banner29

banner32

Mustafa Kemal'i Samsun'a kim, neden gönderdi?

banner18

NET TÜRK - Ünlü tarihçi Sinan Meydan, Mustafa Kemal'in, 19 Mayıs 1919'da Bandırma Vapuru ile Samsun'a çıkışını "Tarihi belgelerle" açıkladı.

Başta AKP eski milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Üyesi Burhan Kuzu gibi 19 Mayıs'da özel bir günde, "Damat Ferit" ve Sultan Vahdettin'i anıp rahmet dileyen, Allahın rahmetini Mustafa Kemal ve arkadaşlarından esirgeyenlerin mutlaka okuması gereken bir yazı:
 

İşte Meydan'ın "tarihe ışık tutacak olan yazısı:

ATATÜRK SAMSUN'A 'DİRENİŞ BAŞLATMASI'

İÇİN GÖNDERİLMEDİ!

,Atatürk Samsun'a, Mondros'a uygun olarak, dağıtılmamış orduları dağıtması, halkın elindeki silahları toplaması, şuralara son vererek yer yer başlayan direnişleri önlemesi için gönderildi.

Yarın 19 Mayıs 2020; Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıp Milli Mücadele'yi örgütlemeye başlamasının 101. yıl dönümü. Bugün, “Atatürk'ü Anadolu'ya Padişah Vahdettin gönderdi!” diyerek Milli Mücadele'den Padişah Vahdettin'e “pay” çıkarmaya çalışanların tarihi yalanlarına cevap vereceğim.

21 NİSAN 1919 TARİHLİ İNGİLİZ NOTASI

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. ve 24. maddelerine göre İtilaf devletleri Anadolu'da karışıklık çıkan yerleri ve Doğu'da Ermenilerin yaşadığı 6 ili işgal edebilecekti.

Kafkasya'ya açılan koridor durumundaki Karadeniz'e büyük önem veren İngilizler, 26 Aralık 1919'da Batum'u işgal etmişlerdi. O bölgedeki 9. Ordu'nun dağıtılıp silahlarının teslimini geciktiren Yakup Şevki Paşa'yı görevden uzaklaştırıp tutuklamışlardı.

Samsun'a çıktığı günlerde Mustafa Kemal Atatürk.

İngilizler, Karadeniz'de özellikle Samsun'dan şikâyet etmeye başlamışlardı. Çünkü Samsun'da “karışıklıklar” vardı. Samsun'da “Pontus Devleti” kurmak isteyen Rum çetelerine karşı Türkler direnişe geçmişti. (1)

İngiliz Calthorpe ve Amet, 1918 Kasım sonlarında “Samsun'da Mütareke hükümlerinin henüz uygulanmamış olduğunu ve Hıristiyanları toptan öldürmek için Müslüman ahalinin silahlandırıldığını” iddia etmişlerdi. Ocak 1919'da Amerikan Tobacco Company, Londra'ya gönderdiği bir raporda “Bütün Müslümanların, özellikle köylülerinin silahlandığını” bildirmişti. Bunun üzerine İngiltere Hükümeti, bölgede askeri güç kullanmanın mümkün olup olmadığını sormuştu. Bu soruya Amiral Webb, 13 Ocak 1919'da şöyle cevap vermişti: “Normal şartlara dönüş için bölgenin tamamıyla silahsızlandırılması gereklidir. Bu da ancak büyük bir askeri kuvvetle yapılabilir.” (2)

İngilizler, 9 Mart 1919'da Samsun'a 200 kişilik küçük bir askeri birlik çıkarmışlar, 50 kişilik bir müfrezeyi de Merzifon'a göndermişlerdi. (3) Ayrıca Teğmen J. S. Perring ve Yüzbaşı L. H. Hurst'ü de incelemelerde bulunmaları için bölgeye yollamışlardı. (4)

İngilizlerin Samsun'a asker çıkarmaları bölge halkının tepkisini çekmişti. 17/18 Mart 1919 gecesi Makineli Tüfek Bölüğü'ne bağlı Teğmen Hamdi Bey, askerleriyle birlikte dağa çıkmıştı. (5)

Bu sırada Anadolu'nun başka yerlerinde de “şuralar” toplanıp işgallere karşı direnmenin yolları aranmaya başlanmıştı.

İşte bu gelişmeler üzerine İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919'da İstanbul Saray Hükümeti'ne bir nota vermişti. (6)

21 Nisan 1919 tarihli İngiliz notasının içeriği şöyleydi:

1- Erzurum, Erzincan, Bayburt, Sivas yörelerindeki ordunun terhis ve silahlarının toplanması işi yavaş gitmektedir.

2- Bu yörelerde Kars'ta olduğu gibi baştanbaşa şuralar kurulmuştur.

3- Bu şuralar, ordunun denetimi altında asker toplamaktadır. Bu gelişmeler bölgede yaşayan halkı rahatsız etmektedir.

4- Bu duruma derhal son verilmezse, işler ciddiyet kazanacaktır.

5- Şuraların asker toplamalarının engellenmesi için derhal talimat verilmelidir. (7)

İngiliz Komiser Vekili Amiral Webb de 25 Nisan 1919'da bizzat Sadrazam Damat Ferit'i ziyaret ederek aynı istekleri tekrarlamıştı. Damat Ferit, İngiliz yetkililere, “Hükümetin halkı silahsızlandırarak” bu sorunu en kısa zamanda çözeceğini bildirmişti. (8)

ATATÜRK’ÜN SAMSUN’A GÖNDERİLME NEDENİ

İngilizlerin 21 Nisan 1919 tarihli notası üzerine etekleri tutuşan İstanbul Saray Hükümeti, İngilizlerin isteklerini yerine getirmek için Samsun'a bir “umumi müfettiş” göndermeye karar verdi.

Daha önce birkaç kere Atatürk'le görüşmüş olan Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Bey, Sadrazam Damat Ferit'e, bu görevin Atatürk'e verilmesini önerdi. Ayrıca Fevzi (Çakmak) Paşa da İngilizlere, Atatürk'ün “İttihatçılara karşı olduğunu” söyleyerek bu görevlendirmeye zemin hazırladı. Bunun üzerine Sadrazam Damat Ferit, birkaç kere Atatürk'le özel olarak görüşerek bu görevi ona verdi. Atatürk'ün, İstanbul Saray Hükümeti'ndeki asker-sivil tanıdıklarının telkinleri, Atatürk'ün Alman karşıtı olması, İttihatçı olmaması, padişahın “fahri yaverliğini” yapması, Çanakkale başarısı ve Atatürk'ün ifadesiyle “İstanbul'dan uzaklaştırılmak istenmesi” gibi nedenler onun “müfettişlik” görevine getirilmesinde etkili oldu. (9)

Padişah Vahdettin, Mekke'de yayınladığı beyannamesinde “Mustafa Kemal'i Anadolu'ya gönderen kabineye uydum” diyor. (10) Atatürk'ün 9. Ordu Müfettişliği'ne tayin edildiği “iradei seniye” 30 Nisan 1919'da çıktı. 5 Mayıs 1919'da Takvimi Vekayi'de yayınlandı. Bu arada Harbiye Nazırı Şakir Paşa, Atatürk'e Pontus meselesiyle ilgi bir dosya verdi. Atatürk'ün Samsun'da Pontus olaylarını araştırması isteniyordu. (11)

Açıkça görüldüğü gibi “umumi müfettişlik” görevi Atatürk'ü Anadolu'ya göndermek için Padişah Vahdettin'in icat ettiği bir görev değil, İngilizlerin notasından doğmuş bir hükümet görevlendirmesiydi. Atatürk bu görevi kabul etmeseydi başka biri gönderilecekti. 21 Nisan'da verilen İngiliz notasından sadece 9 gün sonra, 30 Nisan'da, bu görevlendirmenin yapılması, İstanbul Saray Hükümeti'nin İngilizlerden ne kadar çok korktuğunu gösteriyordu.

Paris Barış Konferansı'nın Osmanlı'nın kaderini belirleyeceği o günlerde İstanbul Saray Hükümeti, Mondros Mütarekesi'ne harfiyen uyduklarını İtilaf devletlerine göstermek istiyordu. Saray Hükümeti, Anadolu'da ateşkes hükümlerine aykırı olarak gelişen askeri ve sivil direnişlerin kendilerini Paris'te zora sokacağını düşünüyor, bu nedenle Anadolu direnişini başlamadan bitirmeyi planlıyordu. Padişah Vahdettin'e göre tek çare, ateşkes hükümlerine uymak ve İngilizlerin sözünden çıkmamaktı. İşte bu nedenle Atatürk'ü Anadolu'ya “direniş başlatsın” diye değil, “direnişi engellesin” diye gönderdiler. Bu iş için sadece Atatürk'le yetinmediler, halk direnişini önlemek için ayrıca “Nasihat Heyetleri” kurup Anadolu'ya gönderdiler.

ATATÜRK'E VERİLEN GÖREV VE YETKİLER 

6 Mayıs 1919 tarihli talimatnameye göre “9. Ordu Müfettişi” Atatürk yalnızca “askeri” değil “mülki” yetkilere de sahipti.

Talimatnameye göre Atatürk'ün görevleri ve yetkileri şunlardı:

a) Bölgedeki asayişin düzeltilmesi, asayişsizlik nedenlerinin belirlenmesi,
b) Silah ve cephanenin bir an önce toplattırılıp koruma altına alınması,
c) Şuralar varsa ve asker topluyorsa bunun kesinlikle engellenmesi, şuraların kapatılması,
d) 3. ve 15. kolorduların müfettişlik emrine verilmesi,
e) Atatürk, Müfettişlik bölgesi Trabzon, Erzurum, Sivas, Van, Erzincan ve Canik illerine gereken emirleri verebilecek, buralarla sınırı olan Diyarbakır, Bitlis, Mamuretülaziz, Ankara, Kastamonu illerindeki ordu komutanları da Atatürk'ün emirlerini dikkate alacaklardı. (12)
Bu talimatnameden açıkça görüldüğü gibi Atatürk'ten beklenen Anadolu'da “direniş başlatması” değil, tam tersine Mondros'a uygun olarak dağıtılmamış orduları dağıtması, halkın elindeki silahları toplaması, şuralara son vererek yer yer başlayan ve başlayabilecek direnişleri önlemesiydi. Ayrıca bir de Pontus olaylarını araştırması isteniyordu.

9. Ordu Müfettişliği ‘ne getirilen Atatürk'ün görev ve yetkilerinin yer aldığı ve Harbiye Nazırı Şakir Paşa'nın mühürlediği talimatname.

Atatürk'e geniş yetkiler verildiği doğrudur. Ancak bu yetkilerin bütün yurtta direnişi örgütlemesi için verildiği koca bir yalandır. Bu yetkilerin geniş olmasının iki temel nedeni vardır. Birincisi, doğrudan 21 Nisan 1919 tarihli İngiliz notasıdır. İngiliz notasında, Erzurum, Erzincan, Bayburt, Sivas gibi illerde silahların toplanma işinin yavaş gitmesinden ve buralarda şuraların toplanmasından yakınılarak “bu duruma derhal son verilmesi” isteniyordu. Hükümet, İngilizlerin bu emrini yerine getirmek için Atatürk'ün yetkilerini bu illeri kapsayacak biçimde geniş tuttu. İkincisi, Atatürk, 1926'da Falih Rıfkı Atay'a, bu yetkileri, Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla yaptığı görüşmede bizzat kendisinin genişlettiğini, bu haliyle Harbiye Nazırı Şakir Paşa'nın talimatnameyi imzalamaktan çekindiğini, zoraki mührünü bastığını bütün detaylarıyla anlatmıştır. (13)

Atatürk'e sadece “askeri” değil, aynı zamanda “mülki” yetkiler verilmesinin nedeni ise görevinin sadece “askeri” değil aynı zamanda “mülki” nitelik taşımasıdır. Atatürk'ün yine 21 Nisan 1919 tarihli İngiliz notasında belirtilen “şuralara” son verebilmesi için sivillere de emir verebilmesi, bunun için de “mülki” yetkilere sahip olması gerekliydi.

ATATÜRK SARAYIN VERDİĞİ GÖREVİ YAPMAYINCA! 

Atatürk, Anadolu'ya geçip de sarayın verdiği görevin tam tersine, orduları dağıtmak yerine halkı direnişe çağırınca, silahları toplamak yerine halka silah dağıtınca, şuraları kapatmak yerine yeni şuralar, kongreler toplayıp direnişi körükleyince İngilizler, İstanbul Saray Hükümeti'nden Atatürk'ü geri çağırmasını istediler. 8 Haziran 1919'da Harbiye Nezareti Atatürk'ü geri çağırdı. 18 Haziran 1919'da Dâhiliye Nezareti, Müdafaai Hukuk Cemiyetleri kurulmasını ve telgraflarının çekilmesini yasakladı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasından bir gün sonra 23 Haziran 1919'da Dâhiliye Nezareti Atatürk'ün azledilmesine karar verdi. 26 Haziran 1919'da Dâhiliye Nezareti milli ordu hazırlamayı yasaklayan bir genelge yayınladı. 5 Temmuz 1919'da Harbiye Nezareti Atatürk'ü “padişah adına” geri çağırdı. 8 Temmuz 1919'da İstanbul Saray Hükümeti, Atatürk'ü “ordu müfettişliği” görevinden aldı. Bunun üzerine Atatürk, bizzat Padişah Vahdettin'e, askerlikten istifa ettiğini bildirdi. Yani Atatürk'ü 19 Mayıs 1919'da geniş yetkilerle “ordu müfettişi” olarak Anadolu'ya gönderenler, bir ay dolmadan, 8 Haziran 1919'da geri çağırdılar, iki ay dolmadan 8 Temmuz 1919'da görevden aldılar. Bu da yetmedi, bir yıl dolmadan, 10 Nisan 1920'de Atatürk'ün “katli vaciptir” diyen ihanet fetvasını yayınladılar. 18 Nisan 1920'de Kuvayı Milliye'yi yok etmek için Kuvayı İnzibatiye adlı bir ordu kurdular, 11 Mayıs 1920'de de Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını idama mahkûm ettiler. Padişah Vahdettin, 24 Mayıs 1920'de Atatürk'ün idam fermanını onayladığında Atatürk'ün Samsun'a çıkmasının üstünden sadece 1 yıl 5 gün geçmişti.

19 Mayıs, Türk milletinin, Atatürk'ün önderliğinde emperyalizme ve yerli işbirlikçilere karşı örgütlü mücadeleye atılmasının yıl dönümüdür; 19 Mayıs, Türk milletinin yeniden doğum günüdür; kutlu olsun!

KAYNAKLAR DİPNOTLAR

1) Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, C.1, İstanbul, 2004, s. 216
2) Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, Ankara, 1991, s. 102, 103
3) Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, C.1, İstanbul, 1992, s. 243, Selek, s. 216.
4) Jaeschke, s. 103
5) Selek, s. 216
6) Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, S.1, Belge 18/a, Selahattin Tansel, Mondros'tan Mudanya'ya Kadar, C.1, İstanbul, 1991, s. 226.
7) Jaeschke, s. 104.
8) Jaeschke, s. 107. Akşin, s. 247, 248
9) Tansel, s. 226, 227, Jaeschke, s. 107-118. Sinan Meydan, Parola Nuh, Atatürk'ün Gizli Kurtuluş Planları, İstanbul, 2019, s. 484-522
10) Turgut Özakman, Vahdettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, Ankara, 2007, s. 246.
11) Tansel, s. 228, 230
12) BOA, DH. İ.UM, 19-6/1-70-2. Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk, Ankara, 2002, s.27, 28. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, S.1, Belge 3.
13) Falih Rıfkı Atay, Atatürk'ün Bana Anlattıkları, İstanbul, 1998, s.124-128.

www.netturk.com.tr

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2020, 15:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner17

banner16