NET TÜRK TV

Prof. Dr. Yusuf Kalko'nun yazısı:

ŞEKERE GEL ŞEKERE...

Bir Ramazan ayını daha geride bıraktık. Tutulan oruçları, edilen duaları, yapılan ibadetleri Allah kabul etsin. Herkesin Ramazan Bayramı Mübarek olsun.

Ramazan Bayramı bir diğer adı da Şeker Bayramı… Bundan 30-40 yıl önce nasıl geçirirdik bayramları, hatırlayan var mı? Bayramlarda evler boş bırakılmaz misafir beklenirdi. Yaşlılar ve kimsesizler unutulmaz mutlaka ziyaret edilirdi. Çocuklar sabahın köründe çıkar kapı kapı komşularla, akrabalarla bayramlaşır şeker toplardı. Eskiden bayramlar böyle yaşanırdı.

Ramazanda benim çocuklar da oruç tuttular. İftarı beklerkenki halleri beni çocukluğuma götürdü hep. Çok küçük yaşta oruç tutmaya başladım ve hiç bırakmazdım. Oruç tutar aynı zamanda da babamın çay ocağında çalışırdım. Sabah 5’te kalkar, gün içerisinde garsonluk yapardım. Halsizlik, bitkinlik aklıma bile gelmezdi. Gelecek fırsat da yoktu açıkçası. Ama her şey öyle tatlı, öyle lezzetliydi ki. İftarda yediğim yemeğin tadı bir başka güzel olurdu, içtiğim su bile çok değerli ve lezzetliydi. Bu da orucun hikmeti işte kıymet öğreniyor insan.

Ramazanlarda bir de ek iş yapardı babam ve dayımlar. Ankara’da eski Ulus’tan meclise doğru giden yolda derme çatma barakalar kurulur şeker tezgahları açılırdı. Bizim de orada tezgahımız olurdu her yıl. Şeker, lokum satardık genelde. Zengin müşteriler için de draje çikolata bulundururduk. Bayram haftasına girdiğimizde heyecanımız artardı. Hem işlerimiz daha hareketlenir hem de bayram telaşı sarardı hepimizi. Bayram sabahı için günleri, saatleri, dakikaları sayardık. Çünkü o kadar güzeldi ki o sabahlar ve arifeler tabi.

Arife günü şekerleri bitirmeye çalışırdık ve tezgahları erken kapatırdık. O gün her zamankinden daha çok bağırırdım,” Şekere gel, şekere gel.”diye. Çünkü artık geceli gündüzlü başında nöbet tutarak ekmeğimizi kazandığımız şeker tezgahımızın son günüydü. Şekerler kalırsa atmak zorundaydık. Çünkü babam kalan şekeri Kurban Bayramında ya da bir sonraki yıl şeker bayramında asla satmazdı. Hep taze ve kaliteli şeker satardı müşterilerine. Bu yüzden bizim tezgahımızın önünde hep kuyruklar olurdu. Alışverişe gelen müşteriler beni de çok severdi tabi. Biraz tombul bir çocuktum ve benim çığırtkanlığım onların çok hoşuna gider, sevimli bulurlardı beni. Her alışveriş yapan başımı okşamadan ayrılmazdı tezgahtan.

Arife akşamına tezgahları erken kapatır evlerimize giderdik. Dayımlarla aynı apartmanda altlı üstülü otururduk. Akşam iftardan sonra banyo kazanları yakılır, evler kalabalık olduğu için banyoların önü kuyruk olurdu. Biz 5 kişilik bir aileydik. O yüzden kuzenlerim de bazen bize gelirlerdi yıkanmak için çünkü onlar daha kalabalıklardı. Ailenin bütün kadınları birbirlerinin çocuklarına bakar, yıkar, doyurur, giydirirdi. Bizde anne de, anneanne de, yenge de, teyze de, abla da herkes anaydı. Banyodan sonra bayram sabahı için heyecanlı bekleyiş başlardı. Bayram sabahı erkenden kalkar bütün erkekler bayram namazına giderdik. Ben her bayram namazında babamı izlerdim. Her seferinde namazda için için ağlardı. Hiç söylemezdi nedenini, hiç anlatmazdı. Kim bilir belki de anasını babasını özlüyordu.

Bayram namazı sonrası bütün erkekler bayramlaşır sonra kahvaltı için evlerimize dönerdik. Her sene kahvaltıda bir yerde toplanırdık. Bazen bizim evde, bazen dayımlarda, bazen anneannemlerde. Kete, haşlanmış yumurta, yeşil soğan ve köyden gelmiş dorak peynir mutlaka olurdu kahvaltılarda. Kahvaltıdan sonra biz küçükler harçlıklarımızı alıp çıkardık komşularla bayramlaşmaya ve şeker toplamaya. Babamlar ise o günü evde geçirirlerdi. Babam en büyük olduğu için bayram ziyareti için gelenimiz gidenimiz çok olurdu. İlk gün misafir ağırlama günümüz olurdu 2’nci gün ise iadeyi ziyaret günümüz. Bizi ziyaret edenler dahil tüm akraba ve komşulara gidilir bayramlaşılırdı. Yalnız ve kimsesiz yaşlılar varsa onlar da unutulmaz ziyaret edilirdi.

Biz çocuklar biriktirdiğimiz harçlıklarla lunaparka giderdik çılgınlar gibi eğlenirdik. Keşke şimdiki çocukların da bu imkanları olsa ancak bu artık mümkün görünmüyor.

Ne kadar güzel geleneklerimiz var aslında. Tatil dışında maneviyatın ve sevginin içimizde kabardığı çok özel zamanlar bayramlar. Bence ulusal bayramlarda tatil yapalım ama dini bayramlarda en azında 2 gün evimizde kalalım. Misafir ağırlayalım, ziyaretlere gidelim. O kapının çalmasını bekleyelim, kapısının çalınmasını bekleyenlerin evine ışık olalım, yüreklerine su serpelim. Çoluğu çocuğu olmayan yalnız birçok insan var. Onlar belki de bayramların gelmesini hiç istemiyorlar. Onları ziyaret edelim.

Teknolojinin nimetlerinden yararlanalım. Bu bayram çokça arayalım sevdiklerimizi. Hayırlı bayramlar. Kalın sağlıcakla...

www.netturk.com.tr