<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>NET TÜRK</title>
    <link>https://www.netturk.com.tr</link>
    <description>Net Turk TV</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.netturk.com.tr/rss/yasam" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Apr 2026 20:01:36 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/rss/yasam"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Hikaye > Kara Kağıt]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/bahri-kayaoglu-i-hikaye-kara-kagit</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/bahri-kayaoglu-i-hikaye-kara-kagit" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.netturk.com.tr">NET TÜRK TV</a> </strong><em>/ HİKAYELİ'YORUM</em></p>

<p>* * *</p>

<h2><strong>KARA KAĞIT</strong></h2>

<p><em>Bahri KAYAOĞLU</em></p>

<p>Kuş uçuşu yedi, sekiz kilometre olan Tap'ın düzünden iki jandarma geliyordu. Yaz sıcağının kavurduğu toprak yol, kırmızı bir yılan gibi kıvrılarak bozkırın içinden uzayıp gidiyordu.&nbsp;</p>

<p>Jandarmalardan biri onbaşı, diğeri erdi. Her ikisi de, keplerini namlu ucuna taktıkları tüfeklerini sol omuzları üstüne atmış, haki renkli elbiselerinin yakasından iki düğme açmıştı. Buram buram ter içindeydiler. Ayaklarındaki kalın postallar, yürüdükleri yolda arkalarında ince bir toz bulutu bırakıyordu. Bu kurak bozkırda gölgesinde dinlenecekleri tek bir ağaç yoktu.,</p>

<p>,İki saat kadar sonra Çatma köyünü sol yanlarında bırakıp Mercan köyü yönüne döndüler. Hemen önlerinde başlayan dağlık bölgede meşe ve palamut ağaçlarıyla kaplı orman içine girer girmez kendilerini bir ağaç gölgesine atıp, yan yana sırtüstü uzandılar.</p>

<p>İki ardıç kuşu, altında yattıkları ağacın dalına gelip kondu.</p>

<p>* * *</p>

<p>Dün akşamüstü Elazığ'dan yolcularını getiren kamyona Kiğı'den binmişlerdi. Üstü açık kasası, tepeleme eşya ve insan dolu olan kamyonun arka bagaj kapısı önünde oturmuşlar, Azapert (Adaklı) nahiyesine kadar gelmişlerdi. Karayolu taşıtlarının gelebildiği son nokta burasıydı. Bundan sonra gidilmesi gereken köylere yaya olarak veya binek hayvanları sırtında, patika ve kağnı yollarından ulaşılabiliyordu.</p>

<p>Bin dokuz yüz elli beş yılında o bölgede ulaşım böyle sağlanıyordu.</p>

<p>Geceyi İbrahim Ağa'nın konağında geçirdiler. Nahiyede otel ya da han yoktu. Buraya gelip konaklamak zorunda olanlar, özellikle devlet görevlisi kişiler o gece İbrahim Ağa'ya misafir olurdu. Sabah erkenden kahvaltılarını yapmış, yola çıkmışlardı. Beş saattir yürüyorlardı. İki yıla yakındır Kiğı karakolunda askerliğini yapan Kayserili onbaşı, arasıra görev gereği geldiği karakol mıntakasında olan bu köylerin yollarını az çok biliyordu. Tezkeresine daha bir yıl kadar vardı. Çorumlu er, geleli daha altı ay olmamıştı.</p>

<p>O dönemde mecburi askerlik süresi üç yıldı...</p>

<p>* * *</p>

<p>Yarım saat kadar dinlendiler.</p>

<p>"Geldik sayılır, bir saatlik yolumuz kaldı" dedi onbaşı.</p>

<p>Çorumlu er uzandığı yerden kalktı, çömeldi.</p>

<p>"Onbaşım" dedi.</p>

<p>"Haberi nasıl vereceğiz?"</p>

<p>Canı sıkıldı onbaşının.</p>

<p>O da kalktı doğruldu. Aklına nedense kendi babası, annesi, ailesi geldi. Derinden bir iç geçirdi.</p>

<p>"Bilmiyorum" dedi.</p>

<p>"Haydi kalk gidelim."</p>

<p>Onlar ayağa kalkınca ağacın dalına konan ardıç kuşları da uçup gitti.</p>

<p>* * *</p>

<p>Güz mevsimiydi.</p>

<p>Yaylacılar köy evlerine dönmüştü.</p>

<p>Ekinler biçilmiş, harman kaldırılmıştı.</p>

<p>Hayvanlar için kış yiyeceği olan çayır otları biçilmiş, ağıla* yakın, iki katlı ev yüksekliğinde balya, balya üstüne yığılmıştı.</p>

<p>Bostanlarda ekili sebzelerin, elma, armut, ceviz gibi meyvelerin son hasatı yapılıyordu.</p>

<p>Doğa tamamen sarıya bürünmüştü.</p>

<p>Mercan ovasında, biçilen ekin tarlalarına, otları toplanan çayırlara küçük baş, büyük baş hayvan sürüleri, atlar, taylar bırakılmıştı. Arta kalan kuru otlar kar altında kalmadan karınlarını doyurmaya çalışıyorlardı...</p>

<p>"Jandarmalar geliyoooorrr" diye bağırdı, onları ilk gören köylü çocuğu.</p>

<p>Sesi duyan kızlı, erkekli bir düzine çocuk daha geldi yanına.</p>

<p>İçlerinden biri;</p>

<p>"Haydi kaçalım" dedi.</p>

<p>"Kaçalım" dediler hepsi birden.</p>

<p>Çil yavrusu gibi herbiri bir yana dağıldı.</p>

<p>Yaramazlık anlarında anne ve babaları; "jandarma çağırırım bak!" diye korkutmuşlardı onları çünkü.</p>

<p>Erkekler, kadınlar kapı önlerine çıktılar. Bütün gözler jandarmalara çevrildi bir anda. Jandarmaların gelmesi hayra alamet değildi. Çok önemli bir olay yoksa taa Kiğı'den kalkıp buralara gelmezlerdi pek...</p>

<p>Yaklaştıkları ilk köylüye onbaşı sordu.</p>

<p>"Burası Mercan köyü mü?"</p>

<p>"Evet, Mercan köyü."</p>

<p>"Eşref Kayaoğlu'nun evi hangisi?"</p>

<p>Köyün biraz dışında olan evleri gösterdi köylü.</p>

<p>Jandarmalar başka birşey sormadan oraya doğru yürüdüler.</p>

<p>* * *</p>

<p>İkindi vaktiydi.</p>

<p>Eşref, en büyük oğlu Mehmet'i yanına almış, boş olan harman yerinde kağnı arabasının kırılan tekerleğini tamir ediyordu.</p>

<p>Altmış beş yaşlarındaydı.</p>

<p>Çocukluk yılları cihan harbi dönemine denk gelmişti. Rusların Doğu Anadolu'yu işgali sırasında bütün bölge halkıyla birlikte yerlerini, yurtlarını terketmiş, taa Malatya'ya kadar gitmişlerdi. Seferberlik sonunda köyüne geri döndüğünde on altı, on yedi yaşındaydı. Aile fertlerinin hemen hepsi yollarda çeşitli hastalıklardan ölmüştü. Sağ kalan bir kızkardeşi, iki amca kızıyla birlikte dededen kalan bu topraklar üstünde yeniden düzenlerini kurmuştu.</p>

<p>Simdi beş oğlu, dört kızı, onlarca torunu vardı. Çocukları yetişkin çağa gelinceye kadar çok zorluklar çekmişti.</p>

<p>Jandarmalar uzaktan görülünce elini güneşe siper edip baktı.</p>

<p>"Hayırdır inşallah" dedi seslice.</p>

<p>Jandarmalar yanlarına gelip selam verdiler.</p>

<p>Mehmet koşup iki minder getirdi. Bir ağaç kütüğü çekerek üstüne koydu.</p>

<p>Oturdular.</p>

<p>Halhatır sormadan sonra onbaşı;</p>

<p>"Adın ne baba" diye sordu.</p>

<p>"Eşref" dedi.</p>

<p>"Benim de iki oğlum sizin gibi asker. Bahri'nin tezkeresine az kaldı, Mustafa'm yedi ay oldu gideli daha" diye ekledi.</p>

<p>"Allah kavuştursun" diyen jandarmaların yüzünde belirgin bir üzüntü dalgası oldu.</p>

<p>Çorumlu er başını öne eğdi.</p>

<p>Onbaşı yutkundu.</p>

<p>Nereden gelip nereye gitiklerini sordu Eşref.</p>

<p>Memleketlerini sordu.</p>

<p>Terhislerine ne kadar kaldığını sordu.</p>

<p>Kısa ve kaçamak cevap verdi askerler.</p>

<p>Birşey söylemek isteyipde söyleyemediklerini sezdi ama üstelemedi.</p>

<p>Bir süre daha sohbet ettiler.</p>

<p>Sonra;</p>

<p>"Uzun yoldan geldiniz, acıkmışsınızdır. Haydi eve geçelim" dedi Eşref.</p>

<p>"Olur" dedi onbaşı.</p>

<p>Mehmet önden koştu. Evin duvarı dibinde onları merakla gözleyen kadınlara birşeyler söyledi. Kadınlar dönüp eve girdiler.</p>

<p>Ceviz ağacının dibine kümelenmiş Eşref'ın torunları tedirginlik içinde gözlerini jandarmalardan ayırmıyordu. Çok sık gördükleri yolcular değildi bunlar çünkü...</p>

<p>Evin salonununa geçip oturunca, kadınların bulunduğu tarafa seslendi Eşref.</p>

<p>"Askerler aç, yiyecek birşeyler getirin."</p>

<p>Askerde olan Mustafa'nın hamile karısı Rabia çoktan ocağa koşturmuştu. Tereyağına sekiz, on yumurta kırdı. Sabah yaptığı yayık ayranından kalaylı bakır tasları doldurdu. Geniş tepsinin üstüne koyduğu saç ekmekleriyle birlikte getirip askerlerin önüne koydu...</p>

<p>* * *</p>

<p>Yemeklerini yiyip çaylarını içti jandarmalar.</p>

<p>Eşref, ceviz ağacından kendi yaptığı piposunu çıkardı. Sapsarı Muş tütünü dolu gümüş tabakasından bir tutam alıp içine doldurdu. Bir deste arap kağıdıyla birlikte tabakayı askerlerin önüne itti.</p>

<p>"İçiyorsanız sigara sarın" dedi.</p>

<p>Yüzünü askerlere çevirdi. Sakin bir ifadeyle devam etti;</p>

<p>"Eee, siz buralara boşuna gelmezsiniz. Deyin hele, gelişiniz hayır mı, şer mi?"</p>

<p>Jandarmalar birbirine baktı. Hüzün dalgası tekrar gelip yerleşti yüzlerine. Derin bir iç geçiren onbaşı nihayet cesaretini topladı. Başını öne eğdi, zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı.</p>

<p>"Eşref baba, aslında biz sana bir haber getirdik. Ama nasıl söyleyeceğimizi bilmiyoruz" dedi.</p>

<p>Ceketinin cebinden sarı bir zarf çıkardı, Eşref'e uzattı.</p>

<p>"Bunu askerlik şubesi size vermemiz için gönderdi. Erzurum'da askerlik yapan oğlunuz Bahri'nın kara kağıdıdır*. Başınız sağ olsun."</p>

<p>Elinde piposu, öne doğru eğilmiş olan Eşref'in gözleri sabit bir noktada donuklaştı. Yüz çizgilerinde bir seğirme oldu. Vücudundan tüm kanı çekildi sanki.</p>

<p>Öylece kala kaldı...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Büyük oğlu Mehmet'in figanına diğer oğulları Mehmetşirin ve Halit'ın figanı, karısı Serayi'nin, kızlarının, gelinlerinin feryat figanı karıştı. Yaşı biraz büyük olan kızlı erkekli torunlarının feryat figanı karıştı. Canhıraş dışarı çıkıp kendini yerlere atan hane halkının feryat figan sesleri dağı taşı inleterek ilerideki Mercan köyüne kadar ulaştı.</p>

<p>Bir tek Eşref ağlamadı...</p>

<p>Kara haber tez yayıldı. Çevre köylerde herkes, Eşref'ın oğlu Bahri'nın askerde öldüğünü, kara kağıdının geldiğini duydu..</p>

<p>Oğlunun ölüm haberi geldiği gün ağlamayan Eşref, sonraki her gün evinden çıkıp, Bahri'nin askere gitmeden yıllar önce diktiği kavak ağaçlarının altına gitti. Orada oturup sessiz sessiz ağlayarak gözyaşı döktü...</p>

<p>* * *</p>

<p>İki ay kadar sonraydı.</p>

<p>Eşref'in hamile gelini Rabia doğum yaptı.</p>

<p>Bir erkek çocuğu oldu.</p>

<p>Kara kağıdı gelen Bahri'nin aylardır yasını tutan aile, bu doğum haberiyle sevince boğuldu.</p>

<p>Adını koyması için bebeği Eşref'ın kucağına verdiler.</p>

<p>Torununu kucağına aldığı an, günlerden sonra ilk defa yüzüne bir gülümseme geldi.</p>

<p>Selasını okudu, eğildi kulağına;</p>

<p>"Senin adın Bahri olsun, senin adın Bahri olsun, senin adın Bahri olsun" dedi.</p>

<p>Bebeğe, askerliğini yaparken ölen amcasının adını verdi.</p>

<p>* * *</p>

<p>Bahri büyüdü.</p>

<p>Annesi Rabia birgün aldı karşısına, kendi AD hikayesini ona böyle, böyle anlattı...</p>

<p><u>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</u></p>

<address>AĞIL: Sığır, keçi, koyun gibi hayvanların barındığı etrafı duvarla çevrili yer.</address>

<address>KARA KAĞIT : Eskiden, askerde ölen birinin ailesine haber vermek için askerlik şubesi tarafından düzenlenip gönderilen başsağlığı yazısı.</address>

<address>(Bahri Kayaoğlu / Kara Kağıt, 20 Ocak 2024 / Köyceğiz</address>

<blockquote>
<h3><u><strong>Hikayeli ' <em>Yorum</em></strong></u></h3>

<p><strong>"Kara Kağıt"</strong> hikayesi, oldukça etkileyici bir anlatım tarzına ve kurgusal derinliğe sahip. İşte hikayenin anlatım tarzı, dili ve kurgusu hakkında değerlendirmem:</p>

<p><strong>Anlatım Tarzı</strong></p>

<p>Hikaye, üçüncü tekil şahıs anlatıcıyla yazılmış ve bu anlatıcı her şeyi bilen bir pozisyonda bulunuyor. Bu tarz, okura hem karakterlerin iç dünyasını hem de çevrelerini detaylı bir şekilde tanıma imkanı sunuyor. Anlatıcı, karakterlerin düşüncelerine ve duygularına girebiliyor ve bu, okurun karakterlerle duygusal bir bağ kurmasını sağlıyor.</p>

<p>Anlatım tarzı oldukça sade ve doğrudan. Yazar, süslü veya abartılı bir dil kullanmak yerine, duru ve gerçekçi bir anlatımı tercih etmiş. Bu da hikayenin gerçekçiliğini ve duygusal etkisini artırıyor.</p>

<p><strong>Dil Kullanımı</strong></p>

<p>Dil, oldukça sade, yalın ve etkili. Diyaloglar ve betimlemeler, karakterlerin ve olayların geçtiği ortamın doğallığını ve gerçekçiliğini yansıtıyor. Özellikle köy hayatının ve Anadolu insanının yaşantısının detaylı tasviri, okuyucuyu doğrudan hikayenin içine çekiyor.</p>

<p>Ayrıca, yerel ifadelerin ve kültürel öğelerin kullanımı, hikayeye özgün bir tat katıyor. Bu dilsel seçimler, okuru sadece olayların geçtiği zamana ve yere değil, aynı zamanda karakterlerin dünyasına da götürüyor. Bu da hikayeye otantik bir hava veriyor.</p>

<p><strong>Kurgu</strong></p>

<p>Hikayenin kurgusu, bir olay örgüsü etrafında inşa edilmiş. Jandarmaların köye gelişi ve bir ölüm haberini getirmeleri, hikayenin merkezindeki dramatik gerilimi oluşturuyor. Bu gerilim, hikaye boyunca adım adım artıyor ve okuru hem duygusal hem de zihinsel olarak hazırlıyor.</p>

<p>Kurgusal yapı, geçmiş ve şimdi arasında gidip gelerek karakterlerin geçmişlerini ve hikayenin temelini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bu geri dönüşler, okuyucuya karakterlerin neden bu şekilde davrandığını ve duygusal tepkilerinin kökenlerini daha iyi kavrama fırsatı sunuyor.</p>

<p>Hikaye, güçlü bir doruk noktasına ulaşıyor ve finalde duygusal bir çözüme kavuşuyor. Bahri'nin doğumu ve ona ölen amcasının isminin verilmesi, hikayeye bir umut ışığı ekliyor. Ölüm ve yaşam arasındaki bu döngüsel ilişki, hikayenin ana temalarından birini oluşturuyor ve okuyucuda derin bir duygusal etki bırakıyor.</p>

<p><strong>Özetle...</strong></p>

<p><strong>&nbsp;</strong>"Kara Kağıt", güçlü bir duygusal temele sahip, gerçekçi ve etkileyici bir hikaye. Anlatım tarzı, dili ve kurgusu, hikayenin duygusal ağırlığını ve derinliğini başarıyla yansıtıyor. Yazar, karakterlerin duygusal durumlarını ve yaşam mücadelelerini büyük bir ustalıkla aktararak okurun empati kurmasını sağlıyor. Hikaye, okuyucuda derin izler bırakan ve düşündüren bir anlatıya sahip.</p>

<p>NET TÜRK TV /&nbsp;&nbsp;<u>Hikaye'liyorum</u></p>
</blockquote>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GERÇEK'HİKAYE, KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/bahri-kayaoglu-i-hikaye-kara-kagit</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Sep 2024 07:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/09/hikaye-11.png" type="image/jpeg" length="29193"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[# Kafes - Bir Konstantinopolisiye...]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/kafes-bir-konstantinopolisiye-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/kafes-bir-konstantinopolisiye-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>NET TÜRK TV</p>

<p>KİTAP -&nbsp;Geçen mayıs ayında kaybettiğimiz; tarihçi, yazar ve akademisyen Prof. Dr. Özlem Kumrular’ın kaleminden tarih, mizah ve aşkla yoğrulmuş, doludizgin bir İstanbul polisiyesi: Kafes-Bir Konstantinopolisiye yayımlandı</p>

<article>
<p><img align="left" alt="" height="360" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/08/ozlem.png" width="641" />Türk Korkusu, İslam Korkusu, Kösem Sultan, Nurbanu ve Safiye Sultan adlı tarih kitapları, Sultan’ın Mutfağı ile Aşkın Beş Hali adlı romanları ve Zaman Treni adlı derlemenin yazarı Prof. Dr. Özlem Kumrular’ın ilk ve tek polisiye romanı Kafes, vefatının ardından Doğan Kitap’tan yayımlandı. Geçen mayıs ayında üzücü bir kaza sonucu kaybettiğimiz dostumuz Özlem Kumrular son dönemde polisiye yazmaya başlamış, dostu ve editörü Hülya Balcı’ya Kafes’i teslim etmişti. Öncelikle, Doğan Kitap’tan Hülya Balcı’ya kitabın yayımlanma sürecini sorduğumda şöyle anlattı: “Özlem Kumrular iyi bir tarihçi olarak bilinse de yirmili yaşlarından beri birçok kurgu kitap da yazdı;&nbsp;Aşkın Beş Hali, Sultanın Mutfağı&nbsp;ilk akla gelenler. Son yıllarda polisiyeye merak salmıştı.&nbsp;Kafes’i büyük bir hevesle yazdı, ilk taslak üzerinde biraz çalıştık ama maalesef romanın yayımlandığını göremedi.&nbsp;Kafes, tarihçi bir başkomiserle ekibinin seri cinayetleri soruşturmasını ele alıyor. Polisiye kurgunun yanında Özlem’in tarih bilgisi, mutfak merakı, esprili kişiliği de arka planda kendini gösteriyor.&nbsp;Kafes,&nbsp;Özlem’le son bir buluşma fırsatı sunacak, dostlarına ve okurlarına.”</p>

<h3><strong>“Bu kitabı yayımlamak son vazifemizdi”</strong></h3>

<p>Doğan Kitap Yayın Direktörü Cem Erciyes ise şu yorumu yapıyor: “Özlem Kumrular’ı enerjik bir tarihçi olarak tanımış, Türk Korkusu&nbsp;kitabını ilgiyle okumuştum. Sonra diğer kitaplarını da okurken geçen zaman içinde önce arkadaşı, sonra yayıncısı oldum. Pek çok fikir ve projeyle dolu olan ve bunların çoğunu da gerçekleştiren biriydi. Geçirdiği korkunç kaza, uzun süren mücadelesi ve kaybı hepimiz için çok üzücü oldu. Bize bıraktığı son kitabını yayımladık şimdi; hem onun anısını yaşatmak hem de yayıncısı, dostu olarak son vazifemizi yapmak için... Özlem Kumrular’ın dünyasını bilenlerin, sevenlerin keyif alacakları güzel bir polisiye roman oldu&nbsp;Kafes.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img align="left" alt="" height="727" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/08/0002128416001-1-k3nd.jpg" width="522" />Peki Kafes ne anlatıyor? Başkomiser Nosta tarih yüksek eğitimi almış, parlak bir polis. Geçirdiği bir trafik kazasının sonucunda hafızasını kısmen kaybediyor ve zihninde kaza öncesine ait büyük boşluklar var. İstanbul’da arka arkaya işlenen iki cinayetin aynı katilin işi olduğunu anlayan Nosta ve ekibi hummalı bir soruşturma yürütüyor. Nosta, ekip arkadaşı Tolga’yla yakınlaşırken, kurbanların Nosta’yla bağlantıları ortaya çıkmaya başlıyor. Kurbanların öldürülme şekilleri vahşice ve tuhaf özellikler taşıyor. Nosta tarih bilgisiyle katilin ünlü bir tarihi figürü, Timur’u taklit ettiğini düşünüyor. Cinayetlerse devam ediyor, ta ki bir sonraki hedefin Nosta olduğu anlaşılana kadar…</p>

<p>Başkomiser Nosta ve ekip arkadaşları gizemli cinayetleri çözebilecek mi? Bu vahşetin Nosta’yla ve kayıp geçmişiyle bir bağlantısı var mı? Tüm bu soruların merakıyla okuduğum Kafes’in başkahramanı Nosta Aytekin’de; Özlem’in ara ara kendisini, tarih bilgisini, gurme zevklerini, rock müzik tutkusunu, esprili kişiliğini hatta kahkahalarını arka planda hissediyorsunuz. Romanda en ilgimi çekense Özlem’in severek bizlere anlattığı kelime oyunlarını Nosta’dan dinlemek oldu. Hâlâ bizi bilgilendiriyor, düşündürüyor... Hemen kitaptan bir örnek vereyim, hiç düşündünüz mü, adalet hangi kelimeden türemiştir? “Arapça devenin her iki tarafına da eşit yük koymak anlamına gelen ‘adl’ fiilinden geliyor.” Ya Tolga ismiyle Helmuth arasında bir bağlantı var mı? Devamı Kafes’te…</p>

<h3><strong>Asla pes etmedi, sürekli üret</strong>ti</h3>

<p>Hayatının son döneminde yaşadığı haksızlıklardan ve linçten dolayı mücadelesine akademisyenlikten uzaklaştırılarak devam eden arkadaşıma veda etmek çok zor. İyi, kötü birçok güzel anımız var. Biliyorum ki asla pes etmedi. Sürekli üretti. Hep güçlü durdu. Her zaman hızlı düşünen ve yaşayan Özlem iyi ki hayatımıza girdin ve bizi enerjinle büyüledin. Ruhunla, kalbinle, sevginle, zekanla, enerjinle ve okurlarına son bir armağan gibi bırakıp gittiğin Kafes’le seni hiç unutmayacağız Kumrulardan Özlem… (Kafes-Bir Konstantinopolisiye / Özlem Kumrular / Doğan Kitap / Roman / 295 Sayfa,&nbsp;Ebru D. Dedeoğlu, Oksaijen)</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">www.netturk.com.tr</a></p>
</article></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/kafes-bir-konstantinopolisiye-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Sun, 11 Aug 2024 22:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/08/kafes-2.png" type="image/jpeg" length="16378"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#Theresa Goell]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/theresa-goell</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/theresa-goell" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>NET TÜRK TV</p>

<p>HİKAYE - Adıyaman’ın Kâhta ilçesi yakınlarında bulunan ve Dünya’da gündoğumu ve batımının en güzel izlendiği yerlerin başında gelen Nemrut Dağı’ndaki Kommagene krallığına ait kalıntıları ortaya çıkarmak için yaşamının büyük bölümünü buradaki arkeolojik kazılara adayan Amerikalı Arkeolog Theresa Goell’in hayatı Araştırmacı Gazeteci Doğan Satmış tarafından “Nemrut’u bize armağan eden kadın” başlığıyla kitaplaştırıldı.&nbsp;</p>

<p>Nemrut dağında Komagene kralının mezarını bulmak için dinamit patlatmakla da suçlanan Arkeolog Theresa Goell’in isteği üzerine öldükten sonra külleri Nemrut dağına savrulmuştu. Doğan Satmış’ın Karakarga yayınlarından çıkan kitabında Theresa Goell’in Nemrut dağında geçen yaşamı ayrıntılarıyla ele alınıyor. Doğan Satmış kitabının yayınlandığını şöyle duyurdu:</p>

<h3 id=":Rlal5bb9l5qq9papd5aq:"><img align="left" alt="" height="299" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/08/dogan-satmis.png" width="305" />Sevgili dostlar;</h3>

<p><em>Yeni bir kitap daha yazdım. Bu kez, Nemrut'u bize armağan eden bir kadının hikayesi çıktı karşıma. 5-6 yıl önce Nemrut'a gittiğimde, "Bir zamanlar bu dağda Amerikalı bir kadın vardı, Nemrut'un mezarını açmak için dinamit bile patlattı" diye biri söyleyince konuyu araştırmaya başlamıştım. Uzun bir yolculuk oldu ama bence güzel bir öykü yakalamış oldum. Nemrut'u görmediyseniz, hemen gidin ve giderken de bu kitabı okursanız, zaman makinasına girmiş gibi kendinizi 1940'larda, 1950'lerde bulacaksanız.</em></p>

<blockquote>
<p></p>

<p></p>
</blockquote>

<h3></h3>

<h3><img align="left" alt="" height="220" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/08/kadin2.jpg" width="293" />Nemrut’u Bize Armağan Eden Kadın</h3>

<p><em>Tarihin derinliklerine inen ve engelleri aşan bir kadının etkileyici öyküsü… Theresa Goell’in Tarsus’tan Malatya’ya, Ankara’dan Adıyaman’a ve Gaziantep’e kadar uzanan arkeolojik yolculuğu, sadece bir arkeoloğun değil, aynı zamanda kişisel engelleri aşarak tarih yazan bir kadının da hikayesini sunuyor. Nemrut Dağı’nda dinamit patlatmakla da suçlanan Goell, arkeolojiye ve tarihe olan katkılarıyla hala adından söz ettirmeyi başarmış, aşık bir kadın.</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmacı, gazeteci Doğan Satmış’ın kaleme aldığı Nemrut’u Bize Armağan Eden Kadın, Karakarga Yayınları’ndan çıktı!</p>

<p><a href="http://www.netturk.com.tr">WWW.NETTURK.COM.TR</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/theresa-goell</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Aug 2024 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/08/k-a-d-i-n.png" type="image/jpeg" length="38900"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#İzmir’deki bir göçmen mahallesinin hikayesi]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/izmirden-bir-gocmen-mahallesi-hikayesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/izmirden-bir-gocmen-mahallesi-hikayesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV </strong></u>/ KİTAP</p>

<article>
<p>Oyuncu, yazar, gazeteci ve sunucu İclal Aydın’ın yeni romanı Salkım Sokak No:3, geçen günlerde Artemis Yayınları’ndan çıktı. Roman, İzmir’deki bir göçmen mahallesini, o mahallede yaşayan insanları ve o insanların hem göç hem de aile tarihlerinin birbirine karışma hikâyesini anlatıyor.</p>

<p>Tüm bunları yaparken de hikâyesinin merkezine Mert karakterini alıyor. Çocukluğundan 40’lı yaşlarına kadar olan süreçte Mert’in o mahallede büyüme hikâyesinin nasıl büyüme yorgunluğuna dönüştüğüne tanık olurken diğer yandan da “apartmancılar”ın bir dönemi ve o dönemin tüm güzel kültürel alışkanlıklarını da yerle bir ettiğini görüyoruz.</p>

<p>Bir aile, bir mahalle, bir şehir, bir çocuğun hikâyesi gibi akan romanda çok özel bir arkadaşlık okuması da var. “Eskinin özlediğim parçalarını topluyorum” diyen İclal Aydın,&nbsp;yeni romanı Salkım Sokak No:3'ü anlattı.</p>

<blockquote>
<p><strong><img align="left" alt="Iclal Aydın" height="417" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/07/iclal-aydin.png" width="281" />&gt; İclal Aydın bir romana nasıl karar verir, ne oturtur onu masanın başına bir roman yazmak için? En çok hangi duygular, soru ya da sorunlar…</strong></p>

<p>İki yılda bir yükleme tamamlanıyor ve ben yazmaya hazır olduğumu hissediyorum. Bazen bir rüya bazen bir seyahat bazen bir makale başlatabiliyor serüveni. İlk romanım Bir Cihan Kafes de bir rüya ile başlamıştı son roman Salkım Sokak No:3 de. Bir yıl kadar önce rüyamda anneannemin, yıkılıp yerine apartman yapılan eski evinin bahçesinde gördüm kendimi. “Dünyayı gezdim dolaştım ama mahalleyi anlatmak bana düştü” diyordum. Bir mahalle hikayesi olacak galiba bir dahaki roman diye uyandım. Sonra da rüyamın peşine düştüm.</p>

<p><strong>&gt; Göç, Ege kültürü de var romanda</strong></p>

<p>Göç ve Ege kalbimi hep meşgul eder. Bir Balkan ailesi anlatmak istiyordum bu kez. Çok sevdiğim dostlarımın birbirine benzer hikayeleri kalbimi hep aynı yerden sızlatıyordu. Prizren’de eski bir elektrik direğindeki düğüm olmuş elektrik tellerinin ardındaki minareye bakarken ilk cümleler düştü, “Düğüm olmuş bir geçmişti bizi birbirimize bağlayan. Dünyanın neresinde olursak olalım.”</p>

<h3><strong>Eskinin özlediğim parçalarını topluyorum</strong></h3>

<p><strong>&gt; Bu bir dönem romanı da aynı zamanda. Bizim kuşağın özlediği ama şu an yetişen kuşağın bilmediği bir dönem… Özellikle bu dönemi yazmanızın bir nedeni var mıydı?</strong></p>

<p>Kızım 21 yaşında. Çocukluğum ve gençliğime dair anlattıklarım gözlerini dolduruyor. “Hemen her sezon oyunları kaçırmazdık ve tiyatro biletleri bir sigara paketinin yarısından ucuzdu, pazar günleri ücretsiz klasik müzik konserleri olurdu, devlet müzeleri ve galerileri ulaşılır noktalarda halka açık ve daima yoğundu” diye anlatmaya başladığımda; o Türkiye’nin bir zamanlar var olduğunu bilmek çok üzüyor onu. “Anlat, daha da anlat” diyor. Anlatırken anımsamak bana da iyi geliyor. Sanırım o yüzden eskinin özlediğim parçalarını topluyorum. Eskiyi yeniye katmak için...</p>

<h3><strong>İzmir çok sevdiğim&nbsp;İzmirliler sayesinde başkarakter oldu</strong></h3>

<p><strong>&gt; Bir yandan da eski İzmir okumasının içinde buldum kendimi. İzmir hâlâ güzel, eskiden daha güzeldi, yani Salkım Sokak gibi yerlerdeki evler yıkılıp “apartmancılar” gelmeden önce. Sizin için İzmir ne ifade ediyor, İclal Aydın’ın İzmir’i nasıl bir İzmir, diye sormak isterim… Ve o İzmir’den ne kaldı geriye?</strong></p>

<p>Ben sonradan İzmirliyim. Sonradan Ayvalıklı olduğum gibi... Şu anda çok kalabalıklaşan şehirden biraz daha kaçmak için Foça’nın bir köyüne yerleştim. Bu kitapta İzmir, çok sevdiğim İzmirliler sayesinde bu kadar canlı ve adeta bir başkarakter oldu. Bu noktada bana ruhunu ve şehrinin en güzel anılarını bağışlayan arkadaşlarıma çok teşekkür etmeliyim.</p>

<p><strong>&gt; Romanı önce Mert’in büyüme hikâyesi gibi okumaya başladım, sonra ‘bir sokağın romanı bu’ dedim, sonra Edis ve Nevzat’ı tanıdıkça ‘arkadaşlık hikâyesi’ dedim, aralarda Mert’in de dediği gibi “büyüme yorgunluğu” hikâyesi... ‘Aslında tüm bunların toplamı’ diye de bitirdim. Hem bireysel hem de toplumsal olanı anlatmışsınız aslında…</strong></p>

<p>Kitabın adı “büyüme yorgunluğu” mu olsa diye düşündük bir ara. Ama sonra her şeyin tanığı olan çocukluk sokaklarımızın ne kadar etkileyici anılar bıraktığını konuşurken karar verdim. O sokaktan geçen her birey toplu bir hatıra defterinin bir cümlesiydi. Kitabın adı Salkım Sokak olmalıydı.</p>

<p><strong>&gt; Karakterlerinizin her birini derinlikli analiz etmemize olanak sağlayacak şekilde yaratıp tanıştırıyorsunuz okurla. Her birinin hayatı sahiden ayrı bir roman. Tüm bu karakterleri yaratırken nereye baktınız, ne gördünüz de bu kişiler karıştı romana?</strong></p>

<p>Teşekkür ederim bu yorumunuza. Sanırım uzun zaman içinde biriktirdiğim ve kendi yerini alıp beklemeye geçenlerle dolu bir arşiv-hatıra-gözlem kutum var zihnimde. Yazarken dünyayla bağlantımı keserim. Böyle çıkarabiliyorum işlerimi. Üç ay, dört ay gündemim sadece kitabım oluyor. O sırada artık o kadar karışıyoruz ki birbirimize; bir yerden sonra ben yazıya, kahramanlara teslim oluyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
Uzun zaman içinde biriktirdiğim ve kendi yerini alıp beklemeye geçenlerle dolu bir arşiv-hatıra-gözlem kutum var zihnimde. Yazarken dünyayla bağlantımı keserim. Üç ay, dört ay gündemim sadece kitabım oluyor. O sırada o kadar karışıyoruz ki birbirimize; bir yerden sonra ben yazıya, kahramanlara teslim oluyorum

<p><strong>&gt; Tabii bir de Ayda var. Mert’in hayatının belirleyici karakterlerinden ama hep bir belirsizliği de var gibi. Bu belirsizlik de onu Mert kadar güçlü bir karakter yapmış romanda…</strong></p>

<p>Sevmek tek kişilik bir performans olunca o belirsizlik daha güçlü de yapabilir seveni, daha kırılgan da. Onun tercihi elini kanatan o ipi bırakmak oldu. İpi bırakınca bunca zaman neyi sıkı sıkı tuttuğunu düşünür insan. Ama bütün yaralar, kesikler iyileşir. Kırıklar kaynar. Belki yanlış kaynar ama her şey geçer.</p>

<h3><img align="left" alt="Salkım Sokask No3" height="857" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/07/salkim-sokask-no3.png" width="589" /><strong>Yarımlardan bir bütündür insan</strong></h3>

<p><strong>&gt; “Bazen olmaz ama sonraki tüm ihtimallerden birinin doğuşudur bu. Olmayışı kutla…” cümlesi çok güzel ve genel olarak da aslında umut veren bir cümle. Siz kendi hayatınızda da böyle düşünüyor musunuz?</strong></p>

<p>Düşünmez miyim? Hem de kaç kez. Bir önceki kitabım Bunu Sen Oku kendi anılarımdan oluşuyordu. Anlattığımsa nasıl başardığım değil her defasında nasıl çuvalladığımdı. Hatalarından, olmazlarından, yarımlardan bir bütündür aynı zamanda insan.</p>

<p><strong>&gt; Okurunuza en çok ne kalsın bu romandan?</strong></p>

<p>Romanlarını çok sevdiğim yazar arkadaşım Fügen Ünal Şen şöyle bir yorum yazmış, diyor ki: “Mert’i, Edis’i, Ayda’yı bir kenara koydum kitap bitince, kendi kendine pudingli pasta yapmayı öğrenen, yokluğunu fark etmediğim, ‘neredesin sen?’ diye sormadığım hayatımın kıyısındaki bütün Nevzatlar’dan özür diledim” Bunu okuduğumda kalbim sızladı. Okura kalmasını istediğim ne varsa kalıyordu demek ki…</p>

<h3><strong>Her şeyin pratiği ve kolayı makbul artık</strong></h3>

<p><strong>&gt; Romanda baba ve oğul hikâyeleri de öne çıkıyor. Nevzat’la babası, Mert’le babası hepsinin bir şekilde sağlıklı ilişkileri var. Aslında aileler içindeki ilişkiler de öyle ve hatta komşular da. Tüm bunların toplamını düşünüp bugüne baktığında ne görüyor İclal Aydın?</strong></p>

<p>Hep sağlıklı mıydı eskiden ilişkiler, sanmıyorum ama bugünden daha iyiydi diye düşünüyorum. Her şeyin pratiği ve kolayı makbul artık. Yemeğin, giyimin, arkadaşlığın. Rahatlık öncelikli. Eşofman gibi, hazır paketli yemekler gibi… Az emekle çok doygunluk almaya alışkın bir dünyanın insanlarının sevme, aile kurma, ilişki yürütme becerisi de bu benzerliği taşıyor. 30 yıl önce iletişim bu kadar kolay değildi. Ciddi bir zaman, emek ve duygusal maliyet gerektiriyordu. Mektubunu günlerce beklediğiniz birinden kolay kolay vazgeçemezdiniz. İnsan yorulduğuna, uğraştığına kıymet verir. Belki de sağlıklı ilişki dediğimiz buydu: Sevdiğimize gerçekten zaman, ilgi ve uğraşı vermek.</p>

<h3><strong>Her şey değişiyor da bazı şeyler hiç değişmiyor</strong></h3>

<p><strong>&gt; Şakir dedenin İzmir’e gelmeden önceki göç hikâyesinin anlatıldığı bölümde “Bütün dünya bir o delinin, bir bu delinin elinde sallanan bir kavanoza dönmüş” ifadesi çok doğru. Bugün o kavanoz hâlâ sağlam mı sizce yoksa çoktan tuzla buz mu oldu?</strong></p>

<p>O delinin tuz buz ettiği kavanozun yerine gelen yenisi şimdi birinden diğerine fırlatılan sırça bir top gibi. Kırıldı kırılacak. Üstelik liderlerin neredeyse hemen hepsi “kim daha gözü kara” yarışında. Her şey değişiyor da bazı şeyler hiç değişmiyor değil mi?&nbsp;<em><strong>(Oksijen, Sibel Oral, Salkım Sokak No:3 / İclal Aydın / Artemis Yayınları / Roman / 336 Sayfa)</strong></em></p>
</blockquote>

<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p>
</article></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'OKU, KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/izmirden-bir-gocmen-mahallesi-hikayesi</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jul 2024 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/07/roman-1.png" type="image/jpeg" length="30823"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#Edebiyatın son değerlerindendi!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/edebiyat-bir-degerini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/edebiyat-bir-degerini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Türk edebiyatının usta ismi; roman, öykü, şiir, deneme, eleştiri, biyografi, inceleme gibi edebiyatın birçok türünde eserleri bulunan Ferit Edgü, 88 yaşında hayatını kaybetti.</p>

<p>Ferit Edgü için yarın Beyoğlu Casa Botter Apartmanı’nda saat 15.00’de anma toplantısı yapılacak. Edgü aynı gün Teşvikiye Camii’nden ikindi namazından sonra Aşiyan Mezarlığında son yolculuğuna uğurlanacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Everest Yayınları<strong><em> “Ailesine, okurlarına, tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz... Ferit Edgü’yü kaybettik”</em></strong> paylaşımında bulundu. Simurg Art Yayınları, <strong><em>“Hakkari’de bir mevsim’din, sonra ‘şimdi saat kaç?’ diye sordun ve dolu dolu yanıtladın. Kendine özgü kaleminle ve hiç kimseye benzemeyen bakış açınla... Sevgili Ferit Edgü her şey için şükran duygusuyla, Ada’dan (kurduğu yayınevi) kütüphanemize kattıklarınla, güzel Türkçemizi zenginleştirdiğin yapıtlarınla hep aramızda olacaksın. Gül bahçele- rinde huzur içinde uyu. Çok üzgünüz...”</em></strong> mesajını yayımladı.</p>

<p>ÖYKÜ’NÜN BİR AYAĞI KIRILMIŞTIR</p>

<p>Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Adnan Özyalçıner, <em><strong>“Kuşakdaşım, sevgili öykücü arkadaşım, dostum Ferit Edgü’yü yitirmenin derin üzüntüsü içindeyim. Edebiyatımızda Ferit’in ölümüyle öykünün bir ayağı kırılmıştır. Yaşamla birlikte süren, devinen, sürekli bir öykünün yazarıydı Ferit. Bitmeyen, bitmeyecek olan bir öy- künün yazarı... Öykümüzün, öykücülüğümüzün kaybı çok büyük, çok acı” </strong></em>açıklamasını yaptı.</p>

<blockquote>
<p><strong>FERİT EDGÜ KİMDİR?</strong></p>

<p>Ferit Edgü, 24 Şubat 1936’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde eğitim gördü ve eğitimine Paris’te devam etti. 1976-1990 yılları arasında, kurucusu olduğu Ada Yayınları’nda, çağdaş Türk ve dünya yazarlarının, şairlerinin yapıtlarını yayınladı.</p>

<p>Şiir, öykü, roman, oyun, deneme, biyografi, eleştiri, inceleme gibi edebiyatın birçok türünde eserler veren usta isim, Bir Gemide adlı kitabıyla 1979 Sait Faik, Ders Notları ile 1979 Türk Dil Kurumu, Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı ile 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü aldı. Hakkâri’de Bir Mevsim romanından uyarlanan ve Erden Kural’ın yönettiği film, Berlin 33. Film Festivali’nde, aralarında Gümüş Ayı’nın da olduğu 5 ödül kazandı. Romanları, öyküleri, denemeleri Japonca ve Çince dahil birçok dile çevrildi.</p>
</blockquote>

<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/edebiyat-bir-degerini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jul 2024 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/07/yazyaz.png" type="image/jpeg" length="40845"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çok renkli, tutkulu, hayat iştahı yüksek biri!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/sair-yazar-gazeteci-fotograf-sanatcisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/sair-yazar-gazeteci-fotograf-sanatcisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>NET TÜRK TV / OKU'YORUM</p>

<p>Şair, yazar, gazeteci, fotoğraf sanatçısı, küratör ve rehber Cüneyt Ayral'ı tanımayan yoktur.</p>

<p>Cüneyt Ayral, şiir roman ve deneme türlerinde pek çok kitaba imza atmış bir isim. Yazarın Oğlak Yayınları’ndan çıkan kitapları şöyle: Gölgedekiler, Paris Bambaşka, Tembel Gurmalar İçin Sandviçler ve Salatalar, Benim Paris’im, El Çabukluğuyla Marifet, Sizin İçin Pişirdiler ve Kambur. Ve bunlar sadece sayabildiklerimiz…</p>

<p><img align="left" alt="Cuneyt-1" height="416" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/06/cuneyt-1.jpg" width="639" /><strong>Çok renkli, tutkulu, hayat iştahı yüksek olan birinin çerçevesini nasıl belirlemeyelim ki tüm tanımlamaları içinde barındırsın? Yazar, rehber, flanör, gezgin, turist, sürgün, mülteci, göçmen, malumatfuruş, haneberduş, meraklı, aşk yorgunu, kalp kırgını, gazeteci, maceracı, kaşif ve devam ediyor... Cüneyt Ayral kimdir? Hepsi mi hiçbiri mi?</strong></p>

<p>Cüneyt Ayral aslında çok kendi halinde, çok fazla ortada görünmeyi sevmeyen, tutkuları olan, rahmetli İlhan Berk’in deyimiyle aşka aşık bir adamdır.</p>

<p><strong>İçe dönük müsünüz?</strong></p>

<p>Herkes beni dışa dönük bilse de içe dönük bir kimliğim var. Kendimi içimde yaşarım. Dışarıya çok göstermem gerçek Cüneyt’i. Paris’te yaşıyor olmamın nedeni bu. Tahminlerin aksine, tanınan birisi olmayı sevmiyorum. Yazar ve şair olarak bilinmeyi seviyorum. Bu durum egomu okşuyor. Kitaplarım dışında çok fazla ortalıkta olmayı sevmiyorum açıkçası.</p>

<p>İŞ ADAMI KİMLİĞİM MERAK EDİLİYOR&nbsp;</p>

<p><strong>Kalıpların dışında, yaratıcı düşünebilme becerinizi nasıl anlıyorsunuz ve hangi deneyimlere ya da öğrenimlere bağlıyorsunuz?</strong></p>

<p>İlk otobiyografi kitabım Yolculuk’u 50. yaşımda sipariş üstüne yazmıştım. Yolculuk, yüzde yetmiş beş doğru bir tanım çünkü esasında bir başarısızlık öyküsü. Biliyorsunuz iç giyim sektörünü Türkiye’de ilk kuranlardan biriyim ve iş adamı kimliğim çok merak ediliyor. Ben de onlara istediklerini az vererek daha çok kendi kimliğimi anlattım. Bazı şeyleri de uydurdum.</p>

<p><strong>Çocukluğunuza, Yaşiner apartmanı günlerine gidelim, nasıl bir eve, nasıl bir aileye doğdunuz? Anneniz nasıl bir kadındı?&nbsp; Kitaplarda babanızdan hiç bahsetmemişsiniz, onunla nasıl bir ilişkiniz vardı?</strong></p>

<p>Annem ve babamla ilişkilerim çok mükemmel değildi. Biz Sabetay bir aileyiz. Selanik, piyasada dönme diye bilinir. Babamlar, varlık vergisinde çok dayak yediklerinden Sabetaylığının ortalığa çıkmasından çok korkardı. Bu konu hiç konuşulmazdı. Çok başarılı bir iş adamı değildi. Annem ise başarılı bir kadındı ama lükse düşkündü. Evimizde misafir geleceği zaman çok zarif sofralar kurulurdu. Ancak biz bize isek akşam yemeğinde hep uyduruk bir şeyler olurdu. O tariflerin hepsi El Çabukluğu Marifet kitabımda. Yemek yapma ve yemek yeme deneyimimi de Sizin İçin Pişirdiler adlı kitabımda anlattım. Çocukluğumun geçtiği Nişantaşı Yaşiner Apartmanı aile apartmanıydı. Büyük bir aileydik. Oturduğumuz Küçük Bahçe Sokağı benim için evden daha önemliydi. Manav Nevruz vardı, Bakkal Abdurrahman Efendi hepsi arkadaşımdı. İçmeyi orada öğrendim. &nbsp;Mahalledeki insanlarla, esnafla güzel bir ilişkim vardı. Evden çok mahalleyle ilişki kurmuştum. Ablamla aynı odayı paylaşıyorduk, yalnız olmayı sevdiğimden durumdan çok memnun değildim. Yalnızlık her zaman benim için çok büyük bir lüks olmuştur.</p>

<p><strong>Bir de krallığınız var, hem de iç giyim kralı... Kime Cüneyt Ayral desem bunu mutlaka hatırlıyor. İç giyim defileleri, ünlü yerli ve uluslararası mankenler, iç gıcıklayan resimler. Erotizm. Cinselliğin, hazların o tuhaf, hayal gücüne bambaşka lezzetler kazandıran labirentleri. 80 ve 90’ların Özal, trasformasyon, liberalleşme, kentli yeni sınıfların coşkulu tüketim atakları, haz ve fanteziler dünyası. Cüretkâr, kışkırtıcı, tahrik edici hamleler. O devasa “iç çamaşır” pazarında müthiş bir niş inşa ediyorsunuz. İç giyim işine nasıl girdiniz? Nasıl başardınız? Ne ödünler verdiniz?</strong></p>

<p>1980 yılında sert sıkıyönetim kanunları yüzünden evlenmek zorunda kaldım. Sevgilim vardı, ilk karım İrem. Beraber yaşıyorduk, apartmandan şikâyet etmişler, kapıya asker geldi. “Birisiyle beraber yaşayamazsın” dediler. Yahu benim sevgilim bu. “Hayır, yaşayamazsın” dediler. Onun üstüne hemen evlendik. O dönemde reklam sektöründe metin yazarı olarak çalışıyordum. Her girdiğim yerden de atılıyordum.</p>

<p><strong>Neden?&nbsp;</strong></p>

<p>Huysuz bir adamım çünkü, geçimsiz bir adamım. Adamlar da haklı. Vakkorama açılıyordu, onun açılışında rahmetli Vitali Hakko beni işe almıştı. Yaşar Kemal’i davet edeceklerdi, ben Yaşar Kemal’e telefon ettim. Yani o da yazar ben de yazarım. Bir şey yok ortada.,,</p>

<p>&nbsp;VİTALİ HAKKO, YAŞAR KEMAL'İ ARADIM DİYE BENİ İŞTEN ATTI&nbsp;</p>

<p>Vitali çok kızdı. Sen kim oluyorsun Yaşar Kemal’i arıyorsun diye. Ben de ben 'Cüneyt Ayral’ım, kusura bakma 'dedim. Ve beni işten attı tabii. Sonra Mengü Ertel’in yanına girdim. İrem’le evlendik. Mengü de beni işten attı. Karım bir Amerikan bankasında çalışıyordu. Bana dedi ki, “Kendi işini yap. Beş sene seni desteklerim.” İrem harika bir kadındı. Hep görüşürüz, hâlâ. Öyle oldu. Türkiye’de ne iş yaparım diye düşündüm. Benim fetişlerim var. Sütyendi, dondu, bayılırım, dokunmayı da severim. O dönem Türkiye’de doğru dürüst sütyen yoktu. İrem İngilizce Cosmopolitan dergisi alırdı. Bir sayısında küçük bir reklam gördüm, Warner. Rengârenk sütyenler, bayıldım. Onlara teleks yazdım. Sizi Türkiye’de temsil etmek istiyorum dedim. Adam ilgileniriz diye cevap verdi. Örnek istedim. Derdim, sütyenler gelsin, karım giysin (gülüyor). Örnekler geldi, pırıl pırıl, rengârenk; yeşiller, kırmızılar, sarılar, bayıldık tabii. O arada beni askere aldılar. Gittim askere, on üçüncü gündü silahı attım çıktım. En son da, delidir ne yapsa yeridir diye rapor verdiler, bıraktım askerliği. İstanbul’a geldim. Warner’ın Avrupa başkanı geldi. Adam yıllık ne ciro bekliyorsun dedi. Dedim ne cirosu, ithalat yasak Türkiye’ye. Adam deliriyordu. İngiltere’ye, döndükten sonra, bir teleks geldi, tekrar görüşmek istediler. Ancak iç giyim hakkında hiçbir şey bilmiyorum, beni yetiştirmeniz lazım dedim ve macera böyle başladı.</p>

<p>TÜRKİYE'Nİ GİDİŞATININ BÖYLE OLACAĞINI 27 YIL EVVEL SÖYLEMİŞTİM.&nbsp;</p>

<p><strong>O güne ve bugüne bakalım, ne kadar muhafazakarlaştık değil mi? Dergi kapaklarımız vardı, artık dergimiz yok neredeyse, ne dersiniz?</strong></p>

<p>Türkiye’nin bu gidişatının böyle olacağını 27 yıl evvel Fransa’ya giderken söylemiştim. Kitaplarımdan bir tanesi AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri anlatır. O konudaki yazılarımı da topladığım da bir kitabım var. Orada zaten yazıyor Türkiye’nin AB’ye filan girmeyeceği. Girsek Mi Girmesek Mi?’dir o kitabın adı. Girmeyeceğini anlattım orada. Türkiye’nin gidişatı iyi değil. Bir hareket başladı. Yeterli mi, hayır. Çok daha sert, çok daha net şeyler yapılması lazım bu memlekette. Yoksa Türkiye gümbür gümbür gidiyor maalesef, dışarıdan görüntüsü o. Ve bu beni çok üzüyor. Muhafazakarlık bizim dönemimizde de vardı. Ama bu kadar hırçın değildi. Ben biraz da işimi kaybetmiş olduğuma çok seviniyorum çünkü bugünlerde o iş olsaydı biri gelip çakacaktı o işin içine. Yani beni yaşatmayacaklardı burada, onu biliyorum. Onun için de iyi oldu, hiç olmazsa ben yazar kimliğimle Fransa’da saygı da görüyorum. Burada öyle bir şey yok. Burada ancak sutyenci, doncu olursanız basında yer alıyorsunuz. Yoksa kitaplarımla ilgili ilk siz konuşuyorsunuz işte.</p>

<p><strong>İç çamaşırı ve erotizm sizin için ne ifade ediyor? Erotik nedir? Erotik ve baştan çıkarıcı denilince aklınıza gelen isimler, kitaplar, sanat eserleri, filmler, oyuncular vs. neler?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir kere iç giyim Türkçeye benim kattığım bir sözcüktür, iç çamaşırı demem çünkü çamaşır başka bir şeydir. Yani çamaşır dediğiniz zaman yatak örtüsü, gecelik onları söylersiniz. Türkçede bazı sözcükler yanlış kullanılıyor. Sütyen, don, jartiyer, bunlar iç giyimdir. Bana ne ifade ediyor? Bir kere ben için çok ciddi bir fetişizm. Onu ifade ediyor. İyi bir koleksiyonerim. Çok ciddi bir iç giyim koleksiyonum var, şu anda satışta. Aklıma ilk gelen isimse Catherine Deneuve. En son Cafe de Fleur’da karşılaştık birkaç fotoğrafını çekebildim. Hâlâ muhteşem bir kadın. Penelope Cruz, erotik bir kadın. Onun dışında eşlerim çok erotiktir. Hep öyle kadınlar seçtim.</p>

<p>&nbsp;PARİS'TE GEÇMİŞİM ELLİ YILI AŞAR</p>

<p><strong>Walter Benjamin’in deyimiyle 19. yüzyılın başkenti Paris, Cüney Ayral'ın tüm bu maceraları arasında nerede? Şehirle nasıl bir ilişkiniz var?</strong></p>

<p>Şehirle nefret ve aşk ilişkim var. İstanbul’la küsüştüm ben.&nbsp; İstanbullular İstanbul’a sahip çıkmadılar. Hayatımda yaptığım en önemli ve değer verdiğim iş, Konstantiniye Haberleri gazetesidir. İstanbul Enstitüsü, Pera Müzesi web sayfalarından okuyabilirsiniz. Paris’te geçmişim elli yılı aşar. İlişkimiz çok uzun. Son zamanlarda Paris kimlik değiştirdiğinden bir nefret doğmaya başladı. Artık kitapçılar lüks giyim mağazaları oluyor. Kafeler saat 11.00’den itibaren restoran halini almaya başladı. Kapitalizmin esiri olmuş durumdalar.</p>

<p><strong>&nbsp;Paris geçmişiyle barışık yaşar. Dünyanın en önemli coğrafyasında yaşarken İstanbul’a bu zulmü neden çektiriyoruz? Türkler geçmişe küskün ve kırgın mı? Yoksa yönetimlerin kurbanı mıyız?</strong></p>

<p>Türk insanının ayarını bozdular, Türk, Kürt, Laz, Alevi diye ötekileştirdiler. Devamlı kavga gürültü var memlekette. Benim hiç aklım ermiyor. Fransa’da Fransız nüfusu yüzde 18. Yani en iyi doktorlar İranlı, Cezayirli. Böyle bir dertleri yok. Türkiye’de inanılmaz bir ayrışma, ötekileştirme var, akıl sır ermiyor.</p>

<p><strong>“İstanbul da, Paris de dişi şehirlerdir. İkisi de bünyelerinde fahişelik barındırır. Alımlı, aşkı çağrıştıran ama ulaşılması ve uzlaşılması güç kadınlar gibidir. Sizinle sevişmesine sevişirler ama hiçbir zaman sizin olmazlar.” Paris Bambaşka kitabınızdan etkileyici satırlar. Sormak istiyorum kalabalıklar şehri İstanbul sizi üzerken, yalnızlar şehri Paris kucak mı açtı? Yoksa mesele bir kadın mıydı?</strong></p>

<p>Aynen öyle. Paris bana kucak açtı. Paris beni koruyor, hâlâ koruyor. Fransızlar bana maaş veriyorlar. Ben Fransız değilim, hâlâ Türk vatandaşıyım.</p>

<p><strong>“Olmaz dediğim birçok şey olmadı hayatımda” diyorsunuz. Neydi bunlar?&nbsp; Yaşamak sürprizlerle doluyken hâlâ olma şansı yok mu?</strong></p>

<p>Benim bir şeye kavuşmak gibi bir derdim hiçbir zaman olmadı. Paris herkesin yalnız yaşadığı bir şehir. Tek başına olmakla yalnız olmak arasında fark vardır. Paris’te yalnız yaşıyorum ama tek başıma değilim. Çok insan tanıyorum. Kafelerin garsonlarından tutun, mahallenin manavına kadar bir sürü tanıştığım insan var. Galiba yalnızlığı çok seviyorum. Bana göre özgürlük duygusu. Size karışılmaması, sizi ellememeleri, istediğinizi istediğiniz anda yapabilme duygusu… Yani ben istiyorsam gecenin üçünde uyanıyorum, kalkıyorum çıkıyorum sokağa yürüyorum. Bu bir özgürlük.</p>

<p><strong>Tüm kitaplarınızı okurken neşenin yanında hüzün, zekanın yanında da naif yönünüz satırlar arasına gömülmüştü. Aidiyet ve kimliklere karşı bir duruşunuz var mı? Gerçek özgürlük, köksüzlükten ve aidiyetsizlikten geçiyor olabilir mi?</strong></p>

<p>Selanikli bir aileden geliyorum. Ciddi bir din eğitimi almadım. Ne Müslümanlığı öğrendim ne de Yahudiliği. Annem babam gezmeyi seven, sosyal insanlardı, biz evde otururduk. Önce Şişli 19 Mayıs İlkokulu’nu bitirdim. Ondan sonra bir sene Alman Lisesi’nde okuduktan sonra Ankara Atatürk Erkek Lisesi’nden mezun oldum. Aidiyet duygusu bende yok. Zaten eşlerimin de sevgililerimin de bende sevmedikleri şey o oldu gibi geliyor. Çünkü hep kendime ait oldum.</p>

<p><strong>Aşktan bu kadar beslenirken yalnızlığı öykünmeniz bir paradoks değil mi?</strong></p>

<p>İki kadına çok aşık oldum. Bir tanesi benden hala nefret ediyor, görüşmüyor. Çok şiir yazdım üstüne. En son Yolculuk kitabımda adını vererek bir mektup yazdım kendisine. Neden ayrıldığımızı bilmiyorum, en çok da onu merak ediyorum. İkinci karıma da çok aşık oldum. Hâlâ aklımın bir köşesinde durur. Benimle yaşamak çok zordur. Ben öyle, yalnız huysuz değil, ben benden nefret ediyorum zaman zaman. Kolay değilim. O kadar çok merakım, o kadar çok denemek istediğim şey var ki…</p>

<p><strong>Mekanları mekân yapan insanlarıysa Paris’in ölümsüz edebiyat kahveleri ve onlarla bütünleşen yazarları anlatır mısınız? Ufak bir edebiyat kahve turu istesem sizden…</strong></p>

<p>Paris’te önemli edebiyat kahveleri Cafe de Fleur ve Les Deux Magots’dur. Gerçi ikisinin de tadı kaçtı, Japon kahvecisi oldular. Artık sıraya girmek zorundasınız kahvede oturabilmek için. İnanılmaz pahalı. Cafe de Bonaparte var. Orada oturuyorum genellikle. Öğleden sonraları beni orada buluyor insanlar. Artık yazarların çok fazla kahve sohbetleri yok. Sartre Nobel Ödülü’nü yine bu kahvelerden birinde reddetmiş. Çok modacıyla tanıştım ben bu kahvelerde. Paris de değişiyor. Her yer lüks mağaza oluyor. Niye öyle oluyor? Çünkü Filipinliler geliyorlar, Araplar geliyorlar ve yalnızca alışveriş ediyorlar. Delirtiyor beni tabii.</p>

<p><strong>El Çabukluğuyla Marifet ve Tembel Gurmeler İçin Sandviçler ve Salatalar. Yemek kitaplarını okumayı seven biri olarak bayıldım. Anneniz nasıl biriydi? Yemek yapma sevginiz annenizden mi geliyor?</strong></p>

<p>Hayır, nenemden. Babaannemin Selanik’te yardımcısı olarak aileye girmiş. Babamı, halamı, kuzenlerimi, Mehmet ile Rıza’yı, ablamla beni büyüten nenemdir. Eşini Balkan Harbi’nde gözünün önünde süngüyle öldürmüşler. Onun üstüne de bir daha hiç evlenmemiş. Çok güzel yemek yapardı. Onun yaptığı paşa köftesi Deniz Gürsoy’un köfteler kitabında ismiyle beraber vardır. Yemek yapmanın keyfini ondan öğrendim. Onun dışında rahmetli Boris Usta, Adnan Menderes’in aşçısıydı, yanında çalışmış olmak büyük bir şanstı. İkinci eşim evde beni rahat bıraktı ve yemek yapmaya başladım. Türklerden paşa köftesini çok iyi yaparım. Bir de nenemin iç pilavlı tavuk dediği bir yemek vardır ama aslında o iç pilav değildir, o bir kızarmış pilavdır. Limonlu ve maydanozlu pilavdır, inanılmaz bir yemektir. <em>(Ebru D. Dedeoğlu, GazeteOksijen)</em></p>

<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/sair-yazar-gazeteci-fotograf-sanatcisi</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Jun 2024 16:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/06/cuneyt-2.png" type="image/jpeg" length="85896"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[# Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/su-turkiye-yuzyili-maarif-modeli-neyin-nesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/su-turkiye-yuzyili-maarif-modeli-neyin-nesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Bu memleketin çocuklarıyla eğleniyorlar;&nbsp; Yeni ortaya konan <strong>"Orta Oyunu"</strong>nun adı sanı ise&nbsp;<strong>"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"&nbsp;</strong>için <strong>"Yeni müfredatta, dünyada değişen durum ve ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenebilecek şekilde esnek bir yapı benimsendik."</strong> diyorlar.</p>

<p>Yeni müfredat, gelecek eğitim öğretim yılından itibaren okul öncesi, ilkokul birinci sınıf, ortaokul beşinci sınıf ve lise dokuzuncu sınıflarda kademeli şekilde uygulanmaya başlanacak.</p>

<p>"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli", hazırlanan yeni öğretim programlarına da temel oluşturmuş. Bu bağlamda, yeni öğretim programlarının mevcut programlardan farklılaşan pek çok yönü bulunuyormuş..</p>

<p>Diyor ki MEB'ciler "Yeni müfredat, özgün bir eğitim felsefesi içeriyor. Yeni modeliyle millî bilince sahip, ahlaklı, erdemli, milleti ve insanlık için faydalı ve güzel olanı yapmayı ideal edinmiş; beden, zihin, kalp ve ruh bütünlüğüne sahip bilge nesiller hedefleniyor."</p>

<p>Prof. Dr. Selçuk Şirin, bakın bu&nbsp;<strong>"Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"&nbsp;</strong>için ne diyor:</p>

<blockquote>
<h3><strong>Yeni müfredat 100 yıl geride</strong></h3>

<p>Mili Eğitim Bakanlığı geçen hafta anaokulundan lise son sınıfa kadar tüm müfredatı baştan sona değiştiren yeni bir taslak açıkladı. Amacını net olarak milli ve yerli değerler üzerine kurgulayan ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı verilen yeni müfredata dair ilk yazımı geçen ay yazmıştım. Eğer okumadıysanız önce lütfen o yazıyı şuradan okuyun. https://gazeteoksijen.com/yazarlar/selcuk-sirin/mufredatla-yerli-ve-milli-bir-kimlik-insa-edilebilir-mi-204280</p>

<h3><strong>İhtiyaç analizi nerede?</strong></h3>

<p>Reform ihtiyaçtan doğar. Yeni müfredatı değerlendirebilmek için önce reform ihtiyacını ortaya koyan bir veriye ihtiyacımız var. Eski müfredat hangi ihtiyaçlarımızı karşılamıyordu ki yeni bir müfredata ihtiyaç duyuldu? Çocuklarımız dünyadaki akranlarından hangi alanlarda geriye düştü ki o makası kapatmak için yeni bir müfredata ihtiyaç duyuldu? Veriye dayalı bir ihtiyaç analizi olmadan yapılan her reform başarısız olmaya, israfa ve zaman kaybına yol açar. Maalesef benim incelemelerime göre yeni müfredat belgesinde bir ihtiyaç analizi yok. Yeni müfredatla bir önceki müfredat arasında karşılaştırmalı bir içerik analizi yok. Örneğin 4’üncü sınıf matematik dersinde eski ile yeni müfredat arasında hangi alanlarda benzerlikler var hangi alanda yenilikler var, bunu gösteren bir tablo yok. Bunu bizim bir haftada yapmamız imkansız olduğuna göre bakanlığın ihtiyaç analiziyle birlikte bu karşılaştırmalı analizi de kamuoyuna sunması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>10 yıllık çalışma bir haftada değerlendirilmez</strong></h3>

<p>Geçen hafta ilk defa kamuoyuna açıklanan yeni müfredatın değerlendirilmesi için bize yalnızca bir hafta süre verildi. Siz bu satırları okuduğunuzda o süre çoktan dolmuş olacak. Ülkemizde eğitimi dert eden herkes gibi ben de bakanlığın yayınladığı müfredat taslağını incelemek için bir günümü ayırdım. Kafkaesk maceram da o zaman başladı. Öncelikle müfredat dediğimiz belgeler toplamda 26 farklı dosyadan oluşuyor ve bu belgeleri tek tek bilgisayarınıza indirmeniz bile evdeki internet hızına göre bir saati buluyor! Ben ilk olarak 110 sayfalık Ortaöğretim Programları Ortak Metni’ni indirdim. Ardından da okul öncesi döneme baktım. Sonra tek tek her dosyaya göz attığımda, toplam 3 bin sayfayı aşan yeni müfredatı tek başıma bir gün içinde, hatta bir haftada bile okumanın mümkün olmadığını şaşkınlıkla fark ettim.&nbsp;</p>

<h3><strong>3 bin sayfayı aralıksız okumak için 75 saat gerekli</strong></h3>

<p>Aklımdan geçen hesabı Türkiye’deki en başarılı düşünce kuruluşlarından biri olan ERG hesaplamış. Taslakta toplam 1 milyon 82 bin kelime varmış. Eğer ara vermeden metnin tamamını baştan sona okursanız tam 75 saat, 47 dakika harcarsınız. Yani her gün sabahtan akşama mola vermeden sürekli okusanız bile bu metni bir haftada bitirmek olası değil. Bu hesabı biz biliyorsak bakanlık da biliyordur diye umuyorum zira şundan emin olabilirsiniz: Bu metnin farklı bölümlerini yazanlar dahil kimse tamamını baştan sona okumadı! 10 yılda hazırlandığı söylenen bu metnin en az 10 ay askıda kalması lazım. Metin üzerine kapsamlı değerlendirmelerin yapılabilmesi için her bir taslak bölümle ilgili o alanın uzmanlarının bir araya gelip derli toplu bir değerlendirme yapması gerekiyor. Madem 10 yıl beklenmiş, o zaman bir yıl daha bekleyelim de bu müfredatı baştan sona revize edip tüm toplumun destek ve katılımıyla uygulamaya koyalım.</p>

<h3><strong>Değerler mi beceriler mi?</strong></h3>

<p>Okulların temel işlevi çocuklarımızı geleceğe hazırlamak olarak özetlenebilir. Her ne kadar pek çok farklı müfredat kuramları olsa da Türkiye’deki müfredat değişikliğini incelediğimizde ortada kabaca iki farklı yaklaşımdan söz edebiliriz: Beceri odaklı</p>

<p>Ulus devletler başlangıçta değerler odaklı bir müfredat kurguladı ve okullarda kimlik inşa faaliyetine girişti. Bu deneyimler geçen ay bu köşede detaylıca anlattığım gibi büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Bugün başta OECD ülkeleri olmak üzere tüm modern devletler hummalı bir şekilde müfredatlarını 21’inci yüzyıl becerilerine göre yeniliyor. OECD’nin geliştirdiği PISA testi işte bu becerileri ölçmek için kullanılıyor. Bu müfredatın temelini; okuduğunu anlama, fen ve matematikte problem çözme, iletişim, takım içinde işbirliği yaparak problem çözme, duygusal zeka ve farklı gruplarla uyum içinde yaşama becerileri oluşturmaktadır.</p>

<h3><strong>100 yıl geriden gelen müfredat</strong></h3>

<p>Yeni müfredat da yukarıda anlattığım tarihi süreç sanki hiç yaşanmamış gibi 100 yıl geriye değer odaklı bir müfredata gidiyor. Proje özetini anlatan ağaç görselinde becerilere ait bir dal bulunuyor; ancak ağacın ana gövdesi ve diğer dallarının neyi temsil ettiği ve nasıl ölçüleceği belirsiz bir şekilde, muğlak değerlerden oluşuyor. Bu yazdığım bir metafor değil bu arada, gerçekten de taslak metinin açılış sayfasında yer alan Eğitim Felsefemiz görseli bir ağaç şeklinde çizilmiş. Ben ağacın dallarını anlamayı size bırakıyorum (Ben anlamadım!) ve metinde yer alan en kritik cümleyi buraya alıyorum:</p>

<p>‘Yalnızca medeniyete uyum sağlayan bir nesil değil, etkin olarak medeniyet kurucusu ve geliştiricisi bilge nesiller yetiştirmeyi hedefleyen eğitim felsefemiz doğrultusunda ahlaklı, erdemli, milleti ve insanlık için iyi, doğru, faydalı ve güzel olanı yapmayı ideal edinmiş öğrenci profili modele temel oluşturmaktadır.’</p>

<p>Sorulacak o kadar soru var ki nereden başlayayım bilemiyorum. Hangi erdem? Kimin ahlakı? Hangi değerler kuramı? ‘Ahlaklı insan’ ya da ‘erdemli insan’ bazılarının kulağına hoş gelen kavramlar ve hedefler ama bu değerleri derslerde öğretemezsiniz. Her yaşta öğretemezsiniz. Bunda ısrar etmek hem kaynak hem zaman israfıdır. Açıklayayım.</p>

<h3><strong>Müfredat hayattır</strong></h3>

<p>Modern dünyada değerler eğitimi okuldan alınıp aileye verilmiştir. Ailede başlayan değerler eğitimini okul, açık müfredat dediğimiz dersler yerine gizli müfredat dediğimiz ders dışı ortamlarda, yani okulun kültüründe, ikliminde ve işleyişinde öğretir. Yani ahlak ve erdem gibi yüce değerleri çocuk önce evde öğrenir sonra da okulda ve toplumda ‘yaşayarak öğrenir.’ İşte bu nedenle literatürde söz konusu değerler olunca müfredat hayattır diyoruz. Okulda istediğiniz kadar ahlak dersi koyun, istediğiniz kadar erdem üzerine nutuklar atın, eğer öğrenci dersten çıktığında erdemli insanların cezalandırılıp ahlaksızlığın ödüllendirildiğine şahit oluyorsa okulda anlattığınıza değil yaşadığı ve gördüğüne bakar. Bir de bazı değerler aileden aileye değişir. Türkiye gibi kültürel zenginlikler barındıran, siyasi kampları keskinleşmiş bir ülkede okulu kimlik tartışmalarının arenası yapmak zaten kıt olan kaynaklarımızı heba etmek ve okulun diğer yapabileceklerinin önüne set çekmektir. Kaldı ki teknik bir detay olduğu için burada konuya hiç girmiyorum ama değerler her yaşta öğretilmez, mesela değerler eğitimine okul öncesinde başlanmaz.</p>

<p>Bütün bu saymış olduğum sebeplerden dolayı modern devletler yüz yıllık eğitimle kimlik inşa deneyinin çöktüğünü görüp okullarda beceri temelli eğitim modeline geçti. Yeni müfredat yüz yıllık bu tecrübeyi yok sayıyor. Yazık. (Prof. Selçuk ŞİRİN, Oksijen)</p>
</blockquote>

<hr align="center" size="0" width="100%" />
<p><strong>www.netturk.com.tr</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, KİTAP'YAZ, KİTAP'OKU, SORU'YORUM</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/su-turkiye-yuzyili-maarif-modeli-neyin-nesi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 May 2024 22:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/2-kopyasi-15.png" type="image/jpeg" length="47775"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[# Hemen atmamız gereken 7 Adım!]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/hemen-atmamiz-gereken-7-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/hemen-atmamiz-gereken-7-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Millî Eğitim Bakanlığı, tüm öğretim kademelerindeki zorunlu derslere ait "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" yeni müfredat taslağı hazırladı ve tartışmaya açtı.</p>

<p>Üstelik de "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"nin sadece son bir yılın değil, on yıllık uzun soluklu bir çalışmanın ürünü olduğu özellikle vurgulandı.&nbsp;</p>

<p>Modelin sunumunda öncelikle <strong><em>"Müfredat hazırlık sürecinde, çok uzun görüş alışverişleri ve kamuoyundaki yansımalar üzerinden analizler yapıldı, toplantılar düzenlendi. Bütün bu birikim, geçen yıl yaz aylarında bir veri olarak alındı ve bu veriler sistematik hâle getirildi.&nbsp;</em></strong></p>

<p><strong><em>Modelin beceriler çerçevesi oluşturulurken akademisyen, öğretmen ve diğer eğitim paydaşlarının katılımıyla yirmi çalıştay düzenlendi. Sonrasında her bir ders için oluşturulan ekipler, yüzlerce toplantı yaparak müfredatın hazırlıklarını tamamladı.&nbsp;</em></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><em>Sadece yaz aylarından itibaren bugüne kadar 1000'den fazla öğretmen ve akademisyen ile toplantılar düzenlendi, 260 akademisyen 700'ün üzerinde de öğretmen bu toplantılara sürekli katıldı.</em></strong></p>

<p><strong><em>Bunun dışında ilave olarak görüşlerine başvurulan akademisyenler ve öğretmenlerle birlikte 1000'in üzerinde eğitim paydaşı, ortak çalıştı. Bakanlık merkez teşkilatındaki bütün birimler de müfredat için yoğun çalışma yürüttü.&nbsp;</em></strong></p>

<p><strong><em>Bir haftalık askı sürecinin ardından "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli", Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca son eleştiri, görüş, öneri ve paylaşımlar doğrultusunda revize edilecek ve son şekline ulaşacak.</em></strong></p>

<p><strong><em>Yeni müfredat, gelecek eğitim öğretim yılından itibaren okul öncesi, ilkokul birinci sınıf, ortaokul beşinci sınıf ve lise dokuzuncu sınıflarda kademeli şekilde uygulanmaya başlanacak."</em></strong> denildi.</p>

<p><strong>ÖYLE OLMAZ BÖYLE OLUR!</strong></p>

<p>OYSA; New York Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Şirin ile çok uzun süredir üzerinde çalıştığı <strong>"eğitimle ilgili reform önerileri"</strong>ni kamuoyuyla paylaştı.&nbsp;&nbsp;</p>

<blockquote>
<p><img height="433" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233245637-screen-shot-2022-03-13-at-23.30.38.jpg" width="432" /></p>

<p>Eğitimi tek başına konuşmayı sevmiyorum. Bu vesileyle “eğitim şart” sözünün de bizi eğitime kıymet vermekten uzaklaştırdığını düşündüğümü ifade edeyim. Çünkü şart olan şeyin eğitim olmadığını şu yaşadıklarımız artık bize çok net gösteriyor. Şart olan bir şey varsa o da adalet sistemidir. Hukuksal kuralların işlemediği bir sistemde insanları eğitseniz de umduğunuz sonucu alamazsınız. Biz adalet sistemini, özgürlükleri bir şekilde yerleştirebilirsek ondan sonra eğitimi konuşabiliriz. Sıralamayı burada çok özenle kurguluyorum. Bir ülkede en ideal eğitim sistemini kurun, eğer orada adalet işlemiyorsa, özgürlükler garanti altına alınmadıysa, o ülkede eğitimle tek başına kalkınmak mümkün değildir. Bunu hiç unutmamamız gerekiyor. Çünkü “Tüm sorunları eğitimle aşarız” mantığı kurumların güçlü olduğu, bireysel özgürlüklerin garanti altına alındığı sistemlerde geçerli.</p>

<p><strong>-Hocam, siz verilerle konuşursunuz. Bu bağlamda eğitimde nereden nereye geldik?</strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Bir ülkenin dünyada nerede olduğunu anlamak için uluslararası objektif verilere bakmamız gerekiyor.&nbsp; TIMSS, PISA, PIAAC gibi farklı alanlarda yapılan ölçekler hep aynı sonucu veriyor: Türkiye evlatlarını iyi yetiştiremiyor. Bu ölçeklerden en önemlisi bence PISA. Ben yıllar önce PISA’yı Türkiye’de anlatmaya başladığımda “PISA nedir, bir yemek midir?” gibi düşünceler oluşuyordu. &nbsp;Ama şu an geldiğimiz noktada, sanırım bütün Türkiye PISA’nın ne olduğunu artık biliyor. 2003 yılından itibaren 3’er yıllık aralıklarla PISA’ya Türkiye de katılıyor. Şu an 70’ten fazla ülke katılıyor. Bu oran, dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde doksanını temsil ediyor ve 15 yaşındaki gençlerin ülke nüfusuna oranına göre ölçüyor. 2003’te biz ilk katıldığımızda 40’tan fazla ülke vardı. Onlar arasında 35. sıradaydık. Sonra ülke sayıları arttı. Hiç kafaları karıştırmamak adına sıralamamızı vereyim. Çünkü sonradan katılan ülkeler genelde daha önceden katılmayan OECD ülkeleri oluyor. 3’er yıllık aralıkları düşündüğümüzde 2003’te 35.’ydik. 2014’ten sonra sırasıyla 37., 41., 41., 50. ve 40. olduk. Yani 2018’de 40. olduk.</p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233239807-screen-shot-2022-03-13-at-23.30.01.jpg" height="482" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233239807-screen-shot-2022-03-13-at-23.30.01.jpg" width="100%" /></p>

<p>Şimdi baktığınız zaman Türkiye nedir? Türkiye G20 ülkesi. G20 ne demek? Yani dünyadaki en büyük 20 ekonomiden biri demek. Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olup, demografik olarak da oransal olarak bu kadar çok nüfusa sahip olan başka ülke yoktur. Hollanda’da genç yok mesela. Bizim 18 mi, 17 mi diye yarıştığımız ülkelerden biri Hollanda. Bizim çok yoğun bir genç nüfusumuz var, demografik olarak eğitmemiz gereken geniş bir kesim var. Buna rağmen biz G20’de olduğumuz halde eğitimde çocuklarımızı ilk 40’a sokamıyoruz. Durum bu.</p>

<p><strong>-Peki, hocam, eğitimdeki bu durumu nasıl değiştireceğiz? Biz 40. sıradan 20. sıraya, 10. Sıraya, 15. sıraya nasıl geleceğiz? Yani demografik olarak, ekonomik büyüklük olarak hak ettiğimiz yere nasıl geleceğiz?</strong></p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233218154-screen-shot-2022-03-13-at-23.29.40.jpg" height="465" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233218154-screen-shot-2022-03-13-at-23.29.40.jpg" width="100%" /></p>

<p>Bunun için benim kullandığımız basit bir kuramsal çerçeve var. “Akademik başarıyı ortaya çıkaran temel fonksiyonlar nelerdir?” diye düşündüğümüzde, üç faktör öne çıkıyor: Ev ortamı, okul iklimi ve öğretmen memnuniyeti. Ev ortamında zengin eğitsel gereçleri olan çocuklar daha başarılı oluyor, motivasyonu yükseliyor, motivasyon yükselince başarı artıyor. Bu ne demek? Evinde özel odası olan, bilgisayarı olan, interneti olan, anne ya da babasının bir tanesi üniversite mezunu olan çocuklar diğerlerine göre bir adım önde gidiyor. Diğer faktör ne? Okul iklimi. Okulda pozitif bir ortam olması gerekli. Yani bir okula girdiğiniz zaman, nefes alırsınız ya, iklim dediğimiz o, hissedersiniz. Orada öğrenme oluyor, öğrenciye saygı var, öğretmenlerin iş tatmini yüksek, yöneticiler inisiyatif alabiliyor. Böyle bir atmosfer varsa çocuğun motivasyonu yükseliyor. Motivasyon yüksek olunca akademik başarı artıyor.</p>

<p><strong>-Selçuk Hocam, üçüncü faktör ne?</strong></p>

<p>Üçüncü faktör de öğretmen memnuniyeti. Yani bir çocuğun eğitimde başarısını en önce belirleyen birinci faktör ev ortamıdır, sosyoekonomik statü de diyebiliriz buna. İkinci faktör, &nbsp;okul iklimi. Üçüncüsü ne? Üçüncüsü de öğretmen. Öğretmenleri mutlu olan, iş tatmini yüksek olan sistemlerde başarı artıyor. Buna en iyi örneklerden biri neresi? Finlandiya. Dünya’nın en mutlu öğretmenleri burada.</p>

<p><strong>-Hocam, size “PISA sınavlarında 40. Sıralardan ilklere nasıl geliriz?” diye sormuştum.</strong></p>

<p>Biz, Türkiye’de eğitimde ilklere bu üç unsuru dönüştürerek ulaşabiliriz. Yani ev ortamını zenginleştirmemiz lazım. Okul iklmini daha pozitif hale getirmemiz lazım. Öğretmenlerin iş memnuniyetini arttırmamız lazım.</p>

<p><strong>-Bunu nasıl yapacağız Hocam?</strong></p>

<p>Ben, Türkiye’nin, dünyada eğitim anlamında, okulda akademik başarı anlamında, eğitimde dünyayı yakalaması için atması gereken 7 adımı sizinle paylaşacağım. Önümüzdeki dönemde elimden geldiğince bu 7 adımın hayata geçmesi için her seviyede çaba harcayacağım.</p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233209856-screen-shot-2022-03-13-at-23.28.55.jpg" height="471" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233209856-screen-shot-2022-03-13-at-23.28.55.jpg" width="100%" /></p>

<p>Bu yedi adımı önce özet geçelim. İlk ve en önemli adım; hesaba dayalı reform yapmak. İkinci adım; her çocuğa doğduğu anda bir kitaplık kurmak. Üçüncü adım; ise her mahalleye okul öncesi kurumu açmak. Dördüncü adım; öğretmen ve müdürlere yetki vermek. Beşinci adım; okullara, özellikle devlet okullarına, itibarını yeniden kazandırmak. Altıncı adım; her ilçeye bilim ve teknoloji lisesi kurmak. Yedincisi ise problem odaklı sınavı Türkiye’nin realitesi yapmak.</p>

<p><strong>-Hocam, bu yedi reformda ne öneriyorsunuz, tam olarak ne demek istiyorsunuz?</strong></p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233208254-screen-shot-2022-03-13-at-23.28.33.jpg" height="451" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233208254-screen-shot-2022-03-13-at-23.28.33.jpg" width="100%" /></p>

<p>Evet, her birisini açıklayayım.</p>

<p><strong>-Evet, lütfen Hocam. İsterseniz, birinci reform, birinci adımla başlayalım.</strong></p>

<p>Bu adımımız, hesaba dayalı reform. Şimdi bakın, Türkiye’de hiçbir öğrenci başladığı sistemle ve başladığı müfredatla mezun olamadı. Bu ne demek? İlkokula bir sistemle başlıyoruz, sonra ne oluyor, bakanlar değişiyor. Son 20 yılda Türkiye’ye bir siyasal partinin döneminde 9 tane Bakan geldi. 9 Bakan gelince ne oluyor? Her gelen Bakan farklı vizyonla, farklı reform öncelikleriyle meseleyi ele alıyor. Kimisi diyor ki; okula 60 aylık çocuk başlayabilir, 72 ayı beklemeyelim. Öbürü diyor ki; eğitimde sistemi 4+4+4 üzerine kurgulayalım vs. Siz, sahada neler olup bittiğini benden daha iyi biliyorsunuz.</p>

<p>Şimdi, bu kadar çok alt üst oluşun olduğu bir ortamda, Türkiye’de, böyle karışık bir sistemde, siz, hiçbir tabii ki hiçbir başarıyı elde edemezsiniz. Çünkü hiçbir reform girişimi başladığı gibi bitmiyor.</p>

<p><strong>-Peki, ne yapmamız lazım Selçuk Hocam?</strong></p>

<p>Bundan sonraki dönemde, önümüzdeki dönemde, Türkiye’nin artık reform yapma biçimini değiştirmesi lazım. Bu ne demek? Bizim bundan sonra bakana dayalı değil, kişiye dayalı değil, hesaba dayalı reform kültürünü Türkiye’ye yerleştirmemiz lazım. Yani verileri toplayacağız, verileri inceleyeceğiz ve bu veriler bize ne diyorsa ona göre çözümler üreteceğiz. Yani veriye dayalı karar verme stratejisini Türk eğitim sisteminin temeline oturtacağız. Bunu yapmadığınız sürece ne olur? Sabah kalkar bir bakan ya da bir Cumhurbaşkanı, başbakan, hangisinin nasıl bir yönetim tarzı varsa, ona göre aklına eseni yapar, aklına esenin reform uydurduğu bir sistem olur. Bunun sonucu da çorbadır tabii.</p>

<p><strong>-Hocam ikinci adım olarak “Doğan her çocuğa bir kitaplık kurmak zorundayız.” demiştiniz. Bunu biraz açar mısınız?</strong></p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233206409-screen-shot-2022-03-13-at-23.27.27.jpg" height="295" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233206409-screen-shot-2022-03-13-at-23.27.27.jpg" width="100%" /></p>

<p></p>

<p>Bakın, Türkiye’de her sene 1,3 milyon bebek dünyaya geliyor. Bu bebekler doğdukları gün iki gruba ayrılıyorlar. Birinci grupta 300.000 bebek var. Bu bebekler şanslı bebekler, ayrıcalıklı bebekler. Neden? Çünkü onlar doğdukları gün evde kitaplık var, bebek kitaplığı, çocuk kitaplığı. Annesi ya da babasından birinin üniversite diploması var. Ve onlar çocuklarına okula girmeden, yani 6-7 yaşına gelmeden önce kitap okunması gerektiğini biliyor. Geriye kalan 1 milyon çocuk kitapla ne zaman tanışıyor biliyor musunuz? 7 yaşında. Yani bu çocuklar arasında 7 yıllık bir makas var. 300.000 çocuk bu oranın %20’si, 1 milyon çocuk ise &nbsp;%80’i. Türkiye’de aklınıza gelen bütün göstergelerin temelinde bu makas yatıyor.</p>

<p><strong>-Hocam, peki bu neden önemli? Kitap versek ne olacak, kitaplık kursak ne olacak?</strong></p>

<p>Şahin Hocam, beyin gelişiminin %90’ı ilk 3 yılda tamamlanıyor. Bunu biz yüzyıl önce, iki yüzyıl önce şu anki eğitim sistemini kurduğumuz zamanlarda bilmiyorduk. Bilseydik, okulları 7 yaşında değil, 3 yaşında başlatırdık. Buna birazdan değineceğim zaten. Ama burada vurgulamak istediğim nokta şu: Çocuk doğduğu anda, beyninin en hızlı geliştiği dönemde ona can suyu vermemiz lazım. Can suyu, biliyorsunuz, bir fidanı ektiğiniz zaman ona ilk verdiğimiz su. O suyu biz fidanı ektikten 7 yıl sonra gelip dökmüyoruz. Beynin en hızlı geliştiği dönemde simülasyona, uyarılmaya ihtiyacı var. Peki, ne yapmamız lazım? Dünyada pek çok örneği var. Yapmamız gereken şey çok basit. Türkiye’de doğan her çocuğa doğduğu gün, hastanede, daha eve gitmeden bir tane kitaplık hediye etmemiz lazım. Şu an bunu Türkiye’de bir takım belediyeler yapıyor. İstanbul, İzmir belediyeleri, başka belediyeler bunu küçük çapta da olsa yapıyor. Ama bu yeterli değil.</p>

<p><strong>-Hocam, yanlış hatırlamıyorsam sizin de bu konuda bir projeniz vardı.</strong></p>

<p>Evet, bunu ben 1 milyon kitap projesi (&nbsp;<a data-mce-href="https://1milyonkitap.com/tr" href="https://1milyonkitap.com/tr" rel="noopener" target="_blank">https://1milyonkitap.com/tr</a>&nbsp;)&nbsp;üzerinden bir sosyal sorumluluk projesi olarak yapıyorum. Şimdiye kadar 600.000 tane kitap dağıttık. Ama yeterli değil. Türkiye’de 1,3 milyon bebek dünyaya geliyor. Ama 1 milyon bebeğin kitabı yok. Kitapla 7 yaşında tanışıyor. Dolayısıyla bizim eğitim ve sağlık sistemleri arasında yapılacak bir mutabakatla 0-3 yaşındaki çocuklara önce kitap dağıtmamız lazım. Hani sinemada geçer, sinemada herhangi bir senaryoda varsa bir obje kullanılır. Aynı şey kitap için de geçerli. Evde kitap varsa çocuk bir şekilde oynuyor. Oynamaya başlıyor, okumaya başlıyor. Dolayısıyla bizim bu ilk 3 yılda hem kitaplarla hem kitap okumanın önemiyle ilgili; &nbsp;hem de doktorlar ve hemşireler üzerinden bu işin aktarılması noktasında bir reform yapmamız lazım.</p>

<p><strong>-Hocam, üçüncü reform adımında “Her mahalleye bir okul öncesi eğitim kurumu açılmalı.” diyorsunuz. Bunu ben de önemsiyorum. Bu konuda birkaç tane de yazı yazdım. Her mahalleye neden bir okul öncesi eğitim kurumu kurmalıyız?</strong></p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233234975-screen-shot-2022-03-13-at-23.26.45.jpg" height="326" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233234975-screen-shot-2022-03-13-at-23.26.45.jpg" width="100%" /></p>

<p>Evet, bunu benden önce de çok duymuşsunuzdur. Hep ne diyorum? Türkiye’de her ile bir üniversite açmaya gerek yok. Her mahalleye bir okul öncesi eğitim kurumu kazandırmamız lazım. Çünkü okul öncesi eğitime katılım oranında Türkiye OECD’de son sırada. Biz bazen Meksika ile yarışıyoruz.&nbsp; Tüm eğitim dönemi içinde geri dönüşü en yüksek yatırım, okul öncesi döneme yapılan yatırımdır. Bunu söyleyen kişi James Hackman. James Hackman, Nobel ekonomi ödülünü aldı. Basit bir soru: Doğumdan 30 yaşına kadar hangi yaşa yatırım yaparsak geri dönüşü en yüksek olur? Yanıtı çok iyi biliyoruz artık. Okul öncesi dönem. Neden? Biraz önce anlattım. Ne yapmamız lazım peki? Türkiye eğitim sistemindeki en köklü reform önerisi bence bu. 3-6 yaş arası dönemde okula katılımı evrenselleştirmemiz lazım, okullaşma oranını yüzde yüze çıkartmamız lazım. Şu anda 3-4 yaşında bu oran %20’lerde. Parası olan, ayrıcalıklı olan zaten çocuğunu okul öncesi eğitime gönderiyor. Bu da varlıklı ailelerle yoksul aileler arasındaki makası açıyor.</p>

<p>Bu konuda İstanbul, Ankara, İzmir Belediyelerinde çok iyi uygulamalar var. Onlara teşekkür ediyorum. Mersin’de Yenişehir’de uygulamalar var. Belediyeler okul öncesi eğitim kurumları açıyor ve bu beni çok mutlu ediyor. Bunun çoğalması lazım ve belki de okul öncesi eğitimi Milli Eğitim’den alıp tamamen belediyelere vermek lazım. Nasıl olacağını tartışabiliriz ama mutlak suretle 3 yaşından itibaren her çocuğun kaliteli bir okul öncesi kurumuna ihtiyacı var. Eğer bunu yapmazsak, çocuklarımızı televizyonlara, ekranlara mahkûm ederiz. Özellikle yoksul ve dar gelirli ailelerden gelen çocukları.</p>

<p><strong>-Sevgili Selçuk Hocam, dördüncü öneriniz eğitim yönetimi ile ilgili. Siz öğretmen ve müdüre daha fazla yetki verilmesi gerektiğini savunuyorsunuz. Neden?</strong></p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233224529-screen-shot-2022-03-13-at-23.26.18.jpg" height="400" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233224529-screen-shot-2022-03-13-at-23.26.18.jpg" width="100%" /></p>

<p>Evet, dördüncü reform önerim; öğretmen ve müdürlere yetki. Bakın, Türkiye, okul yönetiminde öğretmenlere en az inisiyatif veren ülke. Kararların %92’si Türkiye’de Bakanlıktan yapılıyor. Bir kişi Ankara’da oturuyor ve 20 milyon insanın kaderini belirliyor. Böyle bir sistemin başarılı olma şansı yoktur. Bu kadar karmaşık bir modern toplum yapısı içinde yedi farklı bölgesi olan Türkiye’nin bir noktadan idare edildiğini görüyoruz. Baktığınızda, zaman dilimi bile kaç tane meridyenden geçiyor. Böyle bir iklimde, böyle bir coğrafyada merkezden bir kişinin her şeye hakim olması mümkün değil. Dolayısıyla bizim ne yapmamız lazım? Başta müdürlere sonra öğretmenlere yetki vermemiz lazım. Japonya, Güney Kore, Finlandiya, Hong Kong nasıl başardılar? Onlar yetkiyi yerelleştirdiler. Yerelde farklı farklı modeller birbiriyle yarıştı. Birbiriyle yarışınca da ortaya bir başarı çıktı.</p>

<p>Türkiye’de karar verme mekanizmalarını tabana yaymazsak, öğretmenleri ve yöneticileri yetkilendirmezsek, onları sorumlu kılmazsak yalnızca memur olarak kalan zihniyetle eğitim sistemini 21. yüzyılda yönetmemiz mümkün değildir. Bizim lider yöneticilere ihtiyacımız var. Bunun için de yönetmeliklerin ve karar verme süreçlerinin değişmesi lazım. Aynı şekilde, öğretmenlik mesleğinin prestijini arttırmamız lazım.&nbsp; Finlandiya ve Kore bunu başardı. Öğretmenlik aynen tıp doktorlarında olduğu gibi, hukukçularda olduğu gibi profesyonel bir meslek olarak tanımlanmalı, ona göre de ödüllendirilmelidir. Bunun hem finansal hem de sosyolojik boyutu var.</p>

<p><strong>-Sevgili Selçuk Hocam, beşinci adım olarak ilginç bir öneride bulunuyorsunuz. “Devlet okullarına itibar!” diyorsunuz. Devlet okullarının itibarı yok mu ki, devlet okullarına itibar diyorsunuz?</strong></p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233212489-screen-shot-2022-03-13-at-23.25.52.jpg" height="446" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233212489-screen-shot-2022-03-13-at-23.25.52.jpg" width="100%" /></p>

<p></p>

<p>Türkiye’de bence son 20 yılda eğitimdeki en büyük gerileme devlet okullarının itibarını kaybetmesidir. Türkiye’de bölgeler ve okullar arası fark %40’lara varmış bir durumda. Bu ne demek biliyor musunuz? İki okul arasındaki fark %40 olduğu zaman, başarısız okula giden bir çocuk ağzıyla kuş da tutsa, başarılı okuldaki ortalama bir öğrenciyi yakalayamıyor. Neden? Çünkü iyi okulda iyi öğretmen var, kaynaklar daha fazla. Bizim okullar arasındaki farkı kapatmamız lazım. Ve bunu devlet okulları içerisinde yapmamız lazım. Türkiye, geçmişinde, dünya eğitim sistemine model olacak okulları sosyal bir devlet anlayışıyla ve devlet eliyle kurmuş bir ülkedir. Nelerden söz ediyorum? Bir; köy enstitüleri. Dünyaya model olmuş, 1940’larda Türkiye’nin kurduğu köy enstitüleri yapma-öğretme modeliyle günümüzde, 2020’lerde, Kore’ye, Çin’e, Finlandiya’ya örnek oluyor. Bunun bizim geçmişimizde olduğu, bugün olmadığı o kadar açık ki. Başka ne var? Biz yıllar önce fen liselerini kurmuşuz. Türkiye tıpta çok iyi diyoruz ya, evet bizim doktorlarımız çok iyi. Neden iyi? Çünkü zamanında Türkiye bu fen eğitimini çok ciddiye aldı. İzmir, Ankara, İstanbul başta olmak üzere pek çok yere elit, tırnak içinde kaliteli anlamda elit diyorum, elit fen liselerini kurdu. Peki, Anadolu liseleri… İlk kurulduğu dönem Türkiye’nin her yerinde İngilizce’nin öğretilebileceğini gösteren başarılı bir uygulamadır. Eğitim enstitüleri Osmanlı’dan, 1840’lardan, gelen bir gelenektir. Biraz önce dediğim gibi öğretmenlik mesleğinin profesyonelleşmesi gerekiyor. Aslında bunun yolu da eğitim enstitülerinden geçiyor. Örneğin; Gazi Eğitim Enstitüsü de Kazım Karabekir Erzurum Eğitim Enstitüsü de bir gelenektir.</p>

<p>Geçmişimizde olan, devlet eliyle yapılan bu uygulamaların, model okul uygulamalarının, tırnak içinde elit okul uygulamalarının yeniden hayata geçmesi ve yeşertilmesi gerekli. Önümüzdeki dönemde benim bunu yapmak için üç somut önerim var. Bir tanesi; dezavantajlı öğrencilere hizmet veren okullara ek kaynak sunmak. Bir çocuğun evinde kitap yok, okula geliyor, okulda kitaplık yok. Öğretmeni hevessiz olarak o okulda çalışıyor ya da ücretli öğretmen. Böyle bir ortamda olan çocuğun başarması mümkün değil. O çocuğun bulunduğu okula biz ek kaynak sunmak zorundayız. İki; dezavantajlı öğrencilere hizmet veren öğretmenlere başarı teşviki vermemiz gerekli. Yani çalışma şartları zorlu olan okullarda çalışan öğretmenlere ek ücret dahil olmak üzere çeşitli teşvikler sunmamız lazım. Ve son olarak; dezavantajlı öğrencilerin ailelerine eğitim teşvik fonu vermemiz lazım. Bunun uygulaması New York’ta var. Brezilya Lula döneminde bunu yaptı, çok da başarılı oldu. Dünyada başka örnekleri de var. Yoksulluk oranının azalmasının temel unsurlarından biri; ödev yapan, sınıfa gelen, dersinde başarılı olan çocukların ailelerine verilen teşviktir. Dünyada farklı uygulamaları var. Biden, şu anda Amerika’da her çocuğu olan aileye aylık belli ödemeler yapıyor. Bunun formülü bulunabilir. Dezavantajlı öğrencilere eğer birtakım ek kaynaklar sunmazsak; Türkiye’deki yoksul, dar gelirli ailelerin çocuklarını eğitimde başarılı kılmamız mümkün değil. Biz de şu an sosyal devlet olmanın unsurlarından birini yerine getirmiyoruz.</p>

<p><strong>-Sevgili Selçuk Hocam, sonlara doğru geliyoruz. Altıncı reform öneriniz; her ilçeye bir bilim ve teknoloji lisesi kurmaktı…</strong></p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233215866-screen-shot-2022-03-13-at-23.25.14.jpg" height="462" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233215866-screen-shot-2022-03-13-at-23.25.14.jpg" width="100%" /></p>

<p>Evet, Şahin Hocam. Bu yüzyılda ileri teknolojiye dayalı kalkınmanın dinamosu STEM. Yani bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ya da tasarım… Bütün bunların bir arada olduğu bir eğitim modeli. Şu an bizim, ileri derecede matematik ve fen bilgisi becerisine sahip çocuklarımızın oranı dünyanın çok çok gerisinde. Bazı yıllarda %1 bile değil, biliyor musunuz? Yani 2015’te %1 bile değildi, düşünün. Normal dağılım içinde sizin %3-%5 civarında “dahi” olarak adlandırdığınız çocuğunuz var. 15 yaşında bir sınava giriyorlar ve %1 ‘in altına düşüyorlar. Burada bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Peki, ne yapmamız lazım? Türkiye’nin, özellikle 21. Yüzyılda, teknolojinin bu kadar önemli olduğu, her şeye aklın ve tasarımın girdiği bu çağda ileri derecede fen ve teknoloji eğitimine sahip olması lazım. Öncelikle tüm öğrenciler için müfredatı gözden geçirmemiz lazım. Okul öncesinden başlayarak çocuklarımıza kaliteli fen ve teknoloji eğitimi sunmamız lazım. Sonra belli bir sayıda, %5-%10 oranındaki bir çocuk grubunu da alıp, tıpkı o eskiden, ilk kurulduğu zaman fen liselerinde olduğu gibi, her ilçede elit, seçkin aile bazında elit demiyorum, çocuğun yeteneği bazında elit diyorum, bilim ve teknoloji liseleri kurmamız lazım.</p>

<p><strong>-Sevgili Hocam, geldik son önerinize. Son olarak ne yapmamız lazım?</strong></p>

<p><img data-mce-src="/Archive/2022/3/13/233204964-screen-shot-2022-03-13-at-23.24.43.jpg" height="362" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/3/13/233204964-screen-shot-2022-03-13-at-23.24.43.jpg" width="100%" /></p>

<p>Bütün bunların olabilmesi için sınavlarımızı değiştirmemiz lazım. Türkiye’de sınavlar bir mıknatıs işlevi görüyor. Yani siz, eğitimde yapılması gereken her şeyi yapıp sınavları değiştirmezseniz, aileler ve okullar çocuklarını o sınava göre, yeniden, baştan kodlamak zorunda kalır. Dolayısıyla, bizim bu sınavlardaki ezbere dayalı sınav mantığını değiştirmemiz lazım. Şu an Türkiye’deki ulusal sınavlarda ne ölçülüyor, biliyor musunuz? Ezber. Çocuğun sınavdan sonra hiçbir işine yaramayacak, Google’da beş dakika aramakla bulabileceği tüm soruları bir sınavda soruyoruz. Daha sonra da çocukları ona göre bir üst basamağa alıyoruz. Bunu değiştirmemiz lazım. Bunun ötesinde de sınavların tek kriter olmasını gözden geçirmemiz lazım. Dünyada artık tek başına sınavı kullanan sistemler giderek ortadan kalkıyor, farklı farklı yöntemler uygulanıyor.</p>

<p>Bunu yaparken, üç tane somut önerim var. Bir; sınavların etkisini azaltmamız lazım. Yani üniversiteye girişte, seçkin, elit liselere geçişte sınavın etkisi %40-%50 olabilir. Ama onunla birlikte ders notu ortalaması, öğretmen değerlendirmesi ya da yeterlilik bazlı birtakım elemeler işin içine katılabilir. İki; sınavların niteliğini ezberden, problem çözmeye dönüştürmemiz lazım. Biraz önce PISA’dan söz ettim. PISA’da bizim çocuklarımız niye başarısız oluyor, biliyor musunuz? Çünkü PISA ezberi sormuyor; PISA problem çözme becerisini ölçüyor. Yani size bir takım veriler sunuyor ve bu verilerden yola çıkarak problemi çözmenizi istiyor. Bu tarz problemleri çözme becerisi bizim çocuklarda çok zayıf. Türkiye’de İleri derecede problem çözme becerisine sahip çocukların oranı %2 bile değil. Bunu değiştirmemiz lazım. Bunu değiştirmenin yolu da sınavları değiştirmekten geçiyor. Üçüncü olarak ki bu önemli; sınavları değiştirelim ama şu andaki merkezi yerleştirme sistemini değiştirmeyelim. Yani reform önermiyorum. Var olan sistemi yerinde tutalım. Üniversiteye geçiyorsunuz, üniversiteye geçerken Amerika’da da nasıl oluyor biliyor musunuz? Her üniversiteye tek tek başvuruyorsunuz. Bazı uzmanlar Türkiye’de de bunun olması gerektiğini söylüyorlar. Ben buna çok karşıyım. Şu an ÖSYM’nin yaptığı gibi tek başına bir başvuru ücreti ile üniversitelere ya da liselere geçişe devam etmemiz lazım. Sınavı değiştirelim ama yerleştirme sistemini sabit tutalım, değiştirmeyelim.</p>

<p><strong>-Hocam, son olarak ne söylemek istersiniz?</strong></p>

<p>Çok teşekkür ediyorum. Aslında burada söylediğim her şeyi aşağı yukarı kitaplarımda anlattım. Konuşmalarımda detaylandırdım. Söylediğim yedi aşamanın hepsi de verilere dayanıyor. O verilerin kaynakları da yine isteyenler için kitaplarımda var. (Şahin Aybek, Cumhuriyet)</p>
</blockquote>

<p><em><strong>www.netturk.com.tr</strong></em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, KİTAP'YAZ, KİTAP'OKU, OLAY'YERİ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/hemen-atmamiz-gereken-7-adim</guid>
      <pubDate>Sat, 04 May 2024 20:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/2-kopyasi-17.png" type="image/jpeg" length="55956"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[#Bir güzel insanı daha kaybettik]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/bir-guzel-insani-daha-kaybettik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/bir-guzel-insani-daha-kaybettik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p>

<p>Bir güzel insanı daha kaybettik. Celal Başilangıç, 12 Eylül karanlığının aydınlatılmasında, işkenceler, özellikle faili meçhuller ve adalet arayışında gazeteciliğin yüz akıydı. “Sıradışı” bir gazeteciyken “sıradan” bir muhabir gibi yaşayanlardandı, gitti.&nbsp;</p>

<p>Sürekli Basın Kartı sahibi Celal Başlangıç, bir süredir amansı hastalığa yakalanıp tedavi gördüğü Almanya'nın Köln kentindeki bir hastanede hayatını kaybetti.</p>

<p><a href="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1714722091422-whats-app-image-2024-05-03-at-10.39" rel="nofollow" title=""><img alt="" height="338" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1714722091422-whats-app-image-2024-05-03-at-10.39" width="500" /></a></p>

<p><em>1989 Ocak ayı. Sol başta Cizre'nin Yeşilyurt Köyü Muhtarı Abdurrahman Müştak,<br />
soldan ikinci, dönemin Cumhuriyet Güney İlleri Bürosu Temsilcisi Celal Başlangıç,<br />
sağ başta SHP'li vekiller Fuat Atalay ve Cüneyt Canver. Muhtar Müştak dışkı<br />
yedirme olayını anlatıyor. (Fotoğraf: Cengiz Mumay)&nbsp;</em></p>

<h2><strong>KİMDİR?</strong></h2>

<p>Celal Başlangıç, 1956 yılında İstanbul’da doğdu. Ege Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndan 1978 yılında mezun oldu. Gazeteciliğe 1975 yılında Ege Ekspres gazetesinde başladı. Daha sonra sırasıyla Demokrat İzmir (1977) ve Politika (1979) gazetelerinde çalıştı. 1981 – 1984 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinin Adana Bölge Temsilciliği, İç Politika Servis Şefliği, Yazı işleri Müdürlüğünü yaptı. Evrensel gazetesinin kurucu genel yayın müdürü oldu. Radikal gazetesinin kurucuları arasında yer aldı. Başlangıç, T24, Gazete Duvar, bianet, Haberdar gibi yayın organlarında yazdı.</p>

<p>Çok sayıda gazetecilik ödülü sahibi olan Başlangıç’ın Kanlı Bilmece, Hayatın Rengi Gökkuşağı, Hayata Söylenmiş Şarkılar, Korku Tapınağı, Trilye’den Yusufeli’ne Adatepe’den Derik’e Hayat Ağacıyla Yaşayanlar isimli kitapları bulunuyor.</p>

<p>Başlangıç, gazeteci&nbsp;<strong>Ayşe Yıldırım</strong>&nbsp;ile evliydi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başlangıç, özellikle 1990'lı yıllarda Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşanan hak ihlallerine dikkat çeken haberleriyle tanınmıştı. Şırnak'ın Cizre ilçesi Yeşilyurt Köyü'nde gerçekleşen ve askerlerin köylülere dışkı yedirdiğini ortaya çıkaran haber ile geniş kitlelerce tanınan Başlangıç, hazırladığı dikkat çekici haber dosyaları ve röportajlarla Türkiye basın tarihinde önemli bir yere sahip oldu.</p>

<blockquote>
<p>12 Eylül 1980 darbesi sonrası dönemde Türkiye'de insan hakları ihlalleri ve işkence haberleriyle büyük yankı yaratan, tarihe geçen "Mardin Yeşilyurt köylülerine dışkı yedirildiği" haberiye dünya medyasında da gündem yaratan Celal Başlangıç, geride "onurlu bir yaşam" bırakarak hayata veda etti (Mardin Yeşilyurt köylülerine dışkı yedirildiği" haberinin hikayesi:&nbsp;<strong><a href="https://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/gece-yarisi-telefon-olay-dogru-jandarma-hem-dovmus-koyluleri-hem-de-bok-yedirmis,30027" rel="nofollow" target="_blank">Hasan Cemal tarihe geçen haberin hikâyesini yazdı | Gece yarısı telefon: Olay doğru, jandarma köylülere bok yedirmiş!</a>)</strong></p>

<h3><a href="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1714709861054-cb.jpg" rel="nofollow" title="Celal Başlangıç"><img alt="Celal Başlangıç" data-kiosked-context-name="kskdUIContext_01hwz6wpjzj47yfs518bq56pwn" height="450" kioskedhash_production="12280_5227ec912ea92dca4faa1038fbbc50cd" src="https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2024/05/1714709861054-cb.jpg" width="800" /></a></h3>

<h2><strong>KİM NE DEDİ?</strong></h2>

<p><strong>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti</strong>&nbsp;Yönetim Kurulu, Celal Başlangıç’ın vefatının ardından başsağlığı mesajı yayınladı. Mesajda “<em>Uzun yıllar mesleğimize başarıyla hizmet veren üyemiz Celal Başlangıç’ı kaybetmenin üzüntüsü içindeyiz. Meslektaşımızın ailesine ve basın topluluğumuza başsağlığı diliyoruz”</em>&nbsp;denildi.</p>

<p><strong>Dicle Fırat Gazeteciler Derneği:</strong>&nbsp;<em>"Gazeteci Celal Başlangıç, Almanya'nın Köln kentinde bir süredir kanser tedavisi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Başlangıç, gazeteciliği ile meslektaşlarına örnek bir gazeteciydi. Her daim özgür basın mücadelesinin yanında olan bir gazeteciydi. Hakikati kendisine ilke edinip sadece gerçekleri yazmakla kalmayıp aynı zamanda hakikat için mücadele eden bir gazeteciydi. Değerli meslektaşımızın vefatını üzüntü ile öğrendik, ailesine ve meslektaşlarına başsağlığı diliyoruz."</em></p>

<p><strong>Çağdaş Gazeteciler Derneği</strong>: "<em>Hiç korkmadan, cesurca yaptığı haberleriyle genç kuşaklara örnek olan, Derneğimizin İstanbul Şube başkanlığı görevini bir dönem yürüten meslektaşımız Celal Başlangıç'ı kaybettik. Dostlarına ve ailesine baş sağlığı diliyoruz."</em></p>

<p><strong>DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Avukat Öztürk Türkdoğan</strong>: Gazeteci Celal Başlangıç’ın vefatı nedeniyle basın camiasına, ailesine ve sevenlerine başsağlığı dilerim. Kürtlere ve muhaliflere yönelik hak ihlallerini haberleştiren ve takibini yapan mücadeleci bir iyi gazeteciydi. Devri daim olsun.</p>

<p><strong>DEM Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu:</strong>&nbsp;Allah rahmet eylesin. Gerçek bir gazeteciyi. Gerçekleri yansıtmada dürüst, cesur ve onurlu. Usta gazeteci Celal Başlangıç hayatını kaybetti.</p>

<p data-kiosked-context-name="kskdUIContext_01hwz6wpjzq8tb1qxc59z1jqfc" kioskedhash_production="12280_d953cd1baf5d969c1089f4149ad7efb4"><strong>Gazeteci- Yazar Ahmet Nesin:</strong>&nbsp;45 yılda neler yapmadık ki Celal Başlangıç, güldük, içtik, birbirimizden haber atlattık, beraber mücadele ettik, tartıştık, kavga ettik ama şimdi sersem sepelek dolaşacağım bütün gün. Herşey geride kaldı ama güzelliğin hep yanımda.</p>

<p><strong>Gazeteci Mahmut Bozarslan</strong>: Kürtler bir dostlarını daha kaybetti... 1990’lı yıllardan beri gerçeğin, adaletin, insan haklarının, özgürlüğün, demokrasinin peşinde koşmaktan vazgeçmeyen Celal Başlangıç hayata veda etti. Hem de çok manidar bir günde, Dünya basın özgürlüğü gününde....Yıllarca uğruna mücadele ettiği basın özgürlüğü gününde... Işıklar içinde uyusun....</p>

<p><strong>Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş:</strong>&nbsp;90’lı yıllarda ciddi gazetecilik yapmak ölümle kol kola gezmekti. Celal Başlangıç gözünü budaktan hiç sakınmadı. Hak haberciliği yaptı, demokrasi ve özgürlük kavgası verdi. Dünya basın özgürlüğü gününde vefat haberini aldık. Cesaretinin önünde saygıyla #CelalBaşlangıç</p>

<p><strong>Gazeteci İsmail Saymaz:</strong>&nbsp;Celal Başlangıç da gitti. Celal abi, insan hakkı ihlallerine ilişkin sayısız haber ve yazı yazdı. Seçkin bir gazeteci, emek ve demokrasi mücadelesi veren bir aydındı. Radikal’de birlikte çalışmaktan hep gurur duydum. Ruhu şad olsun.</p>

<p><strong>Sanatçı Ferhat Tunç:</strong>&nbsp;Bu sabah önüme düşen bir haberin derin üzüntüsüyle uyandım. Sürgünde yaşayan sevgili dostumuz, arkadaşımız gazeteci Celal Başlangıç’ı kaybetmişiz. Doksanlı yılların o karanlık günlerinde tanıdım kendisini. Boşaltılıp ateşe verilen köylerin ve evlerinde alındıktan sonra haber alınamayan insanların izini sürüyordu. Faili meçhul cinayet ve katliam haberleriyle dolu geçen o karanlık günlerin aydınlatılması için çabaladı yıllarca. Hakikatlerin izini sürerken onu hep yanımızda gördük. Sadece bir gazeteci değil, iyi bir araştırmacı ve kalemi güçlü bir yazardı. En önemlisi de vicdanlı ve sevgi dolu yüreğiyle arkadaşımız, yoldaşımızdı. Ah sevgili Celal, şimdi çekip gitemenin sırası mıydı... Çok üzgünüm sevgili dostum. Oysa sözümüz vardı; bu sürgün bitecek ve biz Munzurun kenarında sabaha kadar türküler söyleyecektik.</p>

<p><strong>Gazeteci- Yazar Hayko Bağdat:</strong>&nbsp;Celal Abi'yi kaybettik. Çok üzgünüm. Sürgünlerde ömrünü tamamladı. Ayşe Abla'ya, tüm sevenlerine baş sağlığı dilerim...</p>

<p><strong>Gazeteci Fehim Taştekin:</strong>&nbsp;Sevgili Celal Başlangıç da aramızdan ayrıldı. Üzgünüz. Meslek büyüğümüz, arkadaşımız, ağabeyimiz, dostumuz… Özlemle anacağız.</p>

<p><strong>Eski CHP Milletvekili, Gazeteci Barış Yarkadaş:</strong>&nbsp;Gazeteci dostumuz, ağabeyimiz Celal Başlangıç’ı kaybettik. Başlangıç, 80’li yıllardaki korku iklimini dağıtan cesur haberleriyle bilinirdi. Askerlerin Yeşilyurt’ta köylülere dışkı yedirdiğini yazarak toplumu derinden sarsmıştı. O dönem bunu yazabilmek çok büyük bir cesaret gerektiriyordu. Celal Abi ile Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) İstanbul Şubesi’nde birlikte çalıştık. Her zaman yanımızda oldu. Onu hep güzel hatırlayacağız.</p>

<p><strong>Gazeteci Çiğdem Toker:</strong>&nbsp;'80 darbesinin karanlığını cesur dosya haberleriyle aydınlatan, iyi yürekli meslek büyüğümüzdü. Celal Başlangıç' ı Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde kaybettik.</p>

<p><strong>Gazeteci Erk Acarer:</strong>&nbsp;Ustamız Celal Başlangıç’ı kaybetmiş olmanın derin üzüntüsü içerisindeyim. Uzun süredir kanser denen illetle mücadele ediyordu. Gerçek bir abi, iyi bir insan, çok başarılı bir gazeteciydi. Yeri dolmayacaklardan…</p>

<p><strong>Akın Birdal:</strong>&nbsp;Gazeteci denilince, Dost denilince ilk akla gelen ve insan hakları ihlallerinin tanıklığı ve duyurumu ile bilinen can Celal Başlangıç’ı sürgünde yitirmişiz. Eksikliğini her zaman duyacağız. Ah Kardeşim, çok üzgünüz.</p>

<p><strong>Gazeteci Gökçer Tahincioğlu:</strong>&nbsp;Tarihe geçen haberlere imza attı. Kalemini hep haktan, ezilenden yana kullandı. İyi ki geçti bu dünyadan.</p>

<p><strong>Yazar Semih Gümüş:</strong>&nbsp;Celal Başlangıç da öldü. Doğruydu, dürüsttü, gazeteciliğin yüzaklarındandı, değerliydi. Çok üzücü. Sevenlerinin başı sağ olsun.</p>

<p><strong>DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları:</strong>&nbsp;Yaptığı haberlerle halklara karşı işlenmiş suçları aydınlatmaya ömrünü adayan usta gazeteci Celal Başlangıç'ı kaybettik. Türkiye halkları onu dik duruşu ile hatırlayacak. Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun.</p>

<p><strong>Yapımcı Armağan Çağlayan:&nbsp;</strong>''Gittiğiniz yer gül bahçeleriyle, eşitlikle dolu olsun sevgili Celal Başlangıç…''</p>
</blockquote>

<p><em><strong>www.netturk.com.tr</strong></em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANALİZ'HABER, KİTAP'YAZ, KİTAP'OKU, MEDYA'ZADE</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/bir-guzel-insani-daha-kaybettik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 May 2024 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/2-kopyasi-19.png" type="image/jpeg" length="23274"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her insan kendi okyanusunda tek başınadır]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/1714736871</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/1714736871" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/1714736871</guid>
      <pubDate>Fri, 03 May 2024 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/05/02-1.png" type="image/jpeg" length="66579"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çağla Şikel'in gençlik sırrı]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/cagla-sikel-genclik-sirrini-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/cagla-sikel-genclik-sirrini-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u><strong>NET TÜRK TV</strong></u></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genç kızlara taş çıkartan fiziği ile dikkat çeken 45 yaşındaki Çağla Şıkel, bir takipçisinin "Sen neden yaşlanmıyorsun?" sorusunu şöyle yanıtlıyor:</p>

<p><img height="500" src="https://netturkcomtr.teimg.com/netturk-com-tr/uploads/2024/01/cagla-sikel-den-yaslilik-cevabi-7bdq.png" width="500" /></p>

<p>"Kesinlikle yaşlanıyorum ama bana iyi geleceğini düşündüğüm ve bildiğim şeyleri çoğaltarak ilerliyorum. daha azalmıyor çoğalıyorum. Bunlar da bana iyi geliyor."</p>

<p>45 yaşındaki Şıkel, "<strong>Bu pek sorulmaz ama nasılsın?</strong>" sorusu üzerine de "Teşekkür ederim. Sakin, huzurlu, dengeli hissediyorum" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Çağla Şıkel bir takipçisinin yönelttiği "<strong>Sevgilin var mı?</strong>" sorusunu ise çocuklarının fotoğrafını yayınlayarak yanıtladı.</p>

<p>Nikâh masasına oturacakları konuşulan manken ve sunucu&nbsp;<strong>Çağla Şıkel</strong>&nbsp;ile avukat&nbsp;<strong>Nail Gönenli</strong>&nbsp;geçen ay sürpriz şekilde yollarını ayırmaya karar vermişti.</p>

<p>Şıkel, "<strong>Evet ayrıldık, haberler doğru. Ortak aldığımız bir karardı, öyle gerekti</strong>" dedi.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/cagla-sikel-genclik-sirrini-acikladi</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jan 2024 19:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/cagla-sikel-den-yaslilik-cevabi-3rmu.jpg" type="image/jpeg" length="11361"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yorulmaz'dan Rotterdam’daki Atatürk ve Çanakkale Müzesi’ne ziyaret]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/yorulmazdan-rotterdamdaki-ataturk-ve-canakkale-muzesine-ziyaret</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/yorulmazdan-rotterdamdaki-ataturk-ve-canakkale-muzesine-ziyaret" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en büyük 3. fuarlarından biri olan Hollanda Uluslararası Utrehct Turizm Fuarına katılan  Kırklareli Vize  Kıyıköy’ün en güzel otellerinden biri olan Kıyıköy Resort Hotel sahibi Alptekin Yorulmaz  Vizeli hemşerisi  Bülent Türker’ in Dünyadaki tek Atatürk müzesini de ziyaret etti.<strong>Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - </strong>Alptekin Yorulmaz yaptığı açıklamada “Yurt dışında hiç kimseden yardım almadan kendi evini müzeye çeviren hemşerimizin müzesindeki savaşta kullanılan tek bayrak, orjinal nutuklar, Atatürk mumyası, Atatürk odası, süngüler, çarpışan mermiler Atatürkün mektupları, sigara kutusu ve öldüğü günkü gazeteler ile yüze yakın  eseri görünce çok mutlu oldum.  Buraya gelenlerin mutlaka burayı ziyaret etmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünyanın her yerinden toplanan ve satın alınan bu değerleri  buradakı Türk  toplumu ve yabancılar mutlaka görmeli. Çok duygulandım ve kendimi  Çanakkale topraklarında hissettim  Kendisine çok teşekkür ediyorum.”dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><img height="338" src="https://www.igfhaber.com/static/b7/b7fa0cca-9872-4b39-99bf-e8a148da2846-1705479036-529.jpeg" width="750" /></p>
<p>Müze sahibi Bülent Türker de, “Hemşerimin buraya gelmesi beni onurlandırdı. Ona hem güzel eserleri anlattım hem de  Kıyıköy ve Vize de 2 Atatürk müzesi  kurmak için çalışmalara başladık.  Bunu seçim sonrası  gerçekleştireceğimize inanıyoruz. Vize ve Kıyıköy Trakya’mızın incisi . Buralara müze olması halinde Turizmde patlama olacağına inanıyoruz.”şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/yorulmazdan-rotterdamdaki-ataturk-ve-canakkale-muzesine-ziyaret</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jan 2024 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/agency/igf/yorulmazdan-rotterdamdaki-ataturk-ve-canakkale-muzesine-ziyaret.jpg" type="image/jpeg" length="31766"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doğu'ya kar, Güney'e sağanak uyarısı]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/doguya-kar-guneye-saganak-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/doguya-kar-guneye-saganak-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz genelinin parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Akdeniz, İç Anadolu'nun güney ve doğusu, Orta ve Doğu Karadeniz (Samsun dışında), Doğu Anadolu’nun kuzey ve batısı, Güneydoğu Anadolu ile Antalya, Muş ve Bitlis çevrelerinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Hatay çevrelerinde kuvvetli, Antalya’nın doğu, Mersin’in batı kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.ANKARA (İGFA) - Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: Ülkemiz genelinin parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Akdeniz, İç Anadolu'nun güney ve doğusu, Orta ve Doğu Karadeniz (Samsun dışında), Doğu Anadolu’nun kuzey ve batısı, Güneydoğu Anadolu ile Antalya, Muş ve Bitlis çevrelerinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Hatay çevrelerinde kuvvetli, Antalya’nın doğu, Mersin’in batı kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Yağışların, genellikle yağmur ve sağanak, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri, Doğu Anadolu’nun kuzeyi ile Muş ve Bitlis çevrelerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacağı tahmin ediliyor. İç ve batı kesimlerde pus ve sis, doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı bekleniyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun kuzey ve doğusunda çığ tehlikesi bulunmaktadır.</p>
<p><b>HAVA SICAKLIĞI:</b> Marmara, Karadeniz kıyıları ile Güneydoğu Anadolu'da 3 ila 5 derece artacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.</p>
<p><b>RÜZGAR:</b> Genellikle güney, Marmara ile Karadeniz kıyılarında kuzey yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.</p>
<p>UYARILAR</p>
<p><p colspan="2">KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI: Yağışların, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Hatay çevreleri ile Antalya’nın doğu, Mersin’in batı kesimlerinde yer yer kuvvetli olması beklendiğinden, oluşabilecek olumsuzluklara (ulaşımda aksamalar, su baskını vb) karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.</p>
<p><p colspan="2"><img height="332" src="https://www.igfhaber.com/static/12/1218buyuk-1705467513-26.png" width="750" /></p>
<p>BÖLGELERİMİZDE HAVA</p>
<p>MARMARA</p>
<p>Parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor.</p>
<p>EDİRNE °C, 11°C</p>
<p>Parçalı bulutlu</p>
<p>İSTANBUL °C, 11°C</p>
<p>Parçalı bulutlu</p>
<p>KIRKLARELİ °C, 10°C</p>
<p>Parçalı bulutlu</p>
<p>KOCAELİ °C, 14°C</p>
<p>Parçalı bulutlu</p>
<p>EGE</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin iç kesimlerinde yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor.</p>
<p>A.KARAHİSAR °C, 11°C</p>
<p>Parçalı bulutlu</p>
<p>DENİZLİ °C, 15°C</p>
<p>Parçalı bulutlu</p>
<p>İZMİR °C, 17°C</p>
<p>Parçalı bulutlu</p>
<p>MANİSA °C, 14°C</p>
<p>Parçalı bulutlu</p>
<p>AKDENİZ</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Akdeniz ile Antalya çevrelerinin yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Hatay çevreleri ile Antalya’nın doğu, Mersin’in batı kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Bölgenin iç kesimlerinde yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor.</p>
<p>ADANA °C, 13°C</p>
<p>Parçalı çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı</p>
<p>ANTALYA °C, 19°C</p>
<p>Parçalı çok bulutlu, bu akşam saatlerinde il genelinin gece saatlerinden itibaren doğu kesimlerinin yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların doğu kesimlerinde yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması bekleniyor.</p>
<p>HATAY °C, 11°C</p>
<p>Parçalı çok bulutlu, gece saatlerinden itibaren yer yer kuvvetli olmak üzere aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı</p>
<p>ISPARTA °C, 13°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, bu akşam saatlerinde yağmurlu</p>
<p>İÇ ANADOLU</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, güney ve doğu kesimlerinin yağmurlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölge genelinde yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor.</p>
<p>ANKARA °C, 9°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu</p>
<p>ÇANKIRI °C, 11°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu</p>
<p>ESKİŞEHİR °C, 10°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu</p>
<p>KONYA °C, 12°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yağmurlu</p>
<p>BATI KARADENİZ</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Bölgenin iç kesimlerinde yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor.</p>
<p>BOLU °C, 10°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>DÜZCE °C, 16°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu</p>
<p>KASTAMONU °C, 8°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu</p>
<p>ZONGULDAK °C, 13°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu</p>
<p>ORTA ve DOĞU KARADENİZ</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin (Samsun dışında) yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların genellikle yağmur ve sağanak, Doğu Karadeniz'in iç kesimlerin yükseklerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde görülmesi bekleniyor. Yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor. Doğu Karadeniz'in iç kesimlerinde çığ tehlikesi bulunmaktadır.</p>
<p>AMASYA °C, 11°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yağmurlu</p>
<p>SAMSUN °C, 12°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu</p>
<p>TOKAT °C, 12°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde yağmurlu</p>
<p>TRABZON °C, 11°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yağmurlu</p>
<p>DOĞU ANADOLU</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, kuzey ve batı kesimleri ile Muş ve Bitlis çevrelerinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların genellikle yağmur, kuzey ve doğusunun yükseklerinde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması bekleniyor. Buzlanma ve don olayı ile birlikte yer yer pus ve sis hadisesi görüleceği tahmin ediliyor. Bölgenin kuzey ve doğusunda çığ tehlikesi bulunmaktadır.</p>
<p>ERZURUM °C, 2°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde kar yağışlı</p>
<p>KARS °C, 4°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde kar yağışlı</p>
<p>MALATYA °C, 5°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, sabah ve öğle saatlerinde yağmurlu</p>
<p>VAN °C, 7°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu</p>
<p>GÜNEYDOĞU ANADOLU</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yer yer pus ve sis hadisesi bekleniyor.</p>
<p>DİYARBAKIR °C, 9°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı</p>
<p>GAZİANTEP °C, 9°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı</p>
<p>SİİRT °C, 9°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinde yağmurlu</p>
<p>ŞANLIURFA °C, 11°C</p>
<p>Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı yağmur ve sağanak yağışlı</p>
<p>DENİZLERDE HAVA</p>
<p>Fırtına beklenmiyor.</p>
<p>KARADENİZ</p>
<p>Hava Durumu: Parçalı ve çok bulutlu, akşam saatlerine kadar doğusu sağanak yağışlı, Rüzgar: Batı Karadeniz'de doğu ve güneydoğudan 3 ila 5, gece saatlerinde batısı güneybatıdan 6; Doğu Karadeniz'de doğu ve güneydoğudan 3 ila 5, gece saatlerinde batısı 6 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, yer yer 2,5 m, Görüş: İyi, yağış anında orta.</p>
<p>MARMARA</p>
<p>Hava Durumu: Parçalı ve az bulutlu, Rüzgar: Doğu ve güneydoğudan, gece saatlerinde güneybatıdan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 0,5 ila 1,5 m; Görüş: İyi.</p>
<p>EGE</p>
<p>Hava Durumu: Parçalı ve çok bulutlu, gece saatlerinde geneli ile sabah saatlerinde güneyi sağanak yağışlı, Rüzgar: Kuzey Ege'de güney ve güneybatıdan 3 ila 5, gece saatlerinde 6; Güney Ege'de doğu ve güneydoğudan, sabah saatlerinde kuzeydoğudan 3 ila 5 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, gece saatlerinde kuzeyi yer yer 2,5 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.</p>
<p>AKDENİZ</p>
<p>Hava Durumu: Parçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak yağışlı, Rüzgar: Batı Akdeniz'de batı ve güneybatıdan, batısı kuzeybatıdan 3 ila 5; Doğu Akdeniz'de güney ve güneybatıdan, batısı kuzeydoğudan 3 ila 5, sabah saatlerinde doğusu 6 kuvvetinde, Dalga: 1,0 ila 2,0 m, sabah saatlerinde Doğu Akdeniz’in doğusu yer yer 2,5 m; Görüş: İyi, yağış anında orta.</p>
<p>VAN GÖLÜ</p>
<p>Hava Durumu: Çok bulutlu; Rüzgar: Batı ve güneybatıdan, gece saatlerinde kuzeydoğudan 2 ila 4, sabah saatlerinde 5 kuvvetinde, Dalga: 0,25 ila 0,75 m; Görüş: İyi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/doguya-kar-guneye-saganak-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jan 2024 07:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/agency/igf/doguya-kar-guneye-saganak-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="27427"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Konya'da şehrin altyapısını KOSKİ güçlendiriyor]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/konyada-sehrin-altyapisini-koski-guclendiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/konyada-sehrin-altyapisini-koski-guclendiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü, şehrin dört bir yanında gerçekleştirdiği altyapı projeleri ile yerleşim yerlerinin su ve kanalizasyon ihtiyaçlarını bir bir gideriyor.<strong>KONYA (İGFA) - </strong>Konya Büyükşehir Belediyesi KOSKİ Genel Müdürlüğü, şehrin muhtelif bölgelerinde altyapı çalışmalarını sürdürüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Türkiye’nin en geniş coğrafyasında ürettiği projelerle Konya’daki altyapı sorunlarına çözüm getiren KOSKİ; Meram, Selçuklu, Karatay ve Karapınar ilçelerinde su ve kanalizasyon altyapısına yeni şebekelerle güç veriyor.</p>
<p><strong>SELÇUKLU İLÇESİNDE GENİŞ KAPSAMLI ALTYAPI YATIRIMLARI</strong></p>
<p>Selçuklu ilçesinde, 2023 Yılı Merkez Muhtelif Kanalizasyon Yapım ve Islahı Projesi çerçevesinde çalışmalarını sürdüren KOSKİ, Parsana Mahallesi Kerem Caddesi, İrtem ve Mustafa Şevki Durak sokaklarında 600 ve 400 milimetre çaplarında 1 kilometre ana hat ile 105 metre abone hattı olmak üzere 1 kilometre 105 metre yeni baypas çalışması sona yaklaştı.</p>
<p>KOSKİ Genel Müdürlüğü, Karapınar ilçesi Karakışla Mahallesi'nde Kuyu Depo Hattı Islah Projesi kapsamında 2.3 kilometre yeni su şebeke hattı inşa ediyor.</p>
<p>Karatay ilçesi Başak Mahallesi'nde bulunan muhtelif sokaklarda 600 ve 400 milimetre çaplarında 2.2 kilometre ana hat ve 568 metre abone hattı olmak üzere toplam 2 kilometre 785 metre kanalizasyon şebeke hattı çalışması ile altyapı anlamında ilçeye uzun vadeli bir çözüm snunan KOSKİ, 2023 Yılı 2. Kısım Merkez İlçeler Kanalizasyon İnşaat Projesi kapsamında Karatay ilçesi Ulubatlı Hasan Mahallesi Keriman Sokak’ta 300 milimetre çapında ve 238 metre uzunluğunda yeni kanalizasyon şebeke hattı ile 50 metre abone hattı olmak üzere toplam 288 metre kanalizasyon şebeke çalışması gerçekleştirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/konyada-sehrin-altyapisini-koski-guclendiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 10:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/agency/igf/konyada-sehrin-altyapisini-koski-guclendiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="11188"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Küçük Menderes’e büyük yatırım]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/kucuk-menderese-buyuk-yatirim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/kucuk-menderese-buyuk-yatirim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İZSU Genel Müdürlüğü’nün kesintisiz içme suyu hedefi doğrultusunda, Menderes, Torbalı ve Selçuk’ta yürütülen çalışmalarda toplam 84 kilometre ana şebeke hattı ile 8,5 kilometre branşman hattı yenilendi. Havzadaki yatırımlar sayesinde üç ilçedeki su kayıplarının önlenmesi sağlandı.İZMİR (İGFA) - İZSU Genel Müdürlüğü Küçük Menderes Havzası’nda hem kayıp kaçak oranlarını düşürmek hem de daha verimli bir içme suyu hizmeti sunmak için Menderes, Torbalı ve Selçuk’un çeşitli mahallelerinde, içme suyu şebekesi ve branşman bağlantılarını yeniledi. İZSU ekipleri Menderes’te 23 bin 500 metre ana boru imalatı yaptı. Çalışmalar kapsamında 2 bin 800 metre branşman bağlantısı ile 22 adet vana bağlantısı yapıldı ve 111 adet ana boru arızası giderildi.<br />Torbalı’daki çalışmalar kapsamında 214 şebeke arızasını gideren İZSU ekipleri, 37 bin metre ana boru imalatı tamamladı. Bin 500 metre branşman bağlantısı ile birlikte 2 bin 100 metre yeni su bağlantısı gerçekleştirildi. Selçuk’ta ise 5 bin metre branşman bağlantısının yanında 24 bin metre ana boru imalatı tamamlandı. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>Havzada su sorunu yaşanmayacak</strong>
İZSU yetkilileri Menderes Havzası’nda altyapı yatırımlarının devam edeceğini dile getirirken havza genelinde içme suyu verimliliğini artırmayı ve arızaları asgari düzeye indirmeyi hedeflediklerinin altını çizdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/kucuk-menderese-buyuk-yatirim</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/agency/igf/kucuk-menderese-buyuk-yatirim.jpg" type="image/jpeg" length="74642"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bursa İnegöl kırsalında yatırımlara devam]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/bursa-inegol-kirsalinda-yatirimlara-devam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/bursa-inegol-kirsalinda-yatirimlara-devam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2023 yılında dönemin en fazla yol kaplama çalışmasını gerçekleştiren İnegöl Belediyesi, 2024 yılında da çalışmalarını aralıksız şekilde sürdürüyor. Kulaca Mahallesinde 4 sokakta 4 bin m2 parke taş kaplama çalışması gerçekleştiriliyor.<strong>BURSA (İGFA) -</strong>İnegöl Belediyesi 2023 yılında hem merkezde hem kırsalda aralıksız şekilde sürdürdüğü çalışmalarla dönemin en yoğun senesini yaşadı. Özellikle kırsal mahallelerde yıl içerisinde 22 mahallede 95 bin 600 m2 parke taş uygulaması gerçekleştirilirken, yeni yılda da bu çalışmalar kaldığı yerden devam ediyor.</p>
<p>Alt yapısı tamamlanan bölgelerde yol kaplama çalışmalarını gerçekleştiren İnegöl Belediyesi, son olarak Kulaca Mahallesinde 4 sokakta 4 bin m2 parke taş uygulaması için çalışmalara başladı. Büyük ölçüde tamamlanan uygulamanın kısa sürede tamamlanması hedeflenirken, Belediye Başkanı Alper Taban da Pazartesi günü beraberindeki heyetle birlikte devam eden çalışmaları yerinde inceledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>2024’TE KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM EDİYORUZ</strong></p>
<p>Burada konuya ilişkin açıklama da yapan Başkan Taban, “Kulaca Mahallemizde teşkilat üyelerimiz, muhtarımız ve mahalle sakinlerimizle birlikte yapılan çalışmaları yerinde inceliyoruz. Bildiğiniz üzere özellikle 2023 yılından itibaren yol kaplama çalışmalarınca ciddi çalışmalar ortaya koyduk. Geçtiğimiz yıl 95 bin m2 parke taş uygulaması yaparak içinde bulunduğumuz dönemin en fazla iş yapılan sürecini yaşadık. 2024 yılında da kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugün Kulaca Mahallemizde de 4 bin m2 parke taş uygulamaları devam ediyor. Arkadaşlarımız işin büyük kısmını tamamladı, kalan kısmı da en kısa sürede bitirilecek. Daha önce bu yollar ham yol dediğimiz üzerine malzeme atılmış yollardı. Yazın toz kışın çamur sorunu yaşanıyordu. Bunları gidermek adına da alt yapısı tamamlanmış bölgelerde çalışmalarımızı yapıyoruz” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/bursa-inegol-kirsalinda-yatirimlara-devam</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/agency/igf/bursa-inegol-kirsalinda-yatirimlara-devam.jpg" type="image/jpeg" length="93677"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milyonerler Festivali'nde 3 talihli daha ekstra kazandı]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/milyonerler-festivalinde-3-talihli-daha-ekstra-kazandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/milyonerler-festivalinde-3-talihli-daha-ekstra-kazandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çılgın Sayısal Loto’da ‘Milyonerler Festivali’ 3 talihliye toplam ekstra 5 milyon TL kazandırdı!<strong>İSTANBUL (İGFA) - </strong>Çılgın Sayısal Loto’da oyunseverlerin şansına şans katan ve garanti kazandıran ‘Milyonerler Festivali’nin 15 Ocak Pazartesi günü gerçekleşen üçüncü çekilişinde, 5 bilen 3 talihli toplam ekstra 5 milyon TL kazandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Kurumdan yapılan açıklamaya göre, <strong>Aydın </strong>Kuşadası’ndan ve <strong>Adana </strong>Çukurova’dan oynayan 2 talihli ile Milli Piyango Online üzerinden oynayarak 5 bilen bir talihli, kişi başı 2 milyon 17 bin 538 TL ikramiye kazandığı duyuruldu.</p>
<p>31 Ocak'a kadar devam edecek Milyonerler Festivali kapsamında oyunseverlere toplamda garanti 50 milyon TL ekstra ikramiye kazandırılacağı kaydedildi.</p>
<p>Çılgın Sayısal Loto çekiliş sonuçlarına https://www.millipiyangoonline.com/sayisal-loto/sonuclar adresinden ulaşılabiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/milyonerler-festivalinde-3-talihli-daha-ekstra-kazandi</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 09:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/agency/igf/milyonerler-festivalinde-3-talihli-daha-ekstra-kazandi.jpg" type="image/jpeg" length="10848"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MASKİ yağış süresince sahadaydı]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/maski-yagis-suresince-sahadaydi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/maski-yagis-suresince-sahadaydi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan sağanak yağış ve fırtına uyarısı sonrasında Manisa Büyükşehir Belediyesi ve MASKİ Genel Müdürlüğü, teyakkuz halindeydi.<strong>MANİSA (İGFA) - </strong>Gece boyunca il genelinde etkili olan sağanak yağışta görevinin başında olan ekipler, günün ilk ışıklarına kadar yaptıkları hızlı müdahaleler ile herhangi bir olumsuzluk yaşanmasına izin vermedi.</p>
<p>Yağmur suyu ızgaralarına yağış ile birlikte dolan malzemeler temizlenirken, ana kanalizasyon hatları da yapılan hızlı müdahaleler ile açıldı.</p>
<p>Özellikle en çok yağışı alan Manisa merkezde özverili bir şekilde sahada olan Büyükşehir ve MASKİ ekipleri günün ilk ışıklarına kadar çalıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Kanalizasyon Dairesi Başkanı Cem Çöllü, “Sağanak yağış ve fırtına uyarısının ardından tüm ekiplerimiz ile gece boyunca sahadaydık. MASKİ olarak yağış öncesinde de ızgara temizliğiyle görevli personellerimiz ile çalışmalarımızı gerçekleştirmiştik. Yağış esnasında da ızgaralara taşınan malzemeleri de temizledik. Ana kanalizasyon hatlarına da hızlı müdahale sağlayarak, önlemlerimizi sürdürdük. Vatandaşlarımızın herhangi bir mağduriyet yaşamaması için tüm ekiplerimiz ile yağışlar bitene kadar sahada olmaya devam edeceğiz” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/maski-yagis-suresince-sahadaydi</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/agency/igf/maski-yagis-suresince-sahadaydi.jpg" type="image/jpeg" length="93259"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Keşan’da okul servisleri denetlendi]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/kesanda-okul-servisleri-denetlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/kesanda-okul-servisleri-denetlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Edirne İl Jandarma Komutanlığı Trafik Jandarması ekipleri, can ve mal kayıplarına neden olan trafik kazalarının engellenmesine yönelik denetimlerini sürdürüyor.<strong>Erdoğan DEMİR / EDİRNE (İGFA) - </strong>Keşan'da Çamlıca Köyü İlkokulu ve Ortaokulu'nda taşımalı eğitim gören öğrencileri taşıyan okul servis araçları kontrol ve denetime tabi tutuldu.</p>
<p>Eğitim ve öğretim yılında herhangi bir üzücü olaya sebebiyet vermeden taşımalı eğitime devam edilmesini sağlamak amacıyla Temel Trafik Konuları hakkında bilgilendirme faaliyeti icra edildi. Keşan ilçesinde okul servisleri denetlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Denetimler sonucunda, okul servis araçlarının genel durumu, sürücülerin ehliyet durumu, araçta bulunan öğrenci sayısı ve araçta emniyet kemeri kullanımı gibi hususlar kontrol edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/kesanda-okul-servisleri-denetlendi</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/agency/igf/kesanda-okul-servisleri-denetlendi.jpg" type="image/jpeg" length="25687"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Marmaris'te 'afet gönüllüleri' iş başında]]></title>
      <link>https://www.netturk.com.tr/marmariste-afet-gonulluleri-is-basinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.netturk.com.tr/marmariste-afet-gonulluleri-is-basinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla'nın Marmaris ilçesinde Mahalle Afet Gönüllüleri iş başı yaptı.<strong>Ata SEVGİ - AjansCANKA / MUĞLA (İGFA) - </strong>Türkiye genelinde temelleri atılan Mahalle Afet Gönüllüleri Acil Müdahale Ekibi - Arama Kurtarma  (MAG AME) Marmaris (Mahalle Afet Gönüllüleri Acil Müdahale Derneği) kuruldu.</p>
<p>MAG AME Marmaris’in bugün Kapalı Pazaryerinde gerçekleştiren ilk toplantısında; Yönetim Kurulu üyesi ve Muğla il Temsilcisi Barış Muştu; MAG AME gönüllülerine Temel Eğitim, Afet Bilinçlendirme, Risk Yönetimi ve Planlama konularında bilgilendirme yaptı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>MAG AME Marmaris hazırlık çalışmaları sonrasında Marmaris'te eğitim, Bilinçlendirme ve farkındalık amaçlı halk buluşmalarına başlayacak.</p>
<p><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/m8GmLpFjHdA" width="640"></iframe></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KİTAP'YAZ</category>
      <guid>https://www.netturk.com.tr/marmariste-afet-gonulluleri-is-basinda</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 09:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://netturkcomtr.teimg.com/crop/1280x720/netturk-com-tr/uploads/2024/01/agency/igf/marmariste-afet-gonulluleri-is-basinda.jpg" type="image/jpeg" length="26937"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
