadar başarılı olacak?</p>

<blockquote>
<p><img align="left" alt="001-6" height="216" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/10/001-6.png" width="497" />KAĞIT ÜSTÜNDE KALMASIN!</p>

<p>RTÜK televizyon ekranlarını temizlemeye niyetli görünüyor. Ama asıl mesele şu: Bu kararlar uygulamaya geçtiğinde televizyonlar ne yapacak? Çünkü herkes biliyor ki, gözyaşı, dram, acı reyting getiriyor. Halk acı izlemekten hoşlanıyor! Şimdi RTÜK diyor ki, bu gözyaşı şovları bitti! Televizyonlar bu kurallara harfiyen uyacak mı? Yoksa sadece "mış gibi" mi yapacaklar? Çünkü büyük para, reytingle geliyor. Bu işin ucunda büyük kâr var. RTÜK sert kararlar aldı, ama uygulamaya gelince işler öyle kolay olmayabilir. Televizyon dünyası bu kuralları ne kadar kabul edecek?&nbsp; İşte burası asıl soru… Göreceğiz!</p>
</blockquote>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>MEDYA'ZADE, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/televizyonda-drama-bitti-sirada-ne-var</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Oct 2024 12:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/reyting.png" type="image/jpeg" length="68568"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Neden bazı ülkeler zengin, bazıları fakir?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/neden-bazi-ulkeler-zengin-bazilari-fakir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/neden-bazi-ulkeler-zengin-bazilari-fakir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu soru, yalnızca ekonomiyle değil, toplumların adalet, eşitlik ve demokrasi arayışlarıyla da ilgili.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>Daron Acemoğlu ve arkadaşları, bu yılki Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazandılar. Elbette şaşırtıcı değil; yıllardır aynı soruyu soruyorlar: “Neden bazı ülkeler zengin, bazıları fakir?” Bu soru, yalnızca ekonomiyle değil, toplumların adalet, eşitlik ve demokrasi arayışlarıyla da ilgili. Onların çalışmaları, bize bir toplumun refahını etkileyen unsurların sanıldığından çok daha derinlerde olduğunu gösteriyor.</p>

<p><strong>KAYNAKLAR DEĞİL, KURUMLAR BELİRLER</strong></p>

<p>Acemoğlu ve ekibi, zenginliğin yalnızca doğal kaynaklardan gelmediğini savunuyor. Önemli olan, bu kaynakların nasıl yönetildiği ve toplumlara nasıl yansıtıldığı. Bazı ülkeler, kapsayıcı kurumlar sayesinde zenginleşirken; bazıları, dışlayıcı kurumlar yüzünden sürekli bir yoksulluk döngüsüne giriyor. Peki, bu kurumlar nasıl oluşuyor? İşte bu sorunun cevabını ararken, sömürge dönemine dönmemiz gerekiyor.</p>

<p><strong>SÖMÜRGECİLİĞİN KALICI YARALARI</strong></p>

<p>Daron Acemoğlu ve meslektaşları, sömürgeciliğin bıraktığı izlerin ülkelerin bugününe nasıl yansıdığını inceliyorlar. Acemoğlu’nun analizine göre, Avrupalı sömürgeciler, gittikleri yerlerde kısa vadeli kazançlar uğruna dışlayıcı kurumlar kurmuş. Ancak bazı yerlerde, özellikle Avrupalı göçmenlerin yerleştiği topraklarda, uzun vadeli düşünerek kapsayıcı yapılar inşa etmişler. Bugün bu topraklarda kalıcı bir refah görülüyor. Bu, sömürgeciliğin ardında bıraktığı yapısal etkileri bir kez daha hatırlatıyor.</p>

<p><strong>DEMOKRASİ BİR KÜLTÜRDÜR, DAYATILAMAZ</strong></p>

<p>Acemoğlu, ödül konuşmasında demokrasinin önemine değindi. Ona göre demokrasi, yukarıdan aşağıya dayatılacak bir şey değil; toplumların uzlaşma ve dayanışma kültürüyle inşa edilmesi gereken bir süreç. Demokrasi, ancak güçlü bir kurumsal yapı ile ayakta kalabiliyor. Fakat modern dünyada, sosyal medya gibi iletişim araçları bu yapıyı tehdit ediyor. Acemoğlu, demokratik vatandaşlık kültürünün güçlenmesi gerektiğini söylüyor. Bir arada yaşayabilmek için uzlaşmayı öğrenmeliyiz.</p>

<p><strong>TEKNOLOJİ DEMOKRASİNİN YOLDAŞI MI, DÜŞMANI MI?</strong></p>

<p>Bugün geldiğimiz noktada teknoloji, demokrasiyi daha kırılgan hale getiriyor. Acemoğlu, sosyal medyanın toplumu birleştirmesi gerekirken bölücü bir güç haline geldiğini düşünüyor. Halbuki demokrasi, toplumdaki her bireyin birbirini anlaması ve uzlaşması üzerine kuruludur. Bugünün dünyasında, insanlar giderek kendi “dijital kabilelerine” çekiliyor ve farklı görüşleri anlamak yerine reddediyor. Oysa demokrasi, anlaşmazlıkların yapıcı bir şekilde çözülebildiği bir sistem. Acemoğlu’nun uyarıları, demokrasinin bu yeni dünyada nasıl ayakta kalacağını sorgulamamıza neden oluyor.</p>

<p><strong>EKONOMİK EŞİTSİZLİKLE MÜCADELE</strong></p>

<p>Acemoğlu ve ekibi, gelir farklarının bir toplumun en büyük sorunlarından biri olduğuna inanıyor. Nobel Komitesi, onların bu sorunu anlamak için yaptıkları katkıyı ödüllendirirken, kurumsal yapılarımızın ekonomik refah üzerindeki etkisini vurguluyor. Eğer toplumsal kurumlarımız kapsayıcı değilse, toplum olarak eşitlikten uzaklaşıyoruz. Acemoğlu’nun çalışmaları, bu eşitsizlikleri gidermek ve daha adil bir toplum kurmak için ilham verici bir rehber sunuyor.</p>

<p><strong>SON SÖZ: GELECEK KURUMLARIMIZDA SAKLI</strong></p>

<p>Daron Acemoğlu ve arkadaşları, bu ödülle yalnızca ekonomik bir başarıya değil, aynı zamanda insani bir çağrıya imza atıyor. Onların çalışmaları, bize yalnızca ekonomiyi değil, insan olmanın sorumluluklarını da hatırlatıyor. Belki de en büyük zenginlik, birlikte inşa edeceğimiz kapsayıcı, adil ve sürdürülebilir kurumlarda saklı. Bugün, zengin uluslar fakir uluslara bakarken; asıl mesele, bu kurumları nasıl inşa edeceğimizde saklı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/neden-bazi-ulkeler-zengin-bazilari-fakir</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Oct 2024 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/nobel-1.png" type="image/jpeg" length="85646"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sahtekarlar cebimizi boşalttılar, soframıza dadandılar]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/sahtekarlar-cebimizi-bosalttilar-soframiza-dadandilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/sahtekarlar-cebimizi-bosalttilar-soframiza-dadandilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın geçen hafta yayımladığı<em> ‘taklit ve tağşiş’ </em>listesi, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Listede domuz eti ve yasaklı içeriklerden, zeytinyağında tohum yağlarına kadar pek çok usulsüzlük yer alırken, gündem özellikle<em> ‘Köfteci Yusuf’ </em>markasının ürünlerinde domuz eti tespit edilmesiyle çalkalandı. Bakanlık tarafından açıklanan bu liste, gıda güvenliği ve kamu sağlığı konularında tartışmaları da yeniden alevlendirdi.</p>

<p>İFŞA EDİLEN LİSTE</p>

<p>Yayımlanan listede domuz eti, tek tırnaklı hayvan eti, sakatat, nişasta gibi ürünlerin yer aldığı görülürken, baharatlarda <em>“bilinmeyen madde”</em> tespit edilmesi, pek çok et ürününde yasaklı içeriklerin bulunması dikkat çekiyor. Zeytinyağına tohum yağı katılması gibi taklit ve tağşiş vakalarının yanı sıra salça ve çay gibi ürünlerde gıda boyaları kullanıldığı da ortaya çıktı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan uzmanlar, gıdalarda bu tür ürünlerin yer almasının buzdağının görünen yüzü olduğunu, esas tehlikenin kontrol edilmeyen toksik kimyasallar olduğunu ifade ediyor. Uzmanlar, “<em>Gıdalara karışan pestisitler, ağır metaller, antibiyotikler ve hormonlar gibi zararlı maddeler halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor” </em>diyerek denetimlerin yetersizliğine dikkat çekiyor.</p>

<p>DOMUZ ETİ VE DİĞER YASAKLI MADDELER</p>

<p>Köfteci Yusuf gibi popüler markaların ifşa edilmesi, gıda güvenliği tartışmalarını derinleştirdi. Domuz eti ve sakatat gibi içeriklerin kullanımı, hem dini inançlar hem de etik açısından büyük tepki toplarken, bu tür uygulamaların tespit edilmesi yıllardır devam eden bir sorun olarak görülüyor. Uzmanlar <em>“Köfteci Yusuf örneği gibi olaylar elbette dikkat çekici, ancak mesele sadece bu tür ifşalarla sınırlı değil. Gıda güvenliğinin sağlanması adına mevzuatın güncellenmesi ve yaptırımların caydırıcı olması gerekiyor”</em> diyor.</p>

<p>HALK SAĞLIĞI RİSK ALTINDA</p>

<p>Listedeki diğer ürünler de aynı derecede kaygı uyandırıyor. Nişasta içeren peynirler, taklit bal ürünleri, tohum yağıyla karıştırılmış zeytinyağları; halk sağlığını tehdit eden bu ürünlerin piyasada serbestçe satılması, tüketicilerin güvenli gıdaya ulaşma hakkını da ihlal ediyor. Uzmanlar, bu tür ürünlerin uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtiyor. Ayrıca, özellikle balda görülen sahteciliğin, pirolizidin alkaloitleri gibi kansere neden olabilen maddelerin kontrol edilmediği bir alan olarak dikkat çektiğini ifade eden uzmanlar, <em>“Gıda güvenliği açısından taklit ve tağşişin ötesinde, toksik kimyasalların varlığı asıl tehlikedir”</em> diyor.</p>

<p>ET VE SÜT ÜRÜNLERİNDEKİ TEHLİKE</p>

<p>Gıda güvenliği konusunda daha geniş bir perspektiften bakıldığında, sadece domuz eti ya da sahtecilik değil; özellikle et ve süt ürünlerindeki antibiyotik kalıntıları, hormonlar ve pestisitler gibi maddeler büyük bir risk oluşturuyor. Ülkede et ürünlerinin denetimi konusunda ciddi eksikliklerin olduğunu belirtenler, halk sağlığı açısından en önemli konulardan birinin bu ürünlerdeki toksik kalıntıların kontrol edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. 2012 yılında yayınlanan <em>Türk Gıda Kodeksi Hayvansal Gıdalarda Bulunabilecek Farmakolojik Aktif Maddelerin Sınıflandırılması Yönetmeliği</em>'ne göre et ve süt ürünlerinde bulunan farmakolojik esaslı maddelerin kontrol edilmesi gerektiğini öne sürüyorlar, <em>“Ancak bu yönetmelikte belirtilen maddeler için herhangi bir kontrol mekanizması devreye sokulmuş değil”</em> diyorlar.</p>

<p>TÜKETİCİLER NE YAPMALI?</p>

<p>Bu tür ifşaların halk sağlığı adına yetersiz olduğuna dikkat çekenuzmanlar, gıda güvenliği konusunda kamu kurumlarının daha etkin bir denetim ve kontrol mekanizması kurması gerektiğini savunuyor. Tüketicilerin, aldıkları ürünlerin içeriği hakkında bilinçlenmesi gerektiğini ancak bunun bireysel bir çaba ile sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek <em>“Halk sağlığını koruma sorumluluğu kamusal bir görevdir, bu tür denetimlerin sadece tüketici uyarısı ile sınırlı kalması kabul edilemez”</em> diyerek ülkenin gıda güvenliği sisteminde köklü reformların gerektiğini düşünüyorlar.</p>

<p>GIDA GÜVENLİĞİNDE ASIL SORUMLULUK KİMDE?</p>

<p>Tarım Bakanlığı’nın yayımladığı taklit ve tağşiş listesi, sahtecilik ve dolandırıcılığın yanı sıra kamusal kontrol mekanizmasının eksikliklerini de gözler önüne seriyor. Gıda güvenliği, sadece tüketicilerin değil, aynı zamanda kamu kurumlarının ve siyasi iktidarın sorumluluğunda olan bir mesele. Bu konuda uzmanlar, <em>“Mevcut düzenlemeler ve denetim sistemleriyle halk sağlığını korumak mümkün değil. Yetkililerin bu ifşaların ötesine geçip gıda güvenliği alanında kapsamlı ve etkili adımlar atması gerekiyor” </em>diyorlar.&nbsp; Bu kapsamda tüketiciler, yalnızca etiket ve sertifikalarla sınırlı olmayan, güvenilir bir denetim sisteminin kurulmasını talep ediyorlar.</p>

<p><strong>TÜKETİCİLERİN BİLİNÇLENMESİ&nbsp;</strong></p>

<p>Tüketicilerin güvenli gıdaya ulaşma talepleri artarken, kamusal kurumların etkinliği de tartışma konusu. Halkın bilinçlenmesinin, gıda güvenliği konusunda etkili bir kamusal kontrol sisteminin kurulması ile desteklenmesi gerektiği ifade ediliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ifşa listesi, yalnızca bir başlangıç olarak değerlendiriliyor. Tüketiciler, uzun vadede etkili bir gıda güvenliği sistemi kurularak sağlıklı beslenme hakkının güvence altına alınmasını bekliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><strong>www.netturk.com.tr</strong></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/sahtekarlar-cebimizi-bosalttilar-soframiza-dadandilar</guid>
      <pubDate>Thu, 10 Oct 2024 20:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/10/halk-1.png" type="image/jpeg" length="80033"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Toprağın altındaki, üsttekinden daha mı değerli?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/topragin-altindakiler-ustundekilerden-daha-mi-degerli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/topragin-altindakiler-ustundekilerden-daha-mi-degerli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.netturk.com.tr"><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></a></p>

<p>Türkiye'nin Cumhuriyet dönemi mirası olan Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) özelleştirilerek adeta tarihe gömüldü. Yıllardır bu sürecin ağır bedellerini ödeyen Türkiye, şimdi de ormanlarını maden arama faaliyetleriyle kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Peki bu durumun arka planında neler var?</p>

<h3>ORMANLAR NEDEN HEDEFTE?</h3>

<p>Yangınlarla büyük zarar gören ormanların, maden arama çalışmalarıyla yok edilmesine dair endişeler artıyor. Bu durumu sorgulayan çevreler, "Cumhuriyet'in emaneti olan KİT'leri özelleştiren uygulamalar, şimdi de tarım toprakları ve ormanlarımızı mı gözden çıkarıyor?" diye soruyor.</p>

<h3>BÖLGELER TEHLİKE ALTINDA MI?</h3>

<p>Zonguldak, Bartın ve Kastamonu sınırlarında bulunan, dünyaca ünlü Valla Kanyonu’nun yer aldığı 3 bin 500 hektarlık orman alanında maden arama izni verilmesi bu soruları daha da derinleştiriyor. Üstelik bu bölge, nadir endemik bitkileri barındırıyor ve Küre Dağları'nın bir uzantısı. Doğal zenginlikleriyle tanınan bu bölgenin madencilik faaliyetleriyle zarar görme riski ne kadar büyük?</p>

<h3>YETKİLİLERİN TEPKİ ÇEKEN AÇIKLAMALARI</h3>

<p>Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu'nun maden arama faaliyetleriyle ilgili "Tabii ki maden aramamız gerekiyor. Bu konuda kimseden izin almamız söz konusu olamaz" açıklaması halkın tepkisini çekti. Maden faaliyetlerinin tarım arazilerine ve ormanlara vereceği zarar göz ardı mı ediliyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>UZMANLAR NE DİYOR?</h3>

<p>Uzmanlar, madenlerin çevresindeki tarım arazilerinin binlerce yılda oluşmuş yapısını kaybettiğine dikkat çekiyor, "Cerattepe'ye, İkizköy'e bakın" diyor, madenlerin tarım alanlarına verdiği zararları hatırlatıyorlar. Uzmanlar, ekosistemin büyük bir tehdit altında olduğunu belirtiyor. Gerçekten de zengin bir ekolojiyi kaybetmenin bedeli ne olabilir?</p>

<h3>HALKIN TEPKİSİ BÜYÜYOR</h3>

<p>Bölge halkı, maden arama faaliyetlerine karşı durmak için harekete geçti ve 21 Eylül’de bir eylem planlıyor. Ormanlarımızın madenler uğruna gözden çıkarılmasına karşı halkın direnişi ne kadar etkili olabilir?</p>

<h3>TARIM VE MADEN ÇELİŞKİSİ</h3>

<p>Tarım yazarı Gazi Kutlu'nun işaret ettiği bir başka nokta ise, tarım arazilerinin kiraya verilmesi ile maden sahalarına ruhsat verilmesi arasındaki çelişki. Bu durum, gerçekten de toprağın altında bulunan kaynakların, fındık, zeytin ya da pamuktan daha mı değerli olduğu sorusunu akla getiriyor.</p>

<p>Türkiye'nin doğal ve tarımsal zenginlikleri, madencilik uğruna yok mu ediliyor? Ve bu süreçte en büyük bedeli kim ödeyecek?</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/topragin-altindakiler-ustundekilerden-daha-mi-degerli</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Sep 2024 11:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/09/o-r-m-a-n.png" type="image/jpeg" length="72178"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[# Kuşadası'nda ölü bulundu]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/kusadasinda-olu-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/kusadasinda-olu-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in eski yakın koruması Mahir Mammadov (50), Türkiye'nin Aydın iline bağlı Kuşadası ilçesindeki bir otelde ölü olarak bulundu.</p>

<p>OLAY NASIL OLDU?</p>

<p>Mammadov, eşi Kemale Mammadov ve oğlu ile birlikte 24 Ağustos 2024 tarihinde Kuşadası'na tatil için geldi. Kadınlar Denizi Mahallesi'nde bulunan beş yıldızlı bir otelde konaklayan aile, tatilin üçüncü gününde sabah kahvaltısının ardından odalarına çekildi. Eşi ve oğlu, odadan ayrıldıktan sonra döndüklerinde Mammadov'u hareketsiz halde buldular ve durumu otel yetkililerine bildirdiler.</p>

<p>İNCELENİYOR!</p>

<p>Otele gelen 112 Acil Sağlık ve polis ekipleri, Mammadov'un yaşamını yitirdiğini tespit etti. Olay yeri inceleme ekipleri, odada herhangi bir dış müdahale izine rastlamadı. Ancak, ölüm nedenine dair kesin bilgi edinilemedi.</p>

<p>CİNAYET İHTİMALİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mammadov'un ölümüyle ilgili cinayet ihtimali değerlendiriliyor. Polis, olayın arka planını, otel güvenlik kameralarını ve tanık ifadelerini inceleyerek dış müdahale olup olmadığını araştırıyor. Oda içindeki izler ve diğer detaylar, cinayet ihtimalini belirlemek için değerlendiriliyor.</p>

<p>OTOPSİ VE OLASI NEDENLER</p>

<p>Mammadov'un kesin ölüm nedeni, İzmir Adli Tıp Morgu'nda yapılacak otopsi ile belirlenecek. Otopside, kalp krizi, ani hastalıklar veya diğer sağlık sorunları gibi olası nedenler değerlendirilecek. Otopsi ve soruşturma sonuçları, ölüm nedenini netleştirecek.</p>

<p>Mahir Mammadov, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in yakın korumalığını yapmış ve son yıllarda görevinden ayrılmıştı. Tatil amacıyla Kuşadası'na gelen Mammadov'un ölümü, yetkililer tarafından kapsamlı bir şekilde araştırılmakta. Olayın ardından otelin diğer konukları ve personeliyle de görüşmeler yapılmaktadır.</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">WWW.NETTURK.COM.TR</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>OLAY'YERİ, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/kusadasinda-olu-bulundu</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Aug 2024 23:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/08/aliyev.png" type="image/jpeg" length="53853"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[# Gizemli Bağlantılar]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/gizemli-baglantilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/gizemli-baglantilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Son yıllarda Türkoloji bilimindeki araştırmalar, sadece Türkler ve komşu coğrafyalarla sınırlı kalmıyor; çalışmalar, Kuzey Amerika'nın Kızılderili halklarına kadar uzanıyor. Ada Can Demirer'in gerçekleştirdiği kapsamlı bir araştırma, Kızılderili halklarının Türk halklarıyla olası genetik, kültürel ve dilsel benzerliklerini ele alıyor.</p>

<p>KIZILDERİLİLER'İN KÖKENİ</p>

<p>Demirer’in çalışmasına göre, Kuzey Amerika’da yaygın olarak bilinen en kalabalık Kızılderili grubu Algonkin halklarıdır. Algonkin halkları, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da yayılmış ve Algonkin dil ailesine ait dilleri konuşan bir topluluktur. Bu dillerin konuşulma oranları ve dağılımı, halkın coğrafi ve demografik yapısı hakkında bilgi vermektedir.</p>

<p>DİL VE KÜLTÜREL BAĞLANTILAR&nbsp;</p>

<p>Araştırmada, Algonkin dillerinin yanı sıra, Kuzey Amerika'daki diğer Kızılderili halklarının dilleri de ele alınmış ve Türk dilleriyle olan olası bağlantıları incelenmiştir. Örneğin, Aleut halkının konuştuğu dilin bazı Türk dillerine benzerliği ve bu halkın kültürel yapısının Saha Türkleriyle olan benzerlikleri dikkat çekici bulunmuştur. Ayrıca, Menomince dilinde kurt motifinin önemli bir yere sahip olması, Türk mitolojisindeki kurt figürüyle olan paralellikleri gözler önüne sermektedir.</p>

<p>GENETİK BULGULAR VE TEORİLER</p>

<p>Demirer'in araştırmasında yer alan önemli bir nokta da genetik bulgulardır. Yapılan DNA analizleri, Amerika ve Sibirya'daki halkların genetik yapıları arasında benzerlikler olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle, Sibirya'daki Ket halkı ile Kuzey Amerika'daki Dene halkı arasındaki bağlantılar, bu teoriyi güçlendirmektedir.</p>

<p>GELECEKTEKİ ARAŞTIRMALAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Demirer, araştırmasının sonuç kısmında, Kızılderili halklarının Türk halklarıyla olası bağlantılarını daha derinlemesine anlamak için daha fazla antropolojik ve genetik çalışmanın gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmalar, sadece iki halk arasındaki olası tarihi bağları ortaya çıkarmakla kalmayacak, aynı zamanda Türkoloji ve Amerikan yerli halklarının tarihine de yeni bir bakış açısı kazandıracaktır.</p>

<p>Türkoloji çalışmaları, yeni coğrafyalara ve halklara ulaşarak genişlemeye devam ediyor. Ada Can Demirer'in bu çalışması, Kızılderili halklarının kökenlerine ve dünya üzerindeki diğer halklarla olan bağlantılarına ışık tutma potansiyeli taşıyor. Bu tür araştırmaların devam etmesi, insanlık tarihi hakkında daha kapsamlı bir anlayış geliştirmemize olanak sağlayacaktır.</p>

<h3><strong>www.netturk.com.tr</strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/gizemli-baglantilar</guid>
      <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 22:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/08/kizil-1.png" type="image/jpeg" length="27788"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#Nobel ödüllü bir bilim insanı soruyor!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/nobel-odullu-bir-bilim-insani-soruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/nobel-odullu-bir-bilim-insani-soruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Nobel ödüllü moleküler biyolog Venki Ramakrishnan ölümsüzlük hayaline yönelik çabaları ve şimdiye dek yapılan önemli uzun yaşam araştırmalarını ‘Neden ölüyoruz?’ kitabında bir araya getirdi.</p>

<p>Daha uzun ve sağlıklı yaşamak insanoğlunun en büyük hayallerinden biri. Sadece son on yılda, yaşlanmayla ilgili 300 binden fazla bilimsel makale yayınlandı. Milyarlarca dolar yatırım yapılan 700’den fazla startup şirketi yaşlanmanın nedenleriyle mücadele etmek için ortaya çıktı. Umut vaat eden girişimlerden bazıları düşük kalorili bir diyetin etkisini taklit eden bileşikler arıyor; diğerleri iltihaplanmaya neden olan ve yaşlanmış hücreler olarak adlandırılan hücreleri yok etmek için çalışıyor, başkaları ise hücreleri önceki sağlıklı durumlarına geri götürmek için yeniden programlamaya çalışıyor.</p>

<p>Nobel ödüllü bilim insanı Venki Ramakrishnan yeni kitabı “Neden Ölüyoruz: Yaşlanmanın Yeni Bilimi ve Ölümsüzlük Arayışı”nda yaşlanmayla ilgili son bilimsel verileri araştırıyor ve modern ölümsüzlük arayışımızda gerçeği kurgudan ayırmak için yaklaşık 30 milyar dolarlık uzun yaşam endüstrisini inceliyor.</p>

<p>Ramakrishnan’a göre halk sağlığı ve tıp alanındaki gelişmeler sayesinde son yüz yılda ortalama yaşam süremiz iki katına çıktı. Yüz elli yıl önce, yaklaşık 40 yaşına kadar yaşamayı bekleyebilirdiniz. Bugün ise ortalama yaşam süresi yaklaşık 80. Ama hala ölmek konusunda takıntılıyız. 150 yaşına kadar yaşasaydık, neden 200 ya da 300 yaşına kadar yaşamadığımız konusunda endişeleniyor olurduk. Bu heves hiç bitecek gibi görünmüyor.</p>

<p><strong>Kaplumbağa neden 170 yıl yaşıyor?</strong></p>

<p>Yaşam süremizin doğal bir sınırı var, ancak bir gün bunu aşmamız mümkün olabilir. Şimdiye dek tarihte en uzun yaşayan insan olan Jeanne Calment 122 yaşına kadar yaşadı, ancak ölümünden bu yana geçen 25 yıl içinde 120 yaşını geçen başka kimse olmadı. Tıptaki ilerlemeler nedeniyle asırlık insanların sayısı her geçen yıl artıyor olsa da, 110 yaşını geçenlerin sayısı artmıyor. Yaklaşık 120 yıl doğal ömrümüzün sınırı gibi görünüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Köpekbalıkları ve balinalar, bazıları birkaç yüz yıl yaşayabilir. Dev bir kaplumbağa 170 küsur yıl yaşarken, diğer uçta bir gün yaşayan bir mayıs sineği ve iki yıl yaşayan bir fare var ama aynı büyüklükteki bir yarasa 40 yıl yaşayabiliyor. Hepimizin aynı malzemeden yapıldığı ama farklı şekilde yaşlandığımız fikri, bu konuda bir şeyler yapabileceğimizi gösteriyor ve bu da yaşlanmanın temelini anlamayı gerektiriyor. Hidra veya bir denizanası türü gibi bazı hayvanlar yaşlanmayı yavaşlatmanın ve hatta tersine çevirmenin yollarını bulmuş gibi görünüyor.</p>

<p><strong>Uzun yaşamın etik sorunları</strong></p>

<p>Yaşlanmayı önleme alanındaki gelişmeler henüz erken aşamalarında olsa da büyük umut vaat ediyor ve insanların çok daha uzun yaşayabileceği bir geleceğe doğru daha fazla adım atmaya devam edeceğiz. Ramakrishnan bunun, o gün gelmeden önce çözmemiz gereken bir dizi etik soruyu gündeme getirdiğini anlatıyor:</p>

<p>Tıpkı yapay zekada olduğu gibi, bunun da öngörülemeyen sosyal sonuçları olacak, yani herkes 100 yaşına kadar yaşasaydı ya da herkes 120’den fazla yaşasaydı, bir şekilde bu engeli aşarlarsa ne olurdu? Bu da çok farklı bir topluma yol açacaktır. Ne tür bir toplum istediğimizi ve bunun nasıl sonuçlanacağını düşünmemiz gerekiyor. Diğeri ise halihazırda büyük bir sosyal eşitsizliğe sahip olmamız. En zengin %10’luk kesim en yoksul %10’luk kesimden on yıl, bazen yirmi yıl daha fazla yaşıyor.</p>

<p>Çok sofistike yaşam uzatma önlemlerimiz ya da yaşlanmayı geciktirici önlemlerimiz olduğunda, bunlardan kim faydalanacak? Eğer bunları sadece zengin insanlar alırsa, eşitsizliği daha da arttırırsınız. Bu yüzden sosyal olarak bu gelişmeleri herkese nasıl ulaştırabileceğimizi düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p><strong>Sadece duş almak bile 10 bin DNA değişikliğine sebep oluyor</strong></p>

<p>Tek bir gün boyunca, her bir hücremizdeki DNA’da 100 bin değişiklik meydana gelir. Aslında sadece suya maruz kalmak bile 10 bin&nbsp; değişikliğe neden olabilir. Ramakrishnan bu durumu şu benzetmeyle anlatıyor: DNA’nın unsurlarından bazıları değişecek, diğerleri çıkarılacak ve bazen DNA bozulacak, böylece uzun bir cümleniz varmış gibi olacak ve sonra cümle aniden bozulacak ve nasıl bittiğini bilemeyeceksiniz ve cümlenin geri kalanının nerede olduğunu bulamayacaksınız. Yaşlandıkça, bu hatalar birikir ve bu da yanlış protein üretimine sebep olur. Bu proteinlerde hatalar vardır ya yanlış zamanda üretilmişlerdir ya yanlış miktarlarda üretilmişlerdir ya da olması gereken zamanda parçalanmamışlardır. Böylece hepsi birlikte çalışmak zorunda olan bu proteinler orkestrası yavaş yavaş bozulur. Böylece uyumsuz ve işlevsiz bir orkestra ortaya çıkar. Eğer DNA hasarınız varsa en büyük risklerden biri kanserdir. Vücudunuzda bir trilyondan fazla hücre var. Bunlardan birkaç milyonu ölürse, bunu fark etmezsiniz bile. Aslında her zaman ölürler. Ama bu hücrelerden biri kansere dönüşürse, bu sizi öldürebilir.</p>

<p><strong>Ailesi uzun yaşayan şanslı mı?</strong></p>

<p>Ebeveynlerin ve çocuklarının yaşları arasında bir korelasyon var, ancak bu mükemmel değil. Danimarkalı 2 bin 700 ikiz üzerinde yapılan bir çalışma, kalıtsallığın - uzun ömürlülüğümüzün ne kadarının genlerimize bağlı olduğu - yaşam süresinin yalnızca yaklaşık yüzde 25’ini oluşturduğunu gösterdi. Yine de araştırmacılar, tek bir gendeki mutasyonun belirli bir solucan türünün ömrünü iki katına çıkarabildiğini buldu. Açıkça görülüyor ki genetik bir bileşen var, ancak etkileri ve sonuçları karmaşık.</p>

<p><strong>Kanserle mücadele eden bağışıklık bizi yaşlandırıyor</strong></p>

<p>Nobelli bilim insanı yaşlanma-kanser arasındaki ‘karmaşık’ olarak tanımladığı ilişkiyi şöyle anlatıyor: Aynı genler zaman içinde farklı etkilere sahip olabilir, gençken büyümemize yardımcı olurken yaşlandığımızda bunama ve kanser riskini artırabilir. Kanser riskimiz yaşla birlikte artar çünkü DNA’mızda ve genomumuzda bazen kansere yol açan gen arızalarına neden olan kusurlar biriktiririz. Ancak yaşamın erken dönemlerinde kanserden kaçınmak için tasarlanmış gibi görünen hücresel onarım sistemlerimizin çoğu daha sonra yaşlanmaya da neden olur. Örneğin, hücreler DNA’mızda kromozomların kansere yol açabilecek anormal şekilde birleşmesine izin verebilecek kırılmaları algılayabilir. Bunu önlemek için bir hücre ya kendini öldürür ya da artık bölünemeyeceği bir duruma girer. Yaşlanan hücrelerin birikmesi yaşlanma nedenlerinden biri.<em> (GazeteOksijen)</em></p>

<p>www.netturk.com.tr</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/nobel-odullu-bir-bilim-insani-soruyor</guid>
      <pubDate>Tue, 13 Aug 2024 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/06/olmek-mi.png" type="image/jpeg" length="48595"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yerken aklınızda bulunsun!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/en-fazla-fiyat-artisi-havucta</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/en-fazla-fiyat-artisi-havucta" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haziran ayında marketlerde fiyatı en çok artan ürünler açıklandı. Marketlerde 35 ürünün 22'sinde fiyat artışı meydana geldi. Fiyatı en fazla artan havuç olurken en büyük düşüş ise kuru soğanda oldu.</p>

<p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, market raflarının mayıs karnesini açıkladı.</p>

<p>Bayraktar, Haziran ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 293,9 ile kuru incirde görüldüğünü belirtti. Kuru incirdeki fiyat farkını yüzde 284,6 ile limon, yüzde 247,3 ile salatalık, yüzde 233 buçuk ile elma, yüzde 213,2 ile kuru soğan takip etti.</p>

<p>Kuru incir 3,9 kat, limon 3,8 kat, salatalık 3,5 kat, elma 3,3 kat, kuru soğan 3,1 kat fazlaya satıldı. Üreticide 115 lira olan kuru incir markette 452 lira 99 kuruşa, 7 buçuk lira olan limon markette 28 lira 84 kuruşa, 7 buçuk lira olan salatalık 26 lira 5 kuruşa, 10 lira 70 kuruş olan elma 35 lira 69 kuruşa ve 6 lira 25 kuruş olan kuru soğan 19 lira 58 kuruşa satıldı.</p>

<p>Bayraktar, Haziran ayında fiyatı en fazla artan ürünün markette havuç, üreticide patlıcan olduğunu belirtirken fiyatı en fazla düşen ürünün hem markette hem de üreticide kuru soğan olduğunu söyledi.</p>

<p>Market fiyatlarını değerlendiren Bayraktar, 35 ürünün 22’sinde fiyat artışı, 12’sinde fiyat azalışı ve 1 üründe ise fiyat değişiminin olmadığını açıkladı.</p>

<p><img alt="shutterstock-101720998.jpg" height="384" src="https://cdn.gazetepencere.com/other/2024/06/01/shutterstock-101720998.jpg" width="591" /></p>

<h3><strong>En fazla fiyat artışı havuçta</strong></h3>

<p>Bayraktar devamında şunları kaydetti: “Haziran ayında markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 34,7 ile havuç oldu. Havuçtaki fiyat artışını yüzde 16,6 ile limon, yüzde 16,3 ile patlıcan, yüzde 15 ile yumurta ve yüzde 13 ile Antep fıstığı takip etti.</p>

<p>Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 21,6 ile kuru soğan oldu. Kuru soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 15,5 ile tavuk eti, yüzde 12,7 ile sivri biber, yüzde 9,7 ile domates ve yüzde 9,2 ile yeşil soğan izledi.”</p>

<h3><strong>En çok fiyat düşüşü kuru soğanda</strong></h3>

<p>Üreticideki fiyatları da değerlendiren Bayraktar, Haziran ayında 27 ürünün 3’ünde fiyat artışı olduğunu, 13 ürünün fiyatında düşüş görüldüğünü ve 11 üründe ise fiyat değişiminin olmadığını dile getirerek, “Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 34,2 ile kuru soğanda görüldü.</p>

<p>Kuru soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 31 ile salatalık, yüzde 23 ile elma, yüzde 22,2 ile kuru kayısı, yüzde 21 ile kabak ve yüzde 19,9 ile domates izledi. Üreticide en çok fiyat artışı yüzde 41 buçuk ile patlıcanda görüldü. Patlıcandaki fiyat artışını yüzde 25 ile patates ve yüzde 19,1 ile yumurta izledi” ifadelerini kullandı.Üreticideki fiyat değişimlerini de değerlendiren Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:</p>

<blockquote>
<h3><strong>Fiyat düşüşü arzdaki artıştan kaynaklandı</strong></h3>

<p>Kuru soğanda erkenci çeşidin hasadı Nisan ayı itibarıyla başladı. Mevsim normalleri üzerinde gerçekleşen hava sıcaklıkları ile normal çeşitlerde de olgunlaşma erken oldu.</p>

<p>Erkenci çeşidin depolanamaması ile arzda yaşanan artışla kuru soğan fiyatı geçen yılın altına düşerek 6 lira 25 kuruşa geriledi. Salatalık, kabak, domates ve yeşil soğandaki fiyat düşüşü tarla üretimine geçilmesinden dolayı arzda yaşanan artıştan kaynaklandı. Talepte yaşanan azalmadan dolayı elma ve kuru kayısı fiyatlarında düşüş yaşandı.</p>

<p>Patlıcandaki fiyat artışı seradan tarlaya geçiş dönemi olması sebebiyle yaşanan arz düşüklüğünden kaynaklandı. Patates fiyatlarındaki artış, aşırı yağışlardan dolayı hasadın yoğun yapılamaması nedeniyle düşen arzdan kaynaklandı. Yumurtada yaşanan fiyat artışı arz ve talepteki değişimden kaynaklandı.</p>
</blockquote>

<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>PARA'POLİTİKA, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/en-fazla-fiyat-artisi-havucta</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jul 2024 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/07/04-4.png" type="image/jpeg" length="10782"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Para mutlu eder mi?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/terapistlere-gore-zengin-insanlarin-karsilastigi-3-sorun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/terapistlere-gore-zengin-insanlarin-karsilastigi-3-sorun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Zenginlik, sadece davetlilerin binebildiği bir Ferrari'ye alınmamak ve 300 metrelik bir yatla yanlışlıkla mercan kayalıklarını yok etmek gibi alışılmadık sorunları beraberinde getirebilirken, zenginlerin karşılaştığı diğer sorunların çoğu sandığımız kadar ezoterik olmayabilir.</p>

<p>CNBC'nin konuştuğu terapistlere göre, süper zenginler çoğu zaman diğerlerinin yanı sıra izolasyon, depresyon ve paranoya gibi duygularla da mücadele ediyor.</p>

<p>Ultra zenginleri tedavi eden klinik psikoterapist Paul Hokemeyer CNBC'ye verdiği demeçte, "Çoğu insan zengin insanların nasıl sorun yaşayabildiğini anlayamıyor. Zenginlerin ruh sağlığı ile ilgili endişelerini önemsiz ve önemsizmiş gibi görüyorlar" diyor.&nbsp;</p>

<p><img height="524" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/05/fot1.png" width="1060" /></p>

<p><strong>1. Yalıtılmışlık hissi</strong></p>

<p><a href="https://cdn.ekonomist.com.tr/ekonomist/ekonomist-image-83--6cff261d983f4d.jpg" rel="nofollow" target="_blank">&nbsp;</a>Hokemeyer'in müşterilerinin muzdarip olduğu en önemli sorunlardan biri kronik izolasyon. Drayson Mews kliniğinin kurucu müdürü, süper zenginlerin genellikle insanların onları oldukları gibi mi yoksa sahip oldukları gibi mi sevdiklerinden tam olarak emin olamadıklarını paylaşarak, "En üstteki %1'lik kesimin dünyasının gerçeklerini paylaşan çok az insanın bulunduğu çok nadir bir yerde yaşıyorlar" dedi. İlişkileri, kendilerinden ziyade başkalarına sağlayabilecekleri şeylerle tanımlanır hale geliyor. Psychotherapy City'de varlık danışmanlığı konusunda uzman bir psikoterapist olan Amanda Falkson, "İnsanlar sizi şanslı ve mutlu olarak görme eğilimindedir - ikisi de doğru olmayabilir" dedi. Onların da keder, travma, kayıplar ve zorlu ilişkiler gibi duygularla yüzleştiklerini belirtti. Ancak buna ek olarak, paranın nasıl harcanacağı ve kime güvenileceği konusunda da baskı var. "Servet oldukça izole edici olabilir... bazen tüm gözler paranızla ne yaptığınızı görmek için üzerinizde olur," diyerek bazı danışanların nasıl hatırlanmayı umdukları ve paranın nereye gitmesi gerektiği - yatırımlar, hayırseverlik veya miras oluşturma - baskısıyla karşı karşıya olduklarını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="606" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/05/fot02.png" width="1060" /></p>

<p><strong>2. Paranoya ve güvensizlik</strong></p>

<p>Hokemeyer'e göre zenginlik, süper zenginlerin çevresindeki insanların onları nesne olarak görmesine neden olabilir. Zengin insanlar daha yüksek sosyal statüye sahip olma eğilimindedir ve güçleri azalmış durumda yaşayanlar genellikle onlara doğru çekilirler. İkincisi, zenginleri kendilerini daha güçlü pozisyonlara yükseltecek merdivenler olarak görebiliyorlar, dedi. Psikoterapist, danışanlarının genellikle hiç bitmeyen bir istek bombardımanına tutulduğunu paylaştı. "İlişkileri, kendilerinden ziyade başkalarına ne sağlayabileceklerine göre tanımlanır hale geliyor" diye ekledi. Bu çerçevede, süper zenginler insanların kendileriyle ilişki kurma güdülerinden daha fazla şüphelenme eğiliminde oluyorlar.</p>

<p><img height="604" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/05/fot3.png" width="1000" /></p>

<p><strong>3. Çarpıtılmış amaç duygusu</strong></p>

<p>Ayrıca, servetlerini miras olarak alan ya da aniden büyük miktarda paraya sahip olanlara kıyasla, servetlerini kazananlar arasında da bir fark vardır. Hokemeyer, kendi başarılarının bir sonucu olarak zengin olan kişilerin güçlü bir iç kontrol odağına sahip olduklarını söylüyor. Hayatlarının gidişatından kendilerini sorumlu ve yetkili hissederler ve kaybetmeleri halinde yeniden para kazanma becerilerine güvenirler. Psikoterapistler, bunun tersine, aniden servet edinenlerin - miras yoluyla ya da bir iş satışıyla - yeni harcama güçlerine, statülerine ve koşullarına uyum sağlamakta zorlanabileceklerini söyledi. Ayrıca servetlerini idare etme ve koruma konusunda da kendilerine daha az güvenirler. Falkson, ani servet akışının genellikle varoluşsal kimlik sorunlarına ve ilişkilerde gerginliklere yol açabileceğini söyledi. "Çalışmaya gerek kalmadığında, anlam, amaç ve yapı hissinizi nereden alıyorsunuz? Yürüyen bir dolar işareti haline mi gelirsiniz? Artık eski dünyamın bir parçası olmadığıma göre sosyal olarak nereye uyum sağlayabilirim?" diyerek müşterilerinin bazı endişelerini dile getirdi. <em>(Kaynak: Ekonomist)</em></p>

<p>www.netturk.com.tr</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, OLAY'YERİ, DAVA, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/terapistlere-gore-zengin-insanlarin-karsilastigi-3-sorun</guid>
      <pubDate>Wed, 15 May 2024 11:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/3-17.png" type="image/jpeg" length="31253"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#Ya da alabilecekler mi?]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/duydunuz-mu-emekliler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/duydunuz-mu-emekliler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<header>
<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Emekli maaşı Temmuz ayı itibariyle zamlı olarak yatırılmaya başlayacak. Zam oranı enflasyona göre belirleniyor, dört aylık enflasyon oranına göre SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin maaşında en az yüzde 18.21 artış olacak. Emekli maaş zam oranı Mayıs ve Haziran ayı enflasyon oranlarının açıklanmasının ardından belli olacak. Tahmini zam oranı ise yüzde 25'i bulacak. Hükümetin ekstra bir zam daha yapması beklenbmiyor.</p>
</header>

<p>Emekli maaşı yıl boyunca arka arkaya gelen zamlar ile adeta buhar olurken, umutlar Temmuz ayı zammına kaldı. Geçim derdini bir nebze azaltma imkanı bulunursa, bir nebze olsun yüzler gülecek.</p>

<p>EMEKLİ MAAŞI ZAMMI NE KADAR OLACAK?</p>

<p>Haziran enflasyonun açıklanmasıyla son altı aylık enflasyon ortaya çıkacak. SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin maaşında en az yüzde 18.21 artış oluşacak. Geriye kalan 2 ayın enflasyon oranlarının açıklanmasının ardından zam olarak verilecek oran belli olacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MEMUR MAAŞ ZAMMI NE KADAR OLACAK?</p>

<p>Memur ve emekli maaşlarına yapılacak zam oranı, toplu sözleşme zammı ve enflasyon farkının toplamı olacak. Memur ve memur emeklilerin 2024 yılının ilk 6 ayı için yüzde 15, ikinci 6 ayı için 10 zam yapılacak. 2025'in ilk 6 ayında yüzde 6, ikinci 6 ayında yüzde 5 zam yapılacak.&nbsp;</p>

<p>Enflasyon rakamları bu zam oranlarının üstünde çıkarsa memur ve memur emeklileri enflasyon farkını zam olarak alacak. Yüzde 15'lik toplu sözleşme zammı geçildi. Yüzde 3,2 enflasyon farkı oluşmaya başladı. SSK ve Bağ-Kur emeklileri için dört aylık zam oranı kesinleşti. SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin maaşında en az yüzde 18,21 artış oluşacak.</p>

<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, DAVA, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/duydunuz-mu-emekliler</guid>
      <pubDate>Fri, 10 May 2024 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/2-kopyasi-14.png" type="image/jpeg" length="10959"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[# Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/su-turkiye-yuzyili-maarif-modeli-neyin-nesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/su-turkiye-yuzyili-maarif-modeli-neyin-nesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Bu memleketin çocuklarıyla eğleniyorlar;&nbsp; Yeni ortaya konan <strong>"Orta Oyunu"</strong>nun adı sanı ise&nbsp;<strong>"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"&nbsp;</strong>için <strong>"Yeni müfredatta, dünyada değişen durum ve ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenebilecek şekilde esnek bir yapı benimsendik."</strong> diyorlar.</p>

<p>Yeni müfredat, gelecek eğitim öğretim yılından itibaren okul öncesi, ilkokul birinci sınıf, ortaokul beşinci sınıf ve lise dokuzuncu sınıflarda kademeli şekilde uygulanmaya başlanacak.</p>

<p>"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli", hazırlanan yeni öğretim programlarına da temel oluşturmuş. Bu bağlamda, yeni öğretim programlarının mevcut programlardan farklılaşan pek çok yönü bulunuyormuş..</p>

<p>Diyor ki MEB'ciler "Yeni müfredat, özgün bir eğitim felsefesi içeriyor. Yeni modeliyle millî bilince sahip, ahlaklı, erdemli, milleti ve insanlık için faydalı ve güzel olanı yapmayı ideal edinmiş; beden, zihin, kalp ve ruh bütünlüğüne sahip bilge nesiller hedefleniyor."</p>

<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin, bakın bu&nbsp;<strong>"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"&nbsp;</strong>için ne diyor:</p>

<blockquote>
<h3><strong>Yeni müfredat 100 yıl geride</strong></h3>

<p>Mili Eğitim Bakanlığı geçen hafta anaokulundan lise son sınıfa kadar tüm müfredatı baştan sona değiştiren yeni bir taslak açıkladı. Amacını net olarak milli ve yerli değerler üzerine kurgulayan ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı verilen yeni müfredata dair ilk yazımı geçen ay yazmıştım. Eğer okumadıysanız önce lütfen o yazıyı şuradan okuyun. https://gazeteoksijen.com/yazarlar/selcuk-sirin/mufredatla-yerli-ve-milli-bir-kimlik-insa-edilebilir-mi-204280</p>

<h3><strong>İhtiyaç analizi nerede?</strong></h3>

<p>Reform ihtiyaçtan doğar. Yeni müfredatı değerlendirebilmek için önce reform ihtiyacını ortaya koyan bir veriye ihtiyacımız var. Eski müfredat hangi ihtiyaçlarımızı karşılamıyordu ki yeni bir müfredata ihtiyaç duyuldu? Çocuklarımız dünyadaki akranlarından hangi alanlarda geriye düştü ki o makası kapatmak için yeni bir müfredata ihtiyaç duyuldu? Veriye dayalı bir ihtiyaç analizi olmadan yapılan her reform başarısız olmaya, israfa ve zaman kaybına yol açar. Maalesef benim incelemelerime göre yeni müfredat belgesinde bir ihtiyaç analizi yok. Yeni müfredatla bir önceki müfredat arasında karşılaştırmalı bir içerik analizi yok. Örneğin 4’üncü sınıf matematik dersinde eski ile yeni müfredat arasında hangi alanlarda benzerlikler var hangi alanda yenilikler var, bunu gösteren bir tablo yok. Bunu bizim bir haftada yapmamız imkansız olduğuna göre bakanlığın ihtiyaç analiziyle birlikte bu karşılaştırmalı analizi de kamuoyuna sunması gerekiyor.</p>

<h3><strong>10 yıllık çalışma bir haftada değerlendirilmez</strong></h3>

<p>Geçen hafta ilk defa kamuoyuna açıklanan yeni müfredatın değerlendirilmesi için bize yalnızca bir hafta süre verildi. Siz bu satırları okuduğunuzda o süre çoktan dolmuş olacak. Ülkemizde eğitimi dert eden herkes gibi ben de bakanlığın yayınladığı müfredat taslağını incelemek için bir günümü ayırdım. Kafkaesk maceram da o zaman başladı. Öncelikle müfredat dediğimiz belgeler toplamda 26 farklı dosyadan oluşuyor ve bu belgeleri tek tek bilgisayarınıza indirmeniz bile evdeki internet hızına göre bir saati buluyor! Ben ilk olarak 110 sayfalık Ortaöğretim Programları Ortak Metni’ni indirdim. Ardından da okul öncesi döneme baktım. Sonra tek tek her dosyaya göz attığımda, toplam 3 bin sayfayı aşan yeni müfredatı tek başıma bir gün içinde, hatta bir haftada bile okumanın mümkün olmadığını şaşkınlıkla fark ettim.&nbsp;</p>

<h3><strong>3 bin sayfayı aralıksız okumak için 75 saat gerekli</strong></h3>

<p>Aklımdan geçen hesabı Türkiye’deki en başarılı düşünce kuruluşlarından biri olan ERG hesaplamış. Taslakta toplam 1 milyon 82 bin kelime varmış. Eğer ara vermeden metnin tamamını baştan sona okursanız tam 75 saat, 47 dakika harcarsınız. Yani her gün sabahtan akşama mola vermeden sürekli okusanız bile bu metni bir haftada bitirmek olası değil. Bu hesabı biz biliyorsak bakanlık da biliyordur diye umuyorum zira şundan emin olabilirsiniz: Bu metnin farklı bölümlerini yazanlar dahil kimse tamamını baştan sona okumadı! 10 yılda hazırlandığı söylenen bu metnin en az 10 ay askıda kalması lazım. Metin üzerine kapsamlı değerlendirmelerin yapılabilmesi için her bir taslak bölümle ilgili o alanın uzmanlarının bir araya gelip derli toplu bir değerlendirme yapması gerekiyor. Madem 10 yıl beklenmiş, o zaman bir yıl daha bekleyelim de bu müfredatı baştan sona revize edip tüm toplumun destek ve katılımıyla uygulamaya koyalım.</p>

<h3><strong>Değerler mi beceriler mi?</strong></h3>

<p>Okulların temel işlevi çocuklarımızı geleceğe hazırlamak olarak özetlenebilir. Her ne kadar pek çok farklı müfredat kuramları olsa da Türkiye’deki müfredat değişikliğini incelediğimizde ortada kabaca iki farklı yaklaşımdan söz edebiliriz: Beceri odaklı</p>

<p>Ulus devletler başlangıçta değerler odaklı bir müfredat kurguladı ve okullarda kimlik inşa faaliyetine girişti. Bu deneyimler geçen ay bu köşede detaylıca anlattığım gibi büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Bugün başta OECD ülkeleri olmak üzere tüm modern devletler hummalı bir şekilde müfredatlarını 21’inci yüzyıl becerilerine göre yeniliyor. OECD’nin geliştirdiği PISA testi işte bu becerileri ölçmek için kullanılıyor. Bu müfredatın temelini; okuduğunu anlama, fen ve matematikte problem çözme, iletişim, takım içinde işbirliği yaparak problem çözme, duygusal zeka ve farklı gruplarla uyum içinde yaşama becerileri oluşturmaktadır.</p>

<h3><strong>100 yıl geriden gelen müfredat</strong></h3>

<p>Yeni müfredat da yukarıda anlattığım tarihi süreç sanki hiç yaşanmamış gibi 100 yıl geriye değer odaklı bir müfredata gidiyor. Proje özetini anlatan ağaç görselinde becerilere ait bir dal bulunuyor; ancak ağacın ana gövdesi ve diğer dallarının neyi temsil ettiği ve nasıl ölçüleceği belirsiz bir şekilde, muğlak değerlerden oluşuyor. Bu yazdığım bir metafor değil bu arada, gerçekten de taslak metinin açılış sayfasında yer alan Eğitim Felsefemiz görseli bir ağaç şeklinde çizilmiş. Ben ağacın dallarını anlamayı size bırakıyorum (Ben anlamadım!) ve metinde yer alan en kritik cümleyi buraya alıyorum:</p>

<p>‘Yalnızca medeniyete uyum sağlayan bir nesil değil, etkin olarak medeniyet kurucusu ve geliştiricisi bilge nesiller yetiştirmeyi hedefleyen eğitim felsefemiz doğrultusunda ahlaklı, erdemli, milleti ve insanlık için iyi, doğru, faydalı ve güzel olanı yapmayı ideal edinmiş öğrenci profili modele temel oluşturmaktadır.’</p>

<p>Sorulacak o kadar soru var ki nereden başlayayım bilemiyorum. Hangi erdem? Kimin ahlakı? Hangi değerler kuramı? ‘Ahlaklı insan’ ya da ‘erdemli insan’ bazılarının kulağına hoş gelen kavramlar ve hedefler ama bu değerleri derslerde öğretemezsiniz. Her yaşta öğretemezsiniz. Bunda ısrar etmek hem kaynak hem zaman israfıdır. Açıklayayım.</p>

<h3><strong>Müfredat hayattır</strong></h3>

<p>Modern dünyada değerler eğitimi okuldan alınıp aileye verilmiştir. Ailede başlayan değerler eğitimini okul, açık müfredat dediğimiz dersler yerine gizli müfredat dediğimiz ders dışı ortamlarda, yani okulun kültüründe, ikliminde ve işleyişinde öğretir. Yani ahlak ve erdem gibi yüce değerleri çocuk önce evde öğrenir sonra da okulda ve toplumda ‘yaşayarak öğrenir.’ İşte bu nedenle literatürde söz konusu değerler olunca müfredat hayattır diyoruz. Okulda istediğiniz kadar ahlak dersi koyun, istediğiniz kadar erdem üzerine nutuklar atın, eğer öğrenci dersten çıktığında erdemli insanların cezalandırılıp ahlaksızlığın ödüllendirildiğine şahit oluyorsa okulda anlattığınıza değil yaşadığı ve gördüğüne bakar. Bir de bazı değerler aileden aileye değişir. Türkiye gibi kültürel zenginlikler barındıran, siyasi kampları keskinleşmiş bir ülkede okulu kimlik tartışmalarının arenası yapmak zaten kıt olan kaynaklarımızı heba etmek ve okulun diğer yapabileceklerinin önüne set çekmektir. Kaldı ki teknik bir detay olduğu için burada konuya hiç girmiyorum ama değerler her yaşta öğretilmez, mesela değerler eğitimine okul öncesinde başlanmaz.</p>

<p>Bütün bu saymış olduğum sebeplerden dolayı modern devletler yüz yıllık eğitimle kimlik inşa deneyinin çöktüğünü görüp okullarda beceri temelli eğitim modeline geçti. Yeni müfredat yüz yıllık bu tecrübeyi yok sayıyor. Yazık. (Prof. Selçuk ŞİRİN, Oksijen)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<hr align="center" size="0" width="100%" />
<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, KİTAP'YAZ, KİTAP'OKU, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/su-turkiye-yuzyili-maarif-modeli-neyin-nesi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 May 2024 22:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/2-kopyasi-15.png" type="image/jpeg" length="98117"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#Size bu mektubu yazma nedenim!..]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/size-bu-mektubu-yazma-nedenim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/size-bu-mektubu-yazma-nedenim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2>Belediye başkanlarına açık mektup!</h2>

<p>Size bu mektubu yazma nedenim, önünüzdeki beş yılda masanıza gelecek projelerde önceliği çocuklara ve gençlere vermenizi rica etmek. Çünkü uzun vadede en kalıcı yatırım, çocuklara ve gençlere yapılan yatırımdır. Eğer müsaade ederseniz size değerlendirmeniz için dört somut proje önereceğim. Bu projelerin her biri bilimsel olarak sağlam bir temele dayanıyor ve ciddi bir toplumsal ihtiyaca yanıt veriyor</p>

<blockquote>
<h2>Sayın Başkanım,</h2>

<p>Öncelikle sizi tebrik ediyorum. Zorlu bir propaganda döneminin ardından başkanlık koltuğuna oturdunuz. Bayram dönüşü sizi zorlu bir beş yıl bekliyor. Bir tarafta kriz döneminde artan ihtiyaçlar, diğer tarafta azalan gelirler nedeniyle önümüzdeki dönemde ancak sınırlı sayıda projeyi hayata geçirme fırsatınız olacak. Size bu mektubu yazma nedenim de o projelerde önceliği çocuklara ve gençlere vermenizi rica etmek. Çünkü artık bilimsel olarak biliyoruz ki uzun vadede en kalıcı yatırım, çocuklara ve gençlere yapılan yatırımdır. Eğer müsaade ederseniz size değerlendirmeniz için 4 somut proje önereceğim. Bu projelerin her biri bilimsel olarak sağlam bir temele dayanıyor ve ciddi bir toplumsal ihtiyaca yanıt veriyor. Bu projeleri masanıza gelen diğer projelerden ayıran bir diğer nokta ise seçmen kitlesi. Önereceğim bu projelerden faydalanacak grup kadar stratejik oy veren başka bir grup yok. Bir başka ifadeyle, bu 4 projeyi hayata geçirerek hem ciddi bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp ülkemizin geleceğine köklü bir yatırım yapmış olacaksınız hem de bir sonraki seçimde oyunu hizmete bakarak veren seçmen kitlesinden hak ettiğiniz desteği alacaksınız.</p>

<h2>Neden çocuklar ve gençler?</h2>

<p>Önce sayıları hatırlayalım. Nüfusumuzun yarıya yakını 30 yaşın altında. 20 milyon genç ilk ve ortaöğretime devam ediyor. Yaklaşık 7 milyon genç üniversitelerde okuyor. Bunun yanına ne okulda ne işte ne de başka bir uğraşta olan, bizim ‘ev genci’ dediğimiz grubun sayısı da çoktan milyonları aştı. Türkiye, eğer bu yüzyılda iddiasını devam ettirmek istiyorsa çocuklarını ve gençlerini geleceğe çok daha iyi hazırlamak zorunda. Merkezi hükümet, bu alandaki başarısızlığını kendi de kabul ediyor ve çözmek için şimdiye kadar bakanları değiştirmekten öte bir şey yapmadı, bir reform hayata geçiremedi. O nedenle çocuklarımızın ve gençlerimizin, geleceğe daha güvenle bakabilmek için belediye hizmetlerine ihtiyacı var. Halka en yakın olan yönetim birimi olarak belediyeler, tüm dünyada eğitim başta olmak üzere çocukların gelişimi için hizmetlerde öncü kurumlardır. Türkiye’de de son yıllarda başta İstanbul ve Ankara olmak üzere pek çok yerde bu anlamda doğru adımlar atıldı. Benim sizden ricam bu adımları Anadolu’nun her köşesine yaymanız ve daha da ileri götürmenizdir.&nbsp;</p>

<h2>Veri ve bilimsel dayanaklara bakarak karar verin</h2>

<p>Somut proje önerileri sunmadan evvel şunu da belirtmek isterim. Önümüzdeki dönemde özellikle çocuklar ve gençlerle ilgili size pek çok proje gelecektir. Bu projeler arasında kısıtlı kaynaklarla en doğru yatırımı yapmak için lütfen şu iki kriteri kullanın: İhtiyacın boyutu nedir? Hayata geçireceğimiz projenin işe yaradığını gösteren bilimsel bir kaynak var mı? Bu anlamda ilk maddeyi yerine getirmek için, yani ihtiyaç analizi yapmak için ilk yapılması gereken iş “İdare ettiğiniz yerleşim biriminde her sene kaç bebek doğuyor, okul öncesi dönemde kaç çocuk yaşıyor, okullarda kaç çocuk okuyor, üniversiteye kayıtlı kaç genç var ve toplamda kaç ‘ev genci’ var?” sorularına yanıt vermek.&nbsp; Bu temel verileri çıkarttıktan sonra sizden ricam doğum öncesinden başlayarak farklı yaş gruplarına yönelik olarak hazırladığım şu 4 projeyi değerlendirmeniz. Her biri bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış bu projeler hayata geçtiğinde çok değil birkaç yıl sonra göreceksiniz ki yönettiğiniz şehirde çocuklar ve gençler biraz daha başarılı, biraz daha mutlu biraz daha sağlıklı bir şekilde hayata atılacak.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<h2>Hoş geldin bebek paketi</h2>

<p>Kalkınma iktisatçıları ile eğitimcilerin üzerinde uzlaştığı en temel konu, okul öncesi dönemin insan gelişimi açısından en kritik dönem olduğu gerçeğidir. Okulda ve hayatta başarının birinci belirleyicisi ev olduğuna göre bizim müdahale etmemiz gereken ilk alan, çocukların doğumdan itibaren ilk üç yılı geçirdiği ev ortamıdır. İnsan beyninin gelişimi yüzde 90 oranında daha çocuk okula başlamadan tamamlanıyor. Yönettiğiniz şehirde dünyaya gelen bebekler daha ilk gün iki sınıfa ayrılıyor. Evde sağlıklı ve zengin bir öğrenme ortamına sahip olan çocuklar ve diğerleri. İlk gruptaki şanslı çocuklar okula daha hazır başlıyor. Bu imkandan mahrum olan çocuklar ise okula ve hayata bir sıfır geride değil, çoğu zaman hükmen yenik başlıyor. O nedenle benim size önereceğim ilk proje, şehrinizde dünyaya gelen her çocuğa daha hastaneden eve geldiği gün içinde zengin öğrenme ürünleri olan bir hediye paketi vermek. Bu paketin en önemli unsuru kuşkusuz piyasada ancak varlıklı ailelerin satın alabildiği bebek kitapları. Şimdiye kadar İstanbul ve İzmir belediyeleri tarafından başarıyla uygulanan bu projenin önümüzdeki dönemde tüm Türkiye’de uygulanması kuşkusuz ülkemizin geleceğine yapılmış olan en anlamlı katkılardan biri olacak.</p>

<h2>Her mahalleye kaliteli bir kreş</h2>

<p>İlk üç yılda evde, kitaplarla zenginleştirilmiş ortamda yetişen çocukların ikinci üç yılda ev dışında zengin bir öğrenme ortamına ihtiyacı var. Nobel Ekonomi Ödülü almış olan James Heckman’ın hesabına göre okul öncesi döneme yapılan her bir yatırım yedi kat geri dönüyor. İlkokulda bu yarıya düşüyor, lise dönemi geç; üniversite ise yapılan yatırımın geri dönüş oranı bakımından en atıl dönem. Türkiye’de okul öncesi eğitim hem pahalı, hem sınırlı. O nedenle Türkiye’nin her yerinde belediyelerin acil olarak okul öncesi eğitime girmesi ve her mahalleye bir kreş açması gerekiyor. Bu uygulamayı pek çok belediye geçen dönemde uygulamaya başladı. Eğer yönetime geldiğiniz belediyede bu uygulama yoksa özellikle yoksul ailelerin çocuklarının yaşadığı mahallelerden başlayarak belediye kreşlerini hayata geçirmeniz geleceğimiz adına yapacağınız kalıcı yatırımlardan biri olacak. Yönettiğiniz bölgede her çocuğun 3 yaşından itibaren sınırlı da olsa oyun bazlı, kaliteli bir öğrenme ortamına kavuşması, Türkiye’ye çok kısa sürede eğitimde sınıf atlatacak bir hamledir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya dijital teknoloji devrimi yaşıyor. Türkiye’nin PISA sınavlarında üstün başarı seviyesine ulaşan öğrenci oranı fen ve matematik alanlarında çoğu sene yüzde 1’in bile altında kalıyor! Bu yüzyılda ileri teknolojiye dayalı kalkınma için STEAM denilen, fen, matematik ve tasarım gibi alanlarda ileri seviyede beceriye sahip gençler yetiştirmek zorundayız. Bunu şimdilik testlere odaklanmış okullarda yapmak maalesef söz konusu değil. Dünyada STEAM eğitiminde başarılı uygulamalara baktığımızda karşımıza çıkan örneklerin neredeyse tamamı bizim bir dönem Köy Enstitüleri’nde uyguladığımız atölye bazlı ‘yaparak yaşayarak’ öğrenmeye dayanıyor. Dünya değişti ama öğrenme yöntemi değişmedi. O nedenle her belediye görev sınırları içinde bir Kent Enstitüsü açmalı ve çocuklarımızın bilimi, teknolojiyi, mühendisliği, sanat ve tasarım ile matematiği yaparak öğrenmesine fırsat sunmalı. Kent Enstitülerinde gönüllü olarak görev alacak sanatçılar, mühendisler, bilim ve teknoloji profesyonelleri hem çocuklarımızın hayal dünyasına katkıda bulunacak hem de mentorluk yaparak onların gelecekte birer bilim insanı, sanatçı ve yaratıcı profesyonel olmasını sağlayacak. Biz yüz yıl evvel Köy Enstitüleri’nin temelini atarak dünyaya model üretmiş bir halkız, şimdi çok daha iyisini yine yerelden, Anadolu’nun dört bir yanından dünyaya sunabiliriz.&nbsp;</p>

<h2>Girişimcilik merkezleri</h2>

<p>Türkiye’nin kalkınması katma değeri yüksek ekonomiye geçmesine bağlı. Bu yeni ekonominin girdisi ise ne hammadde ne de finansal kapasite, bu ekonominin girdisi girişimcilik. Dünyada girişimciliğin geliştiği ülkeler ekonomilerini katlarken hammadde ve sermayeye dayalı ülkeler geriliyor. Türkiye maalesef ikinci grupta ve orada da malum hem sermayemiz sınırlı hem hammadde bakımından şanslı değiliz. Bu durumda bizim kalkınabilmemiz&nbsp;ülkemizde daha çok girişimci çıkmasına bağlı. Milyonlarca üniversite mezununun işsiz olduğu, evlerinde oturan gençlerin Avrupa’daki bazı devletlerin toplam nüfusunu bulduğu ülkemizden girişimci çıkmıyor. Peki neden? Girişimcilik doğuştan gelmiyor. Girişimcilik öğretilen bir beceri ve işte bu noktada belediyelere büyük iş düşüyor. Bizim her sene tarımdan turizme farklı alanlarda yüz binlerce girişimciye ihtiyacımız var.&nbsp;Önümüzdeki dönemde her belediye bir girişimcilik ofisi ve kuluçka merkezi kurarak bu açığı yerelden başlayarak kapatabilir.&nbsp;</p>

<p>Listeyi uzatabilirim ancak sizin zamanınız az, benim köşem kısıtlı. Umut ediyorum ki bu 4 projeyi ve veriye-bilime dayalı proje seçme yöntemini önümüzdeki 5 yıl boyunca hayata geçirme fırsatınız olur. Eğer bu süreçte benim ya da meslektaşlarımızın destek, alkış ve dostane eleştirisine ihtiyaç duyarsanız buradayız. Yolunuz açık olsun.</p>
</blockquote>

<article>
<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p>
</article></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, DAVA, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/size-bu-mektubu-yazma-nedenim</guid>
      <pubDate>Thu, 02 May 2024 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/2-59.png" type="image/jpeg" length="65823"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#Çekilmemişler, protesto etmişler!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/cekilmemisler-protesto-etmisler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/cekilmemisler-protesto-etmisler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB’den oluşan 1 Mayıs Tertip Komitesi, polisin sert müdahalede bulunduğu Saraçhane’de müzakerelerden sonuç alamayınca 1 Mayıs programını sonlandırdı. Kararın tepki çekmesi üzerine komiteden yapılan açıklamada “karar çekilme değil protesto” denildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karar öncesi polis yetkilileriyle görüşen ve Anayasa Mahkemesi kararını anımsatan DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, ilerleme sağlanamayınca “Bundan sonra attıkları her adımda bu iradeyi görecekler, bu iradeyi tanıyacaklar” dedi. Bir süre sonra da 1 Mayıs Tertip Komitesi’nin programı sonlandırdığı bilgisi paylaşıldı. Karar açıklanırken yuhalandı. KESK Genel Sekreteri Sevgi Yılmaz, “5 kere görüştük, vali izin vermiyor, İçişleri Bakanı izin vermiyor diyor polis. Öyle bir şiddet uygulandı ki kitleye ileriye yönlendiremiyoruz. Yürümeye çalışmak başka riskler yaratacak” ifadelerini kullandı.</p>

<p>KAFTANCIOĞLU’NDAN TEPKİ</p>

<p>Sendika ve CHP’nin Taksim’e yürümeme kararı tepki çekti. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, DİSK ve CHP’ye gönderme yaparak “1 Mayıslar Türkiye işçi sınıfının ve onu hak edenlerindir. Onu bir oyuna çevirenlerin değil” tepkisini gösterdi. CHP’nin eski İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da “Gerginlik yaşanmaması adına sendikalar ve partiler tarafından ‘vazgeçilecek yürüyüş’ için çağrı yapmak yerine Saraçhane’de 1 Mayıs’ı kutlayacağız denilseymiş daha şık ve bana göre daha doğru olurmuş” dedi.</p>

<p>CHP lideri Özgür Özel, neden yürümediği eleştirileri üzerine “kararın sendikalara bırakıldığı” açıklamasını yaptı. KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “Bugün yaptığımız değerlendirme alanın terk edilmesi değildi. ‘Taksim’e çıkamadığımız şartlarda 1 Mayıs kutlamasını yapmıyoruz’ diye değerlendirmeydi. Bir protestoydu. Ancak yanlış anlaşıldı. Çekilme değildi. Üyelerimizi polisle karşı karnşıya getirmek istemedik” dedi.</p>

<p>DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da “Emekçiler AYM düzenine sahip çıkma iradesini gösterdi bugün. Bu iktidarın baskıcı politikalarına karşı bir irade beyanıydı. Kitlenin güvenliği için artısıyla eksisiyle bir karar verdik ve eylemi sonlandırma kararı aldık. Taksim iradesi devam ediyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>www.netturk.com.tr</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, OLAY'YERİ, DAVA, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/cekilmemisler-protesto-etmisler</guid>
      <pubDate>Thu, 02 May 2024 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/2-kopyasi-2-16.png" type="image/jpeg" length="94175"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[# Büyük övgüyü hak ediyorlar]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/buyuk-ovguyu-hak-ediyorlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/buyuk-ovguyu-hak-ediyorlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Büyük övgüyü hak ediyorlar!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>NET TÜRK TV</p>

<p>IMF Türkiye Masası Şefi James Walsh, TCMB’nin para politikasını sıkılaştırma ve finansal sistemi reforme etme konusunda uzun bir yol kat ettiğini, faiz oranlarını bu kadar yükselterek, para politikasını ve finans sektörünün verimliliğini engelleyen birçok mali düzenlemeyi de basitleştirdiği için büyük övgüyü hak ettiğini söyledi.</p>

<p>Ekonomi gazetesine konuşan Walsh geçtiğimiz ay yapılan Bahar Toplantıları sırasındaki görüşmeyle ilgili olarak da “Orada bir program hakkında konuşmadık, IMF’den kredi düzenlemesine ilgi olduğuna dair hiçbir işaret almadık. Politikalar hakkında fikir alışverişinde bulunuldu, hepsi bu“ şeklinde konuştu.</p>

<p>Uluslararası Para Fonu (IMF) Türkiye Masası Şefi James Walsh TCMB'nin para politikasını sıkılaştırma ve finansal sistemi reforme etme konusunda uzun bir yol kat ettiğini; faiz oranlarını bu kadar yükselterek, para politikasını ve finans sektörünün verimliliğini engelleyen birçok mali düzenlemeyi de basitleştirdiği için büyük övgüyü hak ettiğini söyledi. Walsh, bir yıl önce bana “Türkiye'de faizler bir yılda yüzde 50 olur mu? diye sorsaydınız muhtemelen bunun pek mümkün olmadığını söylerdim” dedi. Bu yılsonu için enflasyon tahminlerinin TCMB'nin biraz üzerinde olduğunu ancak önemli olanın Türkiye'de enflasyonun bu yılın ikinci yarısında düşeceği konusunda hemfikir olmaları olduğunu belirten Walsh, “TCMB ile enflasyonun düşeceği konusunda hemfikiriz” şeklinde konuştu.</p>

<p>TCMB’nin enflasyonu düşürmek ve finans sektörünü serbestleştirmeye devam etmek için çalıştığını, ancak sürecin karmaşık olduğunu belirten Walsh atılan adımların etkisini görmenin biraz zaman aldığını belirtti. Bahar Toplantıları’nda Türkiye'ye ilgi duyan birçok yatırımcıyla konuştuklarını belirten Walsh “Duyduğum mesaj şuydu: Reformlar iyi ve doğru yönde gidiyor” ifadesini kullandı. Walsh Gita Gopinathın paylaşımındaki görüşmede kendisinin de bulunduğunu belirterek, “Ben de o toplantıdaydım. Orada bir program konuşmadık, IMF’den herhangi bir kredi düzenlemesine ilgi olduğunu gösteren hiç bir işaret almadık. Politikalar hakkında fikir alışverişinde bulunuldu, hepsi bu” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p>

<p align="center"></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'OKU, ANALİZ'HABER, DAVA, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/buyuk-ovguyu-hak-ediyorlar</guid>
      <pubDate>Thu, 02 May 2024 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/2-58.png" type="image/jpeg" length="76372"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
